bi sik degildir, geldigim ilk gunden beri soyluyorum.
guzel sehir allah' i var. ama buyuk ask duyulacak, ondan baska sehirde yasanilamayacak, olecek bitecek bir sehir de degil. burada yasayabilmek marifettir. insanin omrunden , parasindan , sevdiklerinden goturur.
hele ki baba parasi ile universite okuyan ergenler istanbul asklari ile neden ovunurler anlamis degilim. hadi o siktir olup gidecek belki okul bitince de, su istanbul asigi orta halli insanlara soyleyecek soz bulamiyorum. siken sevilir misali asiklar istanbul' a. ''e izmir' e, aydin' a eskisehir' e gidin, rahat rahat yasayin'' desek gitmez pezevenkler. ellerinin tersi ile iterler firsati. yaa siz gidin soz ben sikicem sizi, aratmayacagim istanbul' u... tovbe tovbe.*
başına gelmiş gelebilecek en kötü şey "insanlar" olan şehirdir.
gece vakti, bak gece diyorum iş çıkış saati falan değil, sahil yolunda yeşilköy - zeytinburnu istikameti tarafında gidersiniz. pardon gidemezsiniz. neden mi? çünkü o 2 şeritli sahil yolunun 1 şeridi gecenin bir vakti "piknik yapmaya gelen aileler"in arabalarıyla kapatılmıştır. şaka herhalde dersiniz ama değildir. tek şeride düşmüş yolda trafik akmaz, yarım saat beklersiniz kontak kapatıp. he bu sırada hemen yanınızdaki şeritte, sahilde piknik yapanların arabalarından piknik araç gereçlerini getir götür yapışlarını görür, keyifle mangal yapışlarını seyreder, istanbul'u terk etme isteğini hissedersiniz.. çünkü dünyanın en güzel şehri bile böyle medeniyetsiz insanlarla çekilmez hale gelir.
ekim ayının başından itibaren temelli kurtulacağım doğup büyüdüğüm ama pek iyi bir yanını göremediğim şehir. bana sorsalar izmir, aydın, muğla gibi bir şehirde doğup büyümek isterdim. millet 80-90 km lik yolu 1 saatte giderken sen 20 km lik yolu lanet trafik yüzünden 1 saatte gidersin.
toplu taşıma araçlarından nadiren boş yer bulup oturabilirsin. metropol olma sebebiyle türkiye'nin her bakımdan en pis şehridir hadi ben gencim bu kadar dayandım ama 30-35 yaşında olup bu şehre sövüp bir yandan da bu şehirden ayrılmaya korkanlara* bir şey diyemiyorum. andre gide demiş onlara bir şey: "kıyıyı gözden kaybetmeye cesaretin yoksa asla okyanus geçemezsin".
hala bu şehirden nefret ediyorken kaçın kurtulun başka bir yere göç edin. daha düşük gelir ile daha yüksek hayat standartlarını yakalayabileceğiniz şehirler var bu ülkede.
sol framede her gordugumde kendimi yazmak zorunda hissettigim sehir. asik oldugum sehir. bir gun kapak atacagim insallah dedigim butun hayatimi bok eden ama kopulamayan asla esi benzeri olmayan farkli bir dunya. tadina varamayan bilemez bu dunyayi uzaktan oda ne oluyor diyebilirsiniz kendini size asik ettimi vay halinize!
her zaman olmak istediğim hiçbir zaman olamadığım sabah taksimde yürümenin bile bir başka olduğu dünyanın türkiyenin evrenin en güzel şehri.öyle bir şehir düşünün ki 15 milyon nüfusu olsun bok gibi trafiği olsun can güvenliğiniz olmasın.ama bu kadar bokluğa rağmen dünyanın en güzel şehri.işte istanbul böyle bir yer.
Öyle bir şehir ki gitmek istediğim yaşamak istediğim fakat bir o kadar kendinden uzak tutan şehirdir. Zamanın ötesinde hayallerimin saklı olduğu kenttir.
hani derler ya "istanbulda yaşamak istiyorum" diye. ben bunu hiç bir zaman demedim. kader bu ya yolum düştü, şimdilik bir ay -gelecek bilmem ne kadar zaman olur- için yalnızım istanbulda .aile yok,arkadaş yok. uzak bir akrabanın yanı konumum. dün sarhoş oldum körkütük, başladım ağlamaya ben gitmicem staja diye. ama ayığım şimdi hiç olmadığım kadar hemde. gerçek yüzüme vuruyor hiç sevmediğin bu şehirde olacaksın yarın işte diye.
1 ay sonra tekrar yazıcam bu başlığa evime döndüğüm zaman.
düşünceler değişir miymiş, istanbul bu kadar güzel miymiş herkes için anlamak için. orda yaşamış tarafsız bir birey olarak.
arada bir küsülesi şehir. Özlemi duyulası şehir. Birkaç gün önce varımı yoğumu ve tabii ki hatıra kutumu aldım gittim. Özlemeliyim biraz. Belki çok sonra gelirim.