pahalı bir hayat kadını gibidir. dışarıdan çok güzel ve çekici olsa da orospudur işte... siz ona ne kadar para harcarsanız o da size o kadar iyi davranır.
kimileri için yepyeni bir hikayenin başladığı mekan, kimileri için sonsuz ve sorunsuz bir aşk masalı, kimisi için gelecek kapısı, kimisi için ekmek parası.***
Trafik, çamurlu yollar, her şeyin sahtesinin satıldığı dükkanlar, kapkaççılar, tinerciler, her fraksiyondan teröristler, magandalar, kabadayılar, serseriler, para kazanmak için ameliyat eden doktorlar, para toplayan camiler, esrar satılan fuhuş yapılan okullar, organ mafyaları, otopark mafyaları, mahalle mafyaları, içilmeyen pis suları, başka illere göre en az üç kat pahalı fiyatları, sürekli yapılan yolları, dışı tuğlalı yamuk apartmanları, leş gibi kokan semt pazarları, sürekli işe geç kalmış kavgacı halkı, trafikte yarış yapan veletleri, üzerinize gelen otobüsleri, yolun ortasında duran minibüsleri, her fırsatta kazıklayan taksicileri, toplantıya mafya ve iş adamı taşıyan ambulansları, acil servislerde bekleyen yaralıları, sokağa bırakılan çocukları, dilencileri, sahtekarları, dolandırıcıları, leş gibi kokan fastfood ları, kültür zenginliği maskesiyle korunan varoş mahelleri, rüşvetçileri, kirli havası, leke bırakan pis yağmurları, hırsızları, sadece şiirlerde güzel bahsedilen istanbul boğazı, yıllanmış buzhane balıklarını satan balıkçıları, 3 liralık yemeği betonm üzerinde boğaza bakarak yemek için 33 lira hesap getiren lezzetsiz lokantaları, insanların birbirine çarparak yürüdüğü istiklal caddesi, mafya kontrolüne geçmiş yada belediye tarafından peş keş çekilmiş parkları ile istanbul, türkiyenin pis kokan koltuk altıdır.
3 senem kaldı bu rezil insanlardan ve rezil köyden kurtulmama. Görev bitecek ve buradan asla geri dönmemek üzere gideceğim. istanbulda doğdum. istanbulda büyüdüm. istanbulda üniversite okudum. Her ayrıldığımda mutlu oldum. Hiç bir zaman özlemedim. Herkesin bir çilesi vardır, benimki istanbula ve istanbullulara katlanmak.
Bir fırtına koptuğunda, güzelleşir ya şehir birden. işte orası istanbul'dur.
Aslında sadece birkaç haftadır istanbul'da olan biri olarak, istanbul hakkında ahkam kesmek doğru olmayablir. Ancak gördüklerimi paylaşmanın vereceği huzuru düşünerek giriyorum bu entry yi.
Bir sonbahar akşamıdır. içinden deniz geçen bir kentin, insana yaşattığı küçük olma duygusu, dalgakıranın en ucunda dururken suratınıza vuran rüzgar ile birleşerek, sizi iyiden iyiye hüzünlendirir.
kendinizi anlamsız ve kazananı olmayan, olmayacak bir savaşın içinde hissedersiniz. çocukça bir oyun gibidir bir yandan. ama vazgeçmek gelmez içinizden.
Kadıköy iskelesinden avrupaya doğru bakılır iyice, karşıda bulutlar toplanmıştır, gökyüzünde şimşekler hiç durmadan korkutmaktadır su damlacıklarını. siz ise bunu uzaktan izlersiniz bir süre.
ardından kendi tarafınıza bakarsınız, cılız bir beyaz bulut kümesi görünür sadece. üzülürsünüz.
işte tam o anda, geri dönünce, bir başka bulut kümesinin, sizden geride gözyaşı döktüğünü anlarsınız.
iki tarafta savaşa hazırlanan ordular vardır. bir saat sonra tam üstünüzde müthiş bir fırtına kopar.
söylenilenlere bakılırsa yaklaşık 1 milyondan fazla sivaslının yaşadığı ve bünyesinde büyük bir tarih ve kültür barındıran, birçok dinin temel ve önemli unsurlarını içeren, türkiyenin 3 büyük kulübünün ev sahibi ve benim üniversite hayatımın geçtiği 12 milyonluk mega şehir.
ankara dan güzel tek yanı denizi olan şehir. denizi de olmazsa beş para etmez. insanları para için yaşar olmuş. yardım etmek, komşuluk, hayır işi kalmamış. iki hatta üç dört beş üçgeni yüzlü insanlara adamış artık kendini. karı yoksa kimse size iyilik yapmaz. adres bile tarif etmiyorlar amk.
bazen, günde iki kez geçtiğiniz ama hep çok işiniz, az zamanınız olduğundan bir yerlere yetişmek durumunda olduğunuz için boş boş baktığınız köprüsünün manzarasına bir de onu ilk kez görmüş bir yabancının gözlerindeki hayranlık ifadesinden etkilenip onun gibi baktığınızda durduk yere insanın içine huzur dolduran şehir.
yalnızlığın başkenti. baktıkça nefret edilen ama sapık bir tutkuyla tutkun ve aşık olunan şehir. insanı hem sadist hem mazoşişt yapan, boktan ama büyülü.
yaşam kavgasını, kaygısını sonuna kadar hisseden bir yer.. kayıp ruhlarla dolu..
amaçsız, sade, güzel istanbul..
bu şehre buraya ait olanların gözünden bakıyorum bu aralar..
sevdikleri gibi sevemedim.
eksik bir şey mi var, anlayamam
bak çayım, sigaram her şeyim tamam..
"hamileliğin son anlarında aşırı kilo alıp, bir sonraki günü dahi taşıyamaz olmuş bir kadına benziyordu istanbul. attığı her adımdan, azametle büyümüş vaatkar karnından su sesleri yükseliyordu dalga dalga. sürekli yiyordu ya, yediklerinin ne kadarının kendine ne kadarınınsa içinde gün be gün büyüyen o küçümen, kırılgan ve asla doymayan cana yaradığını artık kendi de bilmiyordu. ... yıllar, yüzyıllar boyu şiştikçe,şişmişti. ... yiyor ve içiyordu patlayasıya"
semtine göre dili değişen nadide, güzel bir şehirdir. mesela aksaray'da rusça, zeytinburnu'nda kürtçe, bahçeşehir'de tikky türkçesi**, yeşilköy, bakırköy gibi yerlerinde kısmen de olsa ermenice gibi.
kavgamızın başkenti...herhalde ona en çok da bu yakışıyor...dünyanın en güzel şiirleri ona yazılmıştır..dünyanın en güzel hasretlikleri ona yazılmiştir..dünyanın en öfkeli çiktıları yine ona yazilmiştir...ve istanbul o "güzel günler göreceğiz çoçuklar güneşli güzel günler" den sonra çok daha güzel olacaktir...ve taksim meydaniyla, kadiköyüyle, kartal sahiliyle,armutlusu.gülsuyusu,kavga dolu gazisi,okmeydaniyla...yani o herşeyiyle bizimdir..emekçilerindir...
salkım salkım tan yelleri estiğinde
mavi patiskaları yırtan gemilerinle
uzaktan seni düşünürüm ıstanbul
binbir direkli halicinde akşam
adalarında bahar
süleymaniyende güneş
hey sen güzelsin kavgamızın şehri
ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
bakışlarımda akşam karanlığın
kulaklarımda sesin ıstanbul
ve uzaklardan
ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
sen şimdi haramilerin elindesin ıstanbul
plajlarında karaborsacılar
yağlı gövdelerini kuma sermiştir.
kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
meyvesini birlikte devşirirler
sen şimdi haramilerin elindesin ıstanbul
et tereyağı şeker
padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
yumurta masalıyla büyütülür çocukların
hürriyet yok
ekmek yok
hak yok
kolların ardından bağlandı
kesildi yolbaşların
haramilerin gayrısına yaşamak yok
almış dizginleri eline
bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
onların kemik yalayan dostları
onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
ve sen esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
ve sen
ve sen haktan bahseden ortaköyün cibalinin işçisi
seni öldürürler
seni sürerler
buhranlar senin sırtından geçiştirilir
ıpek şiltelerin istakozların
ve ahmak selameti için
hakkında idam hükümleri verilir
haktan bahseden namuslu insanları
yağmurlu bir mart akşamı topladılar
karanlık mahzenlerinde şehrin
cellatlara gün doğdu
kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
bir kalem yazın vardır
dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
söylenmez
haramiler kesmiş sokak başlarını
polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
haramilerin elinde
ve mahzenlerinde insanlar bekler
gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
boşuna çekilmedi bunca acılar ıstanbul
bulutların ardında damla damla sesler
gülen çehreleri ve cesaretleriyle
arkadaşlar çıktı karşıma
dindi şakalarımın ağrısı
bir kadın yoldaş tanırdım
bir kardeş karısı
hasta ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
gebeliğin dokuzuncu ayında
aç kurtların varoşlara saldırdığı
tipili bir gece yarısı
sırtında çok uzak bir köyden indirdi
otuzbeş kiloluk sırrımızı
zafer kanlı zafer kıpkırmızı
boşuna çekilmedi bunca acılar ıstanbul
bekle bizi
büyük ve sakin süleymaniyenle bekle
parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
mavi denizlerine yaslanmış
beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
ve bir kuruşa yenihayat satan
tophanenin karanlık sokaklarında
koyunkoyuna yatan
kirli çocuklarınla bekle bizi
bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
bekle dinamiti tarihin
bekle yumruklarımız
haramilerin saltanıtını yıksın
bekle o günler gelsin ıstanbul bekle
sen bize layıksın
göçlerle birlikte kent kimliğini tamamen yitirmiş metropol. kuzey kıyıları dışında kent kimliği ve bilinci kalmamış diyebiliriz. ayrıca büyükşehir belediyesinin ve ilçe belediyelerinin imar çılgınlığıyla ne yazık ki bir beton yığınına dönüşmüştür.
teror saldırılarına ragmen inatla yasanacak, yasanmaktan vazgecilmeyecek, sevilecek, 1453'ten beri bizim olmasından gurur duyulacak turk sehridir. istanbul'lu olmamama ragmen soylemeliyim ki tum turklerin gozbebegidir, allah korusun herhangi bir tehdit anında tum anadolu tarafından savunulacaktır. aynen 9 eylul 1922'de izmir'i kurtarmak icin tum anadolunun seferber olması gibi.
eskiden taşı toprağı altınken artık taşının altindan bomba çıkan, nerde çokluk orda bokluk atasözünün uygulamalı olarak yaşandığı güzel yurdumun güzel şehri.
şimdiye kadar görülmüş ve bundan sonra da görülebilecek en güzel orospudur istanbul. hani zorla bir şeyleri ellerinden, bedenlerinden, ruhlarından alınmış kadınlar vardır ya hani hayat kadınları deriz onlara işte onlar gibidir istanbul. zorla içine girilmiş, işgal edilmiş, ruhu yaralanmış, kirletilmiş ama hala çok güzel olan hayat kadınları vardır ya hani onlar gerçekten bu hayatın kadınlarıdır. işte istanbul da bu hayatın şehridir, başka yaşanılası yer olmamacasına, asla vazgeçilemeyen ten tadında, tutku yolunda, istanbul budur, vazgeçilmezdir..