içinde sevdiceğimin bulunduğu şehir. tarih kokar, yaşanmışlık kokar orası. her gittiğimde farklı ve güzel duygulara kapılırım. her yeri hayranlık uyandırır.
adına şiir yazılası nadide sevgili. hani moda bi' laf var dostlar. "istanbul şiir yazdırır ama ankara da roman yazdırır" diye. ankaralı kıymetli kardeşlerim darılmasın, kırılmasın. bilmiyorum belki de ankara'yı hiç görmediğim için bu kadar peşin hükümlüyümdür. istanbul yazıya dair ne varsa yazdırır adama. bilmiyorum, kafa yapısı değişiyor, anatomisi değişiyor bi' anda insanın. istanbul'un adı bile yetiyor burundan derin bir nefes almak için. ve yanakları şişirerek kuvvetli bir soluk verişi sarıyor sizi. baktığınız pencere buğulanıyor. siz istanbul'un boğazında düğümleniyorsunuz.
kör olanların şehri.
biz artık her köşe başında yerde yatan insanlar, eli kolu bacağı olmayan insanları gördükçe körleşen insanlarız. umudumuz yok mu? tabii ki de var. ama suratlarımızın asıklığından bahsederler hep. her hangi başka bir şehirde yaşayanların * bile buraya gelince bir süre sonra temposuna alıştığı, yüzünün asıklaştığı, kör olduğu şehir.
her köşe başı başka aşk, her semti ayrı bir melodidir. istanbul anlatılamaz. istanbul yaşanır. gecesi ağzı rakı kokan bir kevaşe, gündüzü yeni doğan bir umuttur istanbulun.
kadıköy rıhtım
beyoğlu kahve
eminönü camiidir.
istanbul güzeldir..
1950'lere 1960'lara kadar şüphesiz ki çok güzeldi ne zaman biz istanbul'un üstüne bir şeyler ekledik o zaman onun içine ettik. şehircilik, belediyecilik anlayışımız ne kadar boktan olduğunun en müthiş örneği istanbuldur. dünyanın en güzel şehrini dünyanın en yaşanmaz, hoş olmayan şehrine çevirmeyi başarmışız ya ben daha konuşmayım.
Adamın birine sormuşlar,
Paran olsa ne yapardın
Demiş ki:
Birer kürk manto alırdım
Bütün güzel kadınlara
Bana da deseler
Ya sen ne yapardın
Vapura atlayıp
Doğru istanbula giderdim
Ah, benim güzel istanbul'um