Kadınlar çok uzakta. "iyi geceler" kokar çarşafları.
Masaya ekmek koyarlar yokluklarını hissetmeyelim
diye.
Sonra anlarız suçun bizde olduğunu. Sandalyeden kalkıp
"Bugün çok yoruldun," deriz ya da "Boş ver, lambayı ben
yakarım."
Kibriti çaktığımızda, o yavaşça döner ve tarifsiz
bir dikkatle mutfağa yönelir. Sırtı nice ölülerle,
kamburlaşmış, hüzünlü bir tepe-aileden ölüler,
onun ölüleri, senin kendi ölümün.
Adımlarının gıcırtısını duyarsın eski döşemede,
bulaşık telindeki tabakların ağlayışını duyarsın
sonra da treni, askerleri cepheye götüren.
bu kadınlar kardeşlerimiz, analarımız, kızlarımız, insanımız bunu yaşarken saçını, rujunu, aşkını düşünen kadına da erkeğe de lanet olsun! lanet olsun lan ölüyoruz burda savaşta ya da türkiyede bir sokakta bitiyoruz lan çıkın sokakları yakın. bu gece kadınlar için sokaktayım! lan insan kılıklılar en sevdiğinize bunun yapıldığını düşünün hala geyik yapabilir miydiniz lan köpek soyları. kalbim acıyo lan etim acıyo.
Ülkemizde yerine bayan kelimisinin tercih edildiği cins isim. Bu cins-i lâtiflere kadın diye hitap edildiği zaman ben kadın değilim kızım ya da bayanım diye savunmaya geçiyorlar. Sebebi de kadın sıfatının sadece sevişilmiş dişilere verildiği sanrısı halbuki bu yanlış bir düşünce sevişin ya da sevişmeyin siz kadınsınız.
sana hissettirdiği duygular la, aşk olması sevgi olması gerekmez, senin betimleyebildiğin duyguların açığa çıkmanı sağlayan naif canlılar. seni edebiyat dahisi bile yapabilen naif varlıklar. dökülen kelimelerin esas sahibidir.
Kadın her yerde kadın. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden tutun, en geri kalmış kabilelerine kadar kaderleri hep aynı. Toplumun kendi kuralları doğrultusunda her zaman bir mücadele içindeler. Toplumun gelişmiş olması ya da refah seviyesine göre değişen kuralları aslında pek farklılık göstermiyor. Kendilerine bir şekilde dayatılan kurallar var. Kimi zaman toplum dayatmasa bile; kendi hemcinsleri/anneleri/çevresi dayatıyor. Çoğu zaman kendileri, kendilerine kurallar dayatıyor. Doğru ya da yanlış hep bir mücadelenin içerisindeler. inanın hiç fark etmiyor. Türkiye, isveç, Pakistan, çin, Amerika, kanada her yerde, her zaman kendilerinden bir beklenti var. Toplum tarafından, kendi vicdanları tarafından dayatılan, uymak zorunda oldukları kurallar.
Kadın, her yerde kadın. Kendilerine dayatılan kurallarla başa çıkabilmeleri, kendi kurallarını yaratabilmeleri ve kendi doğrularını dayatabilmeleri için kendi ayakları üzerinde durmaları gerekiyor. Kendi ekonomik özgürlüğü olan bir kadın pek siklemiyor kendisine dayatılan kuralları. Yanlış bile olsa kendi kurallarıyla yaşamak lüks geliyor. Kadınlara özel bir durum bu. Bir kadının kendi inandığı doğrularda yaşayabilmesi lüks. Kendi ekonomik gücü olan, kendi ayakları üzerinde durabilen her kadın, toplum tarafından kabul edilebiliyor, saygı görüyor, onun doğrularına saygı duyuluyor. Doğanın bir kanunu bu sanırım.
mesela
bekaret;
--spoiler--
toplumun;
örf/adet/töre/namus/kişilik/karakter gibi kişiye göre değişen bir dayatmasıdır.
kendi ayakları üzerinde duramayan, gariban kişilere oldukca sert sınırlar ile dayatılmış bir kural.
iyi bir eğitim almış, kendi ayakları üzerinde durabilen, ekonomik gücü olan, yani; koca/baba/abi/aile gibi kişilere muhtaç olmadan yaşayabilen hiçbir kadına sorulmaz bile.
tecavüze uğradığı, kız kardeşini kesebilecek bir adam, bir alman pasaportu için, kendi ailesininde katılımları ile 60 yaşındaki bir kadın ile davullu zurnalı düğün yapabiliyor.
çelişki.
kişinin kendisi ile çelişmesidir.
babalarımızdan kalan bir miras bu. bize dayatılan.
yanlış anlama olmasın;
kimse yollara düşüp, karşısına çıkan ilk kişinin altına yatsın, safsatası yapmıyorum.
ya da;
kimseye şirinlik göstermek adına, bekaret düşmanı kesilmedim.
ama; dayatmadır. gariban bi ev kızında mutlaka olması gereken, kendi ayakları üzerinde duran bir kadında hoş bir süprizdir.
kişilere göre, kişilerin güçlerine göre esnetilip, bükülen.
bu kadar üzerine düşülen bir ülkenin, en eli maşalı ve namus timsali idolleri sabah programlarında; 50 tane yarraktan dönmüş kadınlar olması komik sadece..
açın gazeteleri ya da seyredin magazin programlarını.
kendimize örnek aldığımız kadınların geçmişini biraz karıştırın.
kısaca;
garibandan bir kadında mutlaka olması gereken.
kendi ayaklarında durabilen bir kadında, olsa iyi olur.
zengin bir kadında, çok marjinal.
sonuç;
önemli ya da önemsiz olması kişilerin kendilerine dayattığı, toplumun kurallarına göre esneyebilendir.
--spoiler--
hanımlığını bozmadan erkeğini tüm ortamlarda taşırsa evini de yuvasını da rahatlıkla yönetebilecek ve el üstünde tutulabilecek olan varlıktır. yeter ki hanımefendi olsun, gerisi bir şekilde geliyor...
bir erkeğe bile daha çok yakışan feminist duyguları taşıyanlarına yazık olduğu aşikardır.kadın ve erkek eşit değildir.kadının ayrı erkeğin ayrı zaaf beceri ve istekleri vardır.arada olması gereken tek denge unsuru eşitlik değil adalet olmasıdır.kadınlar ve erkekler birbirine benzediği ölçüde kendilerinden ödün verirler.kadınlar ve erkekler birbirlerinin farklılıkları ne kadar çoksa o derece birbirlerine ilgi duyarlar.günümüzde büyük aşkların çok yaşanmama nedenlerinden birincisidir kanımca kadın ve erkeğin birbirine benzemeye meyletmesidir.biz farklıyken güzeliz hanımlar.erkekleşmek erkek gibi giyinmek kendini erkekle bir tutmak yada diğer pencereden bi kadın kadar yumuşak olmak onun gibi giyinmek onun gibi konuşmak aradaki farkı kapatır.farklı olan şahsına münhasır olan herşey değerlidir.ne mutlu kendi karakteristiğinden ayrılmayan insanlara.evet homofobiğim.bunlada gurur duymaktayım.