yahya kemal beyatlı demiş ya hani: " ankara'nın en çok istanbul dönüşlerini seviyorum" diye... bir badire atlaşmışcasına hissetmiyor değilsiniz hani seyir boyunca. yol önünüzde uzadıkça uzar. bir uçta sevgiliye kavuşma merasimi tadında ait olmadığınız, topraklarına ziyaretçi adımlar ile bastığınız kent *; bir tarafta dönüş yaptığınız, ait olduğunuz, sizi benliğinizle saran, karşılayan, kendinizi bulduğunuz kent...
nasıl anlatmalı bilmem ki istanbul'u. önce gerdanından size büyülü kokusunu zerk eder, ardından o bildiğiniz, artık sevişmekten tanıdık olduğunuz vücudun alışkanlığının ağırlığını hissettir aheste. en çok da bu yüzden çekip gidemezsiniz ya; o lanet alışkanlığın ait olma hissi, bu hissin verdiği huzur, her kıvrımının ezberlenmesinin verdiği kanıksama hadisesi. en çok bu yüzden sırtınızı dönüp gidemezsiniz ya; en çok bu yüzden mıhlanırcasına kalırsınız ya havasında, suyunda, ayrı tadında... en çok bu yüzden esir hayatlar yaşarsınız ya özgürlüğün bereketinde.
usunuzun en derinlerine usuldan girer şehrin şarkıları. gecesi güzel mavisine bürünmüş kent, mistik ruhunu nakşetmeye hazır eyler kendisini. bir şiir tadında, bir kadın mısralı şarkıda, bir yıldız çoğulluğunda, bir kalabalığın akışkan yapışkanlığında, bir susam kokusunda; masalda vardır istanbul, şarkıda, yaşam öyküsünde, kabuk tutmuş aşkta, bir anne özleminde.
o denli ağır, o denli kifayetsiz, o denli ruhumuz olan, o denli bağımlılık yapan, o denli baştan aşağı bizi kendimiz kılan kenttir istanbul.
Dünyada yedi tepe üzerine kurulu 2 şehirden biri.
Beşiktaş iskelesinde fasıl dinleyip hüzünlendiğim hem harika hem berbat şehir.
Bu şehirde yaşamak yürek ister.
içinde yaşamak isteyenlerin büyük bedeller ödemesi gereken hatta ödedikleri şehir... hiçbir yer buradan daha iyi ve kötü olamaz... parası olanların cenneti, parası olmayanların ise her gün değişik bedeller ödediği ama bir türlü yaşamayı beceremediği yer...
tüm acıların ve mutlulukların başkenti...
varoş semtleri ile elit semtleri arasında dağlar kadar fark olan, milletvekilleri, valisi, emniyet müdürü ve belediye başkanlarının yönetmekte sıkıntı çektiği, basiretsiz kaldığı, beceriksizliklerinin bedelini yaşayanlarının ödediği tarihin değiştirildiği yer...
olmazsa olmazlığı ile vazgeçilmez tek uyuşturucu...
kelimeler basit kalmıştır bu şehri anlatırken. bundan dolayı yazın güneş batarken eminönünden harem vapuruna binilmelidir, yolculuğa bir çay, bir simit ve tabii ki martılar eşlik etmelidir. işte o zaman istanbulun nasıl bir şehir olduğu anlaşılır.
sevilesi, gidilesi, gezilesi, yaşanılması pek tavsiye olunmasa da hayatımızda önemli bir yeri işgal etmesi gereken şehir.ama orda yaşamak için ölen delilerden olmak büyük bir onurdur.
her gece rüyamda gördüğüm, girmediğim çoğu sokağını, kokusunu bile hatırlayamadığım denizini, sesini duymadığım martılarını, vapurlarını her an tüm benliğimle hissettiğim, her dakika daha fazla gitmek istediğim, kalbimin diğer yarısının attığı şehir.
yavaş yavaş beyazlara bürünmekte.. kışın geç ama sağlam geldiğini görebiliyorum kendisine bakınca.
her daim büyüleyici bir çekiciliği vardır istanbul'un. bu şehirde yaşamaya başlamak, sıfırdan değil eski rakamlardan başlamak demektir birey için. ya da sıfırdan başlayabilecek kadar güç varsa, mutlaka eksi değerleri görmek demektir.
beyazlara bürünüşüyle bile eksiler katabilir bünyesindeki hayatlara.. dikkatli olmak gerekir her daim.
istanbul'u tanımlamak şöyle dursun, o'nu anlamak ve anlatmak çok uzun zaman dilimleriyle ifade edilebilir. bu noktada ve bir çok anlamda kilitlemektedir içinde yaşayanları.
Memleket orasidir.
Bir kere tatmissaniz havasindan, derdinden, suyundan osundan busundan bir daha unutamazsiniz.
HErkezin hayatinda baska anilar birakir. Orasi bir dir bir kalicaktir. Nereye gidersen git onun ozlemi baskadir. Canimdir kanimdir. Ozlerim....
madden, manen, metafizik olarak...
bi adem oğluna ne gerekiyorsa içinde herşeyi barındıran şehir istanbul. aşık olmanın tanımını daha bi farklı yaptıran şehir istanbul. susadığımda bi bardak su istanbul. üşüdüğümde sobalı evin sobalı odası istanbul. dünyanın hiçbir yerinde trafik sıkışıklığı bile çekici gelmez insana. napoleon demiş ya hani ; ''eğer dünya tek bir ülke olsaydı başkenti istanbul olurdu'' diye. öyle bir şey istanbul. hayallerimi kuran. hayallerimi yıkan. güldüren, ağlatan şehir istanbul. seni sevdiğim kadar bi bayanı sevebilseydim keşke. öyle şanslı hissederdi ki kendini inan. ama sen bana naz yapmaya devam et istanbul. sevindiğinde güneş açsın. kızdığında fırtınalar kopsun. keşke bi bulut gibi seni yukardan seyredebilsem hep. yağmur olup yağabilsem üzerine. istanbul. seni çok seviyorum.
çektin gökyüzene hüzünleri
havayı yine kararttın be istanbul
şimdi yavaş yavaş döküyorsun içini
sende sığdıramdın dimi bulutlara
içini sende boşaltıyorsun
ne şuçu vardı sarı saçlı kızın
evine ekmek götüren babanın
sahilde çay içen dostların
bak onları da ıslattın
ağğ be istanbul ne olucak
senin ile benim durumum...
her şeye rağmen inadına güzel.ne onunla olunan, ne onsuz.ayrı kalındığında,bir günde özlenebilen ve kavuşulduğunda aynı hızla nefret edilen.siyah-beyaz, renkli, her fotoğrafta fotojenik.damarlarında dolaşırken zehir mi ,şifa mı anlayamadığın.uyuşturan ama irkilten de aynı anda.berbatla muhteşemi bir arada barındıran.yegane evlenmek istenecek bir fahişe ,ama tam tersi bir o kadar da kutsal.zıtlıkların yakıştığı.daha ne diyeyim benim gibi adamı bile şair yaptı be!...