işçilerin patrondan, patronun da işçilerden nefret etmesine sebebiyet veren sistem. tabii ki her yer aynı değildir ama genel olarak siz götünüzü yırtarken patronun ve onun ekibinin fiziksel olarak hiçbir şey yapmamasına rağmen paraları cebe atması zorunuza gider. arada bir de sizin işinizi kontrol etmeye gelirler ve hiçbir şeyden anlamamalarına rağmen yorum yapmaktan çekinmezler.
geçtiğimiz günlerde bir fabrikaya iş görüşmesine gittim. yönetim katına çıktım ve genel müdürün yanına gittim. içeri girdiğimde counter-strike oynuyordu. anlayacağınız süper rahattı. işe alındıktan sonra ise fabrikanın depo bölümüne alındım. oradaki onlarca kişiden birinin bile 1 dakika oturup dinlenmesine fırsat yoktu. çalışmaya başlayınca, kapitalizmin ne olduğunu anladım. evet kısa olabilir ama asıl önemli noktası budur.
bir fabrikada günde 10 saat çalışan bir işçi düşünün. diyelim ki 25 liralık her bir ürünü 5 lira kar elde ederek 30 liraya satmaya çalışan bir patron var. bir saatte elde edilen kar miktarı yine 5 lira olsun. bu işçiyi günde 5 saat çalıştırsa 25 lira kar ediyor. bu 25 lira aslında ürünün fiyatı. fakat işçiyi 10 saat çalıştırarak toplamda 25 lira kar etmiş oluyor. yani bu işçi, patronun kar etmesi için fazladan 5 saat çalışmış oluyor. ne yazık ki işte kapitalizm böyle bir şey.
"ben çalışır ben yerim"cilerin ideolojisi. sosyalizm gibi "bedava eğitim, bedava ulaşım vs." gibi zırvalarla boğuşmayıp hayatın gerceklerini temel alan ideoloji.
Müslüman dünyasına; din elden gidiyor diye bütün cemaatlerin yıllarca düşman olduğu komunizmden dahi daha fazla zarar vermiş, voleyi vurmuş burjuvaların hoşuna giden ezik sistem.
dostlukları bozan, kardeşi kardeşe düşüren, yuvaları yıkan, zalimliğe alabildiğince prim verilmesinin sebebi olan sistemdir. bireyi muhatap almaz, manviyatla işi olmaz.
başlarında nike şapka, ayaklarında converse, üstlerinde adidas tişört, altlarında diesel pantolon, ellerinde coca cola alışveriş merkezlerinde fink atan günümüz gençliğinin "abi kapitalizm kötü yea, en iyisi sosyalizm." lafını ağızlarından düşürmeyerek kendi çaplarında küçük bi paradoks yaratmalarına meydan veren, günümüz dünyasında şu anda hakim olan en akıllıca ekonomik sistem.
bir insanın hayatını kazanmak için, çok da hoşuna gitmeyen bir işte koca bir gününü harcayıp, akşam eve geldiğinde yorgunluktan hemen yatağa girip, televizyon izlerken uyuya kalmasıdır.
uygarlığın bu düzeye ulaşmasında çok önemli payı olmasına rağmen, hem insanlar hem ülkeler arasında dev farklılık yaratmış, fosil yakıtların gelişmiş ülkelerce yoğun kullanımı ile iklim değişimini hızlandırıp, birçok ülkede kuraklık nedeniyle açlık ve daha da geri kalmalarına neden olmuş bir sistem.
öyle bir sistem ki, diğer seçenekler yerine, tüketimi hala her yıl artarak süren fosil enerjinin kullanımı ile ortaya çıkan gazların atmosfere verilmesi, dünyanın düzenini alt üst etmekte olmasına, insanlığın ve tüm ekolojik sistemin kısa sürede etkileneceğinin apaçık ortaya çıkması dahi fosil enerji kullanımının durdurulmasını sağlayamıyor.
kapitalizmin son yılardaki en güzel tanımımı "doğanın düşmanı" olmalı.
ya arkadaşlar elinizi vicdanınıza koyun (bkz: eli vicdadına koymak) ve söyleyin, kapitalizm denen şey olmasa, sevgiliniz ile birlikte burger king'ten hamburger, kendiniz için en fiyakalı arabalar, giysiler, bilgisayarlar, ipodlar, telefonlar alabileceğinizi mi sanıyorsunuz? kapitalizm sayesinde yani insanların para karşısında düştükleri acizlik sayesinde bugün adamlar evinizin önüne kadar kargoyla getiriyorlar son teknoloji ürünlerini. eğer kapitalizm yıkılırsa evinizin önüne gene bir şey gelir ama bu; 2 çuval ve 1 çuval patatesten başkası olmazdı. zira bildiğiniz üzere sovyet rusyasında insanlar maaş olarak temel gıda maddeleri alıyorlardı. şimdi bu gıda maddeleriyle yuvarlana yuvarlana yaşayan adam bir şey geliştirmek için ne kadar şevkle çalışır? ben size söylüyüm hiç!
kapitalizm denilen illet deyim yerindeyse sofraya herkesi davet eden, ama çoğunluğun suratına kapıyı kapatan, aynı zamanda eşitleyici ve eşitliksiz bir dünya: dayattığı düşüncelerde ve alışkanlıklarda eşitleyici, sunduğu fırsatlarda eşitliksiz.
abd'de milyarder zenginler toplam gelirin %40 ını almaktadır. kapitalist sistem hariç hiçbir yerde ekmek ve köfte bu kadar adaletsiz paylaşılmaz, başka hiçbir yerde yönetim hakkına sahip azınlıkla itaat etme ödevi olan çoğunluk arasıdaki mesafe bu kadar büyük değildir.
kapitalizm jandarma-adalet devleti olsun deniliyor. peki anlamı ne? devlet ucuz emek gücünü disipline etmekle uğraşmalı. düşük ücretlere mahkum ve iş bulamayan emek güçlerinin tehlikeli kalabalığını baskı altına almakla uğraşmalı. yani sosyal adaletin ceza adaletine indirgenmesi isteniyor ki indirgendi de. devletin baş edemediği yerde de tanrıya havale işin içine giriyor.
kapitalizm de yoksulluk beceriksizliğin hakettiği bir ceza. oyunun kuralları ya da kaderin cilvesi yüzünden yoksullar var.
savunanlar ya geri zekalidir ya da rahatlari yerinde olan kisilerdendirler.mali mulku olmayan,doktorluk,avukatlik gibi garanti meslekleri olmayip da bu duzeni savunanlar ya hic tarlada sabah 6 dan aksam 6 ya kadar sogan toplamamislardir ya geri zekalidirlar ya da bu isi hayal edecek kadar kapasiteye sahip degillerdir.belki kendi topragi olanlar da bu kadar saat calisiyorlardir ama onlarin basinda simdi ne emir verecek diye endiselenecekleri,karinlari aciktiginda daha ne kadar bekleyeceklerini soyleyecek birileri olmadigi icin cok daha rahattirlar.
yoksulun elindeki üç kuruşu alarak zengini daha da zenginleştirme çabası olan ekonomik model. Bir başka açıdan bakarsak para köleliği diye de tanımlanabilir.
çökeceğine inanmadığım, maalesefki parçası olmak zorunda(!) olduğumuz sistem. düşünüki bir sistem var, acayip yozlaşmış bir sistem; zaman zaman çökmenin eşiğine geliyor, hatta çöküyor ama bir şekilde daha güçlü ve yozlaşmış olarak karşımıza dikiliyor. işin daha da boktan tarafı çökmesine ve daha güçlü olarak geri gelmesine neden olan ise biziz; sistemin acımasız kurallarınca hayatta kalmaya çalışan bireyler. bütün bunlarla nasıl başa çıkabilirsin ki?
ahlaksızlığın ta kendisidir*. ama kendi içinde bir ahlakı vardır ve günümüzün ahlakı da budur. insanın düşünsel evriminin vardığı şu anki yerdir*. gelecekte ilkel olacak olandır aynı zamanda. ayrıca günümüzün yaygın ve baskın dinlerinin öğretileri kapitalizmin ahlakıyla gayet uyumludur . insan kendine neden acaba diye soruyor?