yine dönüp dolaşıp geldik lanet olası şehire.arkadaş bir memlekette sabahın altısında nasıl trafik olur ya?hala aklım almış değil.insanların para kazanma hırsı ile dolup taşmış bir şehir olmuş istanbul.
sabah otobüsle izmirden istanbula gelirken belediye otobüslerinin içine bakayım dedim,insanların hepsi bitmiş,tükenmiş.sanki bitse de gitsek havasında hepsi,sabahın körü olmasına rağmen.insanların hepsi mutsuz fazlasıyla monoton bir hayat yaşıyorlar işin garibi sabahın köründe tüm otobüsler tıkış tıkış.insanlar hep bir yerden bir yere koşuşturuyor ve bu insanlardan bundan bıkmış ama ellerinden bir şey gelmiyor.her gün küfrede küfrede uyandıkları yataklarından küfrede küfrede yatıyorlar ve bu yataklardan küfrede küfrede kalkıp küfrede küfrede yatacaklar maalesef ki.
2 haftada kendinden tiksindiren şehir. gitmek için debelendiğim, gereksiz anlamlar yüklediğim bir yermiş bir kaç günde anladım. ismini duymaya, televizyonda ondan kareler görmeye tahammülüm yok. orada yaşamaya da... ama 2 gün sonra ne yazık kı yine orda olacağım. istanbuldan tamamen ayrıldığım günü tez zamanda görmek istiyorum çünkü o gün benim için yola, telaşa, kaosa veda ettiğim gün olacak.
siz siz olun ne olduğunu bilmediğiniz şeylere gereğinden fazla anlam yüklemeyin.
istanbul, insanın ömrünü törpüleyen lanet bir yer. başka bir şey değil.
Istanbulda yaşayanlar bilir, neredeyse hiçbirimiz öyle sabahlara kadar eğlenip , sabah yalımızın deniz manzaralı kısmında portakal suyu eşliğinde kahvaltımızı etmiyoruz , tam tersi 8 de iş başı yapacaksak ve evimizle işimizin mesafesi yarım saat kadarsa saat 6 da uyanıyoruz , çünkü bizim şehrimizde her daim trafik var! Kahvaltımızı sadece poça ve çayla yapıyoruz , samimi dostlarımız yok, onlar Çoktan yuvalarını kurdu , kendi dünyalarında gizlendiler , iş arkadaşlarımız nankör ve kibirli , dedikodu istanbul trafiği kadar yogun .. Ve biz çok yoğun çalişiyoruz hatta gece gündüz çalişiyoruz , 1000lira kira vermek için , akbilimizi aylık yaptırabilmek için...ayrıca aşk öyle sokakta fln bulmuyor bizi, yolda birine çarpsan gözlerinin içine bakmaz , büyük ihtimalle cebine bakar, cüzdanı hala ordamı diye , kimse kimseye güvenmez bu Şehirde ..en büyük aşk paradır istanbulda .. Aşk sadece bir umuttur bizim için, büyük ihtimalle boş bir umuttur..düğünlerimizde öyle Çırağan'da fln olmaz, standart düğün salonlarımızda limonata pasta ikramıyla halay çekilir , daha ne olsun..birde vapurda öyle martılara simit fln atmıyoruz , Zaten karşıda işimiz olmadıgı taktirde vapura da binmiyoruz..anlat anlat bitmez bizim taşı toprağı altın istanbul .. Ama anlatmaya kalktığın zamanda 3-4 cümleyi Geçmez anlatacakların..
ateş başında çingene dansı ederken, bileklerini yağlı urbanlarıyla örten kadınların şehri. meryemin rahminden doğan mucizeyle seven, toprak hanımların ve ademin havvasını örttüğü, katran bir örtünmekle incir yaprağının şehri...
yasanacak degil ozlenecek sehirdir istanbul. surekli orada kalinca, uc dort ay sonra bunalti gelir insana. muhtesem bogaz manzarasi bile bayagi bir gecekondu mahallesi gibi gozukmeye baslar insana. ve en yakin otogara yonelirsin gayri ihtiyari. nereye gidecegine karar verecek zaman bile yoktur neredeyse.
halbuki ayrildiktan uc dort hafta sonra, ciddi bir eksiklik hissetmeye baslarsin hayatinda. iki uc gece ust uste uyuyamadiginda nasil sersemlesirse insan, aynen onun gibi, garip hissetmeye baslar insan kendisini. neyin eksik oldugunu hemen farkedemezsin. tutun gibi cay gibi bi seydir bu. istanbuldur ozledigin.