sait faik anlatıyor bu garip şehri alemdağ da var bir yılan adlı öyküsünde. çok da güzel tarif ediyor aslında, hislerime tercüman oluyor:
"Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasındayım. Yine hava karlı. Yine istanbul çirkin. istanbul mu? istanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerde. Başka günler güzel mi? Değil; güzel değil. Başka günler de köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır, esnafı gaddardır. insanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek. Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor."
acıları da yaşamış, güzelliği de tanımlamış ama hep güçlü durmuş bir kadındır istanbul. teoman'ın da dediği gibi bazen rimelleri akan bir kadın... o öyle bir kadın ki dağılmış üstü başı, dağılmış makyajı içinde bile güzelliğini hissedersiniz. hisardan boğaza karşı bir sigara yakar, siz de gögsüne yaslanırsınız; size içli bir şarkı mırıldanmaya başlar en kadın sesiyle. işte o an yaşadığınızı anlarsınız. seviyorum bu şehri...
fatih,gaziosmanpaşa,ümraniye,esenler de kapkaça uğrayabileceğiniz;eminönü,zeytinburnunda kekolar tarafından tacize uğrayabileceğiniz;yenibosna,ataşehir in bazı bölümleriyle dolapdere,kasımpaşa,güngören,sultanbeyli gibi ölümün kol gezdiği mekanları bulunan 2010 yılı avrupa kültür başkentidir.
yeryüzünün en güzel kentlerinden biri. beyoğlu'nda istiklal'de gez, sarmadı mı? in galata'ya kule'ye çık, manzaraya bak. sonra geri dön şampiyon'da kokoreç ye. geç karşıya vapurla martılara simit atmayı unutma ama yolculuk esnasında. doya doya yaşa bu kenti...
dünya'da eşi benzeri olmayan, dünya'nın incisi. her hali güzel; kışın soğuğu, yazın sıcağı, bahar aylarındaki ayrı havaları. yaşadıkça özlenen ve özlendikçe daha çok, daha çok yaşanan şehir, şehrim.
mercan dede'nin nefes adlı albümünde bulunan; ceza'yı pek yakıştıramadığım bir şarkı olmuştur. gerçekten ruhsuz söylemiş adam. bu iddiamın arkasında harika bir müzik bilgim, teknik bilgi birikimim falan yok. dinleyince farkedilebilir, adam tek tondan söylemiş direk. telefondaki dıt sesi gibi..
13 şubat 2010 tarihinde, alabildiğine estetik, alabildiğine ihtişamlı ve alabildiğine şehvetliydi şehir...
sabahın erken saatlerinde bir yağmurla kucakladı maşuk, aşıklarını. sonra güneşi çıkartıp, önlerini bulutlarla perdeledi. ortaya çıkan bu eşsiz güzellik güneş tutulmasından bile daha nadir görülebilecek türdendi.
beni, kadıköye götürecek olan vapurun sudaki seyrini, bulutlardan sızan güneş, bir spot ışığıymış gibi takip ediyordu sanki. fonda doğudan gelen bir keman sesi, havanın da kararmaya başladığı o an nasıl da tarifsiz bir hale gelmişti. nitelenemez, para ile satın alınamaz, hiçbir sevgili, hiç bir sevgiliden böylesine bir aşk bekleyemezdi hani...
yanımdaki sevgilime ilgisiz kaldığım gibi bu güzellik karşısında o da en az benim kadar etkilenmişti bu manzaradan. nedensiz bir tebessüm yayıldı yüzüme durup dururken. bir zafer kazanmış gibi... bu hallerini onlarca, binlerce aşık arasından bana göstermişti. sonra bulutları yırtmışçasına tam da gözlerime vuran güneşin son demlerini olabildiğince kısmadan gözlerimi izlemeye çalıştım. ve "haydarpaşa" hala gitmeleri çağrıştıyordu zihnimin, öğrencilik yıllarında kalmış bir tarafına. eski moda iskelesi ise geçmişte kalan yaşanmışlıkları, okuldan kaçan bir lise talebesini...
hiçbir şehrin, hiçbir noktası bu kadar net ve yoğun barındıramaz anlamları. başka hiçbir kadının, hiçbir dokunuşunun bu kadar etkilemeyeceği gibi.
istanbul Boğazı...
Her mevsim, her an bir başka güzelsin...
Baharda erguvanlarını sunarsın,
Yeşillerin arasında maviliğini......
Sana hayran hayran bakanlar,
Bir daha unutabilir mi seni...
Oturup sahilinde, içtiğim çaylar
Bir başka sıcak kışında...
Lodosun esip de kıyılarına vurunca
Dalgalar, yüreğim kabarır senin gibi...
Açlığımızı balıklarınla doyurursun,
Fethedildiğin günden beri...
Senin gibi inceden inceye dantel gibi
işlenmiştir,tarih ve aşk kokan yalıların...
Ne sevdalar yaşanmıştır sana bakan gözlerin
Sahibi yüreklerde...
Yazın gezinir sularında kayıklar, motorlar,
Onlara müşfik bir ana olur,
Sakin sakin akan bir nehire dönüşürsün...
Güneş batarken Salacak'tan,
Karanlık pelerinini giyinirsin...
Boynunda iki gerdanlık,
Biri inciden, diğeri elmas...
Geceleri yıldızlar gibi aydınlatır sularını...
Sonbaharın bir başka güzel...
Sararır elbisen, suların gri...
Yıldırımlar selam sunar sana,
Yağmur yağdıran bulutlarıyla...
istanbul Boğazı...
Canların cananı...
Birgün ben gitsem bile dünyadan,
Kıyamete kadar misafirlerini ağırlayıp
Hayran edeceksin kendine...
Daha öncekilere sevdirdiğin gibi...
Aşık olacaklar sana, tıpkı benim gibi... *
istanbıulu temsil edebilecek nitelikte kaç yapı hâlâ ayaktadır? ayasofya? sultan ahmet camii?, topkapı sarayı... doğru; peki ama, kız kulesi gibisi var mı?
çocuğunu asma köprüde sallayan
bir annedir istanbul
ki onun
içi süt dolu
biberonudur kız kulesi
soğusun diye suya tutulan'
bazen sıkıntıdır,sabırdır,zordur;lakin bir an başınızı çevirdiğinizde gördüğünüz boğaz ışıkları yeniden aşka inandırır sizi.ilhamdır istanbul.yazarın kalemi,ozanın gözüdür...dev bir tarihtir,başarı öyküleridir.ortaköyden usulca denize bırakılan hayallerdir istanbul..
yaşayanlar için vazgeçilemeyen, yaşamayanlar için eziyet yahu diye geçiştirilen şehir. dışarıdan bakıldığında olağanüstü kalabalık, hareketli ve bir o kadar da tehlikeli gelir insanın gözüne. o haber bültenlerindeki pek çok olay her an başına gelecekmiş gibi bir paranayonun içine çeker kimilerini bu şehir.etrafındaki kalabalık ürkütücü gelir . televizyonda söyledikleri gibi çakal çoktur çünkü etrafta. çok geçmeden denizi, boğazı görünce de rahatlar biraz içi. çünkü deniz her daim sakinleştirir insanı. ve bilir ki kötülük her yerde kötülüktür. milyon tane hikaye vardır heryerde. ya bir hikayede kendisi ekler bu şehre. ya da bırakıp geldiği yerdeki hikayesine dönmeyi bekler bir an önce.
iki karışıklık şehir ama bir yerden, bir yere gitmesi 2-3 saat sürer.
trafik desen insanı çıldırtır.
lakin tüm bunlara rağmen boğazı ile, gemi gezmeleri ile enfes bir şehirdir.
taksim'i ile, nevizadesi ile tavaf edilesi şehir.