yıllardır mübadele yapılmasının gerekliliğini anlattığım fazla kozmopolit, fazla kalabalık yani herşeyin fazlasının olduğu bir şehir. ucu bucağı yok, eşitsizliğin haddi hesabı yok, ekonomide yaşam kalitesindeki uçurumlar kocaman....
herşeyiyle seviliyor katlanılıyor ve mahvediliyor. ben istanbul'un kendine acıyorum seviyoruz diyoruz onu üzmekten başka işe yaramıyor sevgimiz.
12 kasımda sevgilimle birlikte günübirlik bir gezi düzenleyeceğim şehir. fakat oldukça istanbul cahili olmam sebebiyle siz sevgili yazar kardeşlerimden yardım istemekteyim.
sabah 7 de atatürk havalimanında olacağım ve akşam 7 de tekrar atatürk havalimanında olacağım. sadece ve sadece raylı sistemleri kullanacağım. arada sırada taksiye de binebilirim. gezeceğim yerler için: galata kulesi, aynalıkavak kasrı, topkapı sarayı, ayasofya, sultanahmet camii, yerebatan sarnıcı, kapalıçarşı.
bana uygun bir rota belirleyebilirmisin arkadaşlar??
Yahya Kemal'in "Ankara'nın en güzel yanı istanbul'a dönüşüdür" sözü bile yeterlidir.özlenen şehirdir canlıdır. adeta her tür kültürü yaşamı barındırır.
üçüncü kez geldiğim istanbulu ilk defa bu kadar çok gezdim sivilriden avcılara kadar. havası güzel veya bu mevsimde güzel. sevdim sevdim seni istanbul..
kimilerinin aşık olduğu, kimilerinin ise nefret ettiği türkiye'nin en büyük şehri. aşık olanlar, istanbul'a dokunabilen, istanbul'u hissedebilen insanlar. nefret edenler ise, istanbul'a sadece tepeden bakış atıyorlar. trafik ve nüfus var diyorlar sadece. istanbul, sadece trafik yada nüfus var denilerek nefret edilemez. istanbul, sadece bu iki şeyden oluşmuyordur ne yazık ki. istanbul, tarihiyle, kültürüyle bizleri eskiye götüren, eski-yeni kavramını küçücük bir alanda bile karışık olarak görebildiğimiz bir yer.
avrupalılar bile istanbul'u kültür başkenti olarak görürken istanbul'a laf atmak hiç hoş değildir.
doğduğum günden beri ikamet ettiğim, kendimi huzurlu hissettiğim şehir. üniversite tercih zamanı geldiğinde anadolu'da kafamdaki meslekler tutmasına rağmen yedi tepeli şehir için kalmıştım. kendimi iyi hissetmediğim sinirlerimin bozulduğu zamanlarda atlarım trene giderim sirkeciye ara sokaklarda gezerim yavaş yavaş. galata köprüsünden balıkçıları izleyerek karşıya geçerim. ara sokaklardan galata kulesine doğru çıkarım. ordan istiklal caddesini keman çalanları dinleyerek gezerim. eve döndüğümde tüm sıkıntım geçer. boğazda deniz kenarı boyunca yürürken camileri tarihi surları eski evleri izlemek benim için paha biçilemez.
aşkımı bıraktığım yer. belki başka şehir beni bu kadar bağlamazdı ona. alelade bir şehirde alelade bir caddede rast gelsem belkide yüzümü çevirip bakmam. istanbul'un ruhu beni hapsetti ona. ne yaşanmışlıkları unuttum ne de kaybettiğim kalbimi. istanbul sen hep yaşa. belki yükümü hafifletemezsin; ancak güzelliklerin en güzelisin. yine de sen çok yaşa...