istanbul boğaz manzarasından, trafikten, kapkaçtan mı ibarettir...
hep aynı şeyler söylenmez mi istanbul için;
gezilecek şehir, yaşanacak değil... kimisi de her şeye rağmen aşıktır istanbul'a.
istanbul sevgisi steinback felsefesine benzemez mi? siyah ya da beyaz, iyi ya da kötü...
istanbulu ya sevmezsin ya da aşık olursun.
ortası yoktur. eğer ki varsa ortası, yeterince tanımamıştır, hissedememiştir kişi.
en çok kişileştirilen şehirdir.
kadını yerine koyan...
yarım kalmış aşkı gibi gören...
karmaşık hayatına benzeten...
işin içine istanbul girince
denizi sevmese de boğazı sever çoğu...
sokak satıcılarından bir şey yemese de, istanbul'da yemek ister ekmekarası balık.
yürümekten hoşlanmasa da bi bebek, bi moda yürüyüşü zor gelmez.
özeldir istanbul.
güzeldir.
istanbul eşittir hüzündür. istanbul yağmurda pencerenin önünde ağlamaktır..camdan kar tanelerine bakıp ağlamaktır.. insanların hüzünlerini bilip hüzünlenmektir. istanbul eşittir hüzündür.
" istanbul guzeldir, fakat garabeti guzelliginden fazladir. insan bu sehirde ne yapacagini sasirir, arzular birbirinin ustune yayilir ve zaman kacip gider, insan hem butun omrunu istanbul'da gecirmek ister hem de cantalarini kaptigi gibi hemen ertesi gun bu sehirden uzaklasmayi dusunur. farkli ve vazgecilmez bir cekiciligi vardir. " *
hakkında neler yazılmadı, neler anlatılmadı
nasıl bir şeysin ki yazan kalemler bir saniye bile durmadı,
anlatan ağızlar bir an bile susmadı,
yolların kimlerin ayağına takılıp düşürdü, kimleri hayata döndürdü,
kimleri aşık ettin kendine, kimlerin aşkına aşk kattın güzelliklerinle hatta ve hatta çirkinliklerinle,
o çirkinliklerinde bile hissettirdiğin tekliğinle, eşsizliğinle,
bir yağmurunla kattın önüne kaç kişinin dertlerini de götürdün sahiplerinin temiz bedenlerinden boğazının en derinlerine,
bir silkelenişinle o diplerindeki acıları nasıl da dağıttın yüreklere yeri gelince,
öğrettin sevenlerine;
acı vermiyorsa bir şey
aşık da edemez kendine,
bakın dedin en büyük acılar da bende istediğiniz bütün en'ler de...
pahalı bir hayat kadını gibidir. dışarıdan çok güzel ve çekici olsa da orospudur işte... siz ona ne kadar para harcarsanız o da size o kadar iyi davranır.
kimileri için yepyeni bir hikayenin başladığı mekan, kimileri için sonsuz ve sorunsuz bir aşk masalı, kimisi için gelecek kapısı, kimisi için ekmek parası.***
Trafik, çamurlu yollar, her şeyin sahtesinin satıldığı dükkanlar, kapkaççılar, tinerciler, her fraksiyondan teröristler, magandalar, kabadayılar, serseriler, para kazanmak için ameliyat eden doktorlar, para toplayan camiler, esrar satılan fuhuş yapılan okullar, organ mafyaları, otopark mafyaları, mahalle mafyaları, içilmeyen pis suları, başka illere göre en az üç kat pahalı fiyatları, sürekli yapılan yolları, dışı tuğlalı yamuk apartmanları, leş gibi kokan semt pazarları, sürekli işe geç kalmış kavgacı halkı, trafikte yarış yapan veletleri, üzerinize gelen otobüsleri, yolun ortasında duran minibüsleri, her fırsatta kazıklayan taksicileri, toplantıya mafya ve iş adamı taşıyan ambulansları, acil servislerde bekleyen yaralıları, sokağa bırakılan çocukları, dilencileri, sahtekarları, dolandırıcıları, leş gibi kokan fastfood ları, kültür zenginliği maskesiyle korunan varoş mahelleri, rüşvetçileri, kirli havası, leke bırakan pis yağmurları, hırsızları, sadece şiirlerde güzel bahsedilen istanbul boğazı, yıllanmış buzhane balıklarını satan balıkçıları, 3 liralık yemeği betonm üzerinde boğaza bakarak yemek için 33 lira hesap getiren lezzetsiz lokantaları, insanların birbirine çarparak yürüdüğü istiklal caddesi, mafya kontrolüne geçmiş yada belediye tarafından peş keş çekilmiş parkları ile istanbul, türkiyenin pis kokan koltuk altıdır.
3 senem kaldı bu rezil insanlardan ve rezil köyden kurtulmama. Görev bitecek ve buradan asla geri dönmemek üzere gideceğim. istanbulda doğdum. istanbulda büyüdüm. istanbulda üniversite okudum. Her ayrıldığımda mutlu oldum. Hiç bir zaman özlemedim. Herkesin bir çilesi vardır, benimki istanbula ve istanbullulara katlanmak.
Bir fırtına koptuğunda, güzelleşir ya şehir birden. işte orası istanbul'dur.
Aslında sadece birkaç haftadır istanbul'da olan biri olarak, istanbul hakkında ahkam kesmek doğru olmayablir. Ancak gördüklerimi paylaşmanın vereceği huzuru düşünerek giriyorum bu entry yi.
Bir sonbahar akşamıdır. içinden deniz geçen bir kentin, insana yaşattığı küçük olma duygusu, dalgakıranın en ucunda dururken suratınıza vuran rüzgar ile birleşerek, sizi iyiden iyiye hüzünlendirir.
kendinizi anlamsız ve kazananı olmayan, olmayacak bir savaşın içinde hissedersiniz. çocukça bir oyun gibidir bir yandan. ama vazgeçmek gelmez içinizden.
Kadıköy iskelesinden avrupaya doğru bakılır iyice, karşıda bulutlar toplanmıştır, gökyüzünde şimşekler hiç durmadan korkutmaktadır su damlacıklarını. siz ise bunu uzaktan izlersiniz bir süre.
ardından kendi tarafınıza bakarsınız, cılız bir beyaz bulut kümesi görünür sadece. üzülürsünüz.
işte tam o anda, geri dönünce, bir başka bulut kümesinin, sizden geride gözyaşı döktüğünü anlarsınız.
iki tarafta savaşa hazırlanan ordular vardır. bir saat sonra tam üstünüzde müthiş bir fırtına kopar.
söylenilenlere bakılırsa yaklaşık 1 milyondan fazla sivaslının yaşadığı ve bünyesinde büyük bir tarih ve kültür barındıran, birçok dinin temel ve önemli unsurlarını içeren, türkiyenin 3 büyük kulübünün ev sahibi ve benim üniversite hayatımın geçtiği 12 milyonluk mega şehir.
ankara dan güzel tek yanı denizi olan şehir. denizi de olmazsa beş para etmez. insanları para için yaşar olmuş. yardım etmek, komşuluk, hayır işi kalmamış. iki hatta üç dört beş üçgeni yüzlü insanlara adamış artık kendini. karı yoksa kimse size iyilik yapmaz. adres bile tarif etmiyorlar amk.
bazen, günde iki kez geçtiğiniz ama hep çok işiniz, az zamanınız olduğundan bir yerlere yetişmek durumunda olduğunuz için boş boş baktığınız köprüsünün manzarasına bir de onu ilk kez görmüş bir yabancının gözlerindeki hayranlık ifadesinden etkilenip onun gibi baktığınızda durduk yere insanın içine huzur dolduran şehir.