islam

entry1956 galeri232
    420.
  1. türkiye deki ateistleri bayağı rahatsız etmiş dindir. zoruna gidenin borusuna girsin, bu din siz istemesenizde gelecek yüzyıllarda 7 cihana hükmedecektir. ve sizin gibi beyinsizlerde elinizde bastonlarla bu yaşananları sadece üzüntüyle izleyeceksiniz.
    0 ...
  2. 421.
  3. zamanında putları kırmasıyla inanç özgürlüğüne karşı ilk adımını atmış dindir.
    1 ...
  4. 422.
  5. 21. yüzyılda hala inanan ve emirlerine uyan cahillerin olduğu, gerici ve vahşet dini. bu dinin yaygın olduğu toplumların dünyadaki yerleri bellidir. en iyisi de türkiye'dir. varın gerisini siz düşünün.
    3 ...
  6. 423.
  7. Hz. Muhammed'in peygamberi olduğu din. Türkiye'nin büyük çoğunluğunun bu dine mensup olduğu söyleniyor.
    0 ...
  8. 424.
  9. milliyetçilik yapmayan ve türk-islam birliğidi, ingiliz-islam birliği vs saçma bölünme ve ayrılmalara karşı, kavimlerin ve milletlerin kardeşliğini emreden, yarattığı kullarına ayrı ayrı bölünerek saçma sebeplerle kutuplaşın demeyecek allah'ın gönderdiği din. dinim.
    1 ...
  10. 425.
  11. içinde huzuru, barışı, onuru barındıran son ilahi din.
    "huzur islam'da" sözü kuru bir motto gibi geliyor bazılarına ama hakikat bu. bana esenlik ve huzur veren yegane şey allah'ın dini.
    dünyada insana huzur veren birçok şey vardır. örneğin ikindi vaktini çok severim ve oturup saatlerce bu vakitte semayı izleyebilirim. ama ikindi vakti ne beni sonsuz huzura kavuşturabilir ne de uyarıcılardan bağımsızdır. islam ise her an her saniye insanın yanındadır. sonsuz mutluluk kaynağıdır. "nerede olursanız olun allah sizinle beraberdir" ayet-i kerimesinin verdiği hazzı başka ne verebilir ki?

    ateistler insanın doğasına aykırı bir durum için islam'a saldırıyorlar, zafer kazandıklarını düşünüyorlar. saldırsınlar ve istediklerini düşünsünler. bir müddet uzun tartışmalara girdim ateistlerle ancak tartışmanın faydası yok. hakikati sanrı/yanılgı olarak gören insanlara ne anlatabilirsiniz ki? kendilerini "aklın ve bilimin muhafızı", biz müslümanları ise dünyayı düz zanneden ortaçağ rahibi olarak gören bir zihniyet var karşımızda. münakaşa afaki. isteyen istediğini desin. günümüzde richard dawkins "peygamberliğinde" ilerleyen ateist öğretiden etkilenip "kuranı muhammed yazdı", "tanrı aslında yok, onu siz yarattınız" tipi laflar hazırlayan ateistler kendi benlikleriyle bir mücadele içinde olduğunun farkında değiller. bilimi, maskaralıklarına alet ederek ruhu yok sayan, vahyi sanrı olarak kabul eden; aynı sokak köpeği gibi sadece beş duyusuna güvenen bir insan olmak yahut ruhlarımızın ettiği "allah'a itaat" yeminine uyan, aciz bir kul olduğunun farkına varan, metafiziğin gerçekliğini bilen ve şükreden bir insan olmak. tercih sizin.
    0 ...
  12. 426.
  13. 427.
  14. -bence- yayılmasında en çok şiddet içeren din.
    (bkz: beni mazur görün)
    1 ...
  15. 428.
  16. islam, güzel ahlaktır.
    osmanlı'dan kalan misafirperverlik, sözüm ona "ileri ve çağdaş" diye nitelendirdiğiniz avrupa'da yoktur.
    eğer bu hoşgörü kuralları "gericilik" adı altında anlatılıyorsa, iyi ki gerici bir millet olmuşuz.
    1 ...
  17. 429.
  18. eksileyecek arkadaşlardan ricam, önce okuyunuz. bunu saldırmak amaçlı yazmadım, çünkü gerçekten merak ediyorum.

    üzerinde düşününce kafa bulandıran din.

    lise hayatım boyunca neresinden kurcalasam elimde kaldı. özellikle bu kutsallık konusu benim bir hayli kafamı karıştırır.

    puta karşı gönderilen bir din olduğu iddiasında. ibrahim dininin bugünkü üç temsilcisi de aynı iddiada aslında. fakat üçünde de puta tapınmacılık görülüyor. özellikle katoliklerde haç ve isa figürünün önünde (hatta o figüre) tapınma çok bariz. bir de kutsal emanetler var. isa'nın konduğu çarşaf, çakıldığı tahta, çivi ya da muhammed'in ayak izi, dişi vb kutsal kabul edilip saygı görüyor. bu durumda allah dışında canlı ya da cansız bir varlığın kutsallaştırılması günah olmuyor mu?

    tamam, dinin kaynağı olan kitap böyle bir kutsallık belirtmediği için bu soru insanların yanlış hareketleri olarak değerlendirilebilir.

    ama benim kafamı asıl karıştıran soru şu. geleceğimizi bildiği halde tanrı neden bizi dünya gönderdi, sınava tabi tuttu vb sorular sorulduğunda insanlar itiraz edemesin diye cevap veriliyor. benim soracağım bu değil ama. madem geleceği biliyor, tanrı neden tekrar tekrar kitap yollayıp duruyor? evet, aynı dinin değişik versiyonlarıdır anlatılagelen; ama sonuçta bu din sürekli bozulup duruyor? madem kuran'da söylediği gibi "sonsuza dek korumak" gibi bir becerisi var, tanrı olduğuna göre olması da gerek zaten, neden bunu daha önceden kullanmıyor? demem o ki musa, isa ve diğerlerinin öğretilerinin bozulmasına, unutulmasına neden izin veriyor? isa demişken, isa'nın varlığına dair neden bir kanıt yok? incil'e ve kuran'a bakılırsa hayli patırtı koparmış. ancak her şeyin kaydını tutan romalılar nedense bunu tutmamışlar? bu da benim aklıma havarilerin uydurduğu bir kişilik acaba muhammed tarafından hristiyanların desteğini toplamak için dine mi eklendi sorusunu getiriyor.

    her halka bir peygamber gönderdik iddiası da biraz kafamı karıştırıyor. üç ibrahim dininde anlatılanların ortadoğudaki çok kısıtlı bir bölgedeki insanlar olmasını bir nebze anlıyorum çünkü o dönemin arabına amerika diye bir yer var, oradaki azteklerin peygamberi de şudur tarzı bir şey demek abes olurdu. benim kafama takılan o değil. muhammed doğduğu sırada yahudi ve hristiyanlar bozulmuş da olsa kuranda adı geçen peygamberlerin öğretilerini devam ettirmekteydiler.

    ancak dünyanın geri kalanına baktığımız takdirde, hristiyanlık veya müslümanlıkla karşılaşmadan önce hemen hepsinin pagan olduğunu görüyoruz. yani, eğer varsa, bu peygamberlere gelen öğretilerin izi dahi kalmamış. ancak en küçük temasın dahi iz bırakacağını düşünürsek, o peygamberlere iman eden kesimin bozulmuş da olsa bir tek tanrı inancını sürdürmesi gerekmez miydi? hristiyanlık gelene kadar avrupa'da böyle bir şeyin olmadığını biliyoruz. amerika'da da yok gözüküyor. uzakdoğu ve kara afrika'da da böyle bir şey olmadığı aşikar. dünyanın hiçbir yerinde peygamberlerden iz kalmaması düşündürücü değil mi?

    bir diğer şey de, tufan. ortadoğu'da bir tufanın yaşandığına dair arkeolojik izler var. zaten sümerlerde de anlatılıyor. doğuya baktığımızda türk efsanelerinde de bir tufan anlatısı görülüyor. sorum şudur. tanrının dünyaya en az bir kere reset attığını kabul edelim, bu da tufan. nuh'un ne kadar eski olduğuna dair bir bilgi yok kuranda. ama bilmediğimiz bir tarihte dünyadaki imansızlar yok edilmiş ve birkaç imanlıyla hayat yeniden kurulmuş. ademle havva için de aynı şey geçerli. imansız yok, imanlılar var. nasıl olmuş da iki seferde de herkes imanlı olduğu halde zaman içinde bu imanlılar toptan yok olmuş da yerini imansızlara bırakmış? bu aslında biraz yukarıda sorduğum soruyla aynı gibi. tanrı neden kendi öğretisinin yok olmasına izin verdi?

    özet geçeyim sorularımı:

    1. tanrı neden her seferinde dinin yok edilmesine, bozulmasına ve saptırılmasına izin vermiş, göz yummuştur? yok olacağı, bozulacağı bildiği halde neden muhammed'den önceki peygamberler öğretilerini yaymakla görevlendirilmiştir? madem, islam'da yaptığı gibi zorla bozulmamasını sağlayacaktı, neden bunu en başta yapmamıştır? yok eğer şeytanla yaptığı anlaşma üzerine karışmamaya karar vermişse, neden muhammedin öğretisi ayakta tutulmuş ve "onu biz koruyacağız" güvencesi verilmiştir?

    2. her topluma bir peygamber gönderildiği ve islamın onlara öğretildiği söylenmektedir. neden dünyanın ortadoğu dışında kalan hiçbir yerinde tek tanrıcılığın bozulmuş da olsa izleri görülmez? amerikan yerlilerinin yazıyla sümerlerle hemen hemen aynı dönemden beri haşır neşir olduğu biliniyor, okunan yazıtların hiçbirinde onlara peygamber gönderildiğine dair bir emare yok. benzer bir şekilde helenlerde de böyle bir kayıt tutulmamış. aslında ortadoğu dışında hiçbir coğrafyada böyle bir iddia yok. hindistan'da da, çin'de de... hani demem o ki, hiçbir yerde mi bu peygamberlere bir gönderme olmaz?

    üç ibrahim dininden sonra gelen hep bir öncekini doğrular nitelikte, bunda sorun yok. ancak neden ortadoğu dışında birileri çıkıp da "allah diye bir kuvvet var, ben de onun peygamberiyim" dememiştir? tarihte buna yönelik bir kayıt olmaması tesadüf mü yoksa?

    yazı yoktu falan diyebilirsiniz. ama islamdan önceki birkaç bin senenin kaydını tutacak belirli merkezler var dünyada. amerika kıtasındaki medeniyetler yazıyı bulmuşlar, afrika'da mısır, avrupa'da roma, helen uygarlığı, sümerler ve daha birçok uygarlık var, doğuda çin ve hint uygarlıkları var. yani aslında dünyanın büyük bir kısmında yazı kullanılıyor. ki bu uygarlıkların hepsi paganist, hiçbirinde peygamber kaydının olmaması bence düşündürücü.
    3 ...
  19. 430.
  20. sanılanın aksine hz. muhammed ile gelmemiştir. islam ezelden beri vardır. müslümanlık hz. muhammed ile gelmiştir.
    0 ...
  21. 431.
  22. islam dini akıl dini değil vahiy dinidir.
    1 ...
  23. 432.
  24. 433.
  25. bu dine inanlar dünya da hiç bir zaman başarılı olamayacaklardır.

    islam kısıtlama dinidir.

    islam fakirlik, sefalet dinidir.

    islam gelişemeyeceklerin dinidir.
    0 ...
  26. 434.
  27. modern dünyanın bunalımı'na, batı tipi kalkınma ve yaşama biçimine tek alternatif. elan batı'nın içinde bulunduğu maddi sanılan ama kesinlikle manevi kriz olan bu kaosa karşı yegane reçete. hakkında ister olumlu, ister olumsuz konuşulsun, bütün bunlar bu dinin merak edilip araştırılmasına hizmet ediyor.
    1 ...
  28. 435.
  29. 436.
  30. öyle bir din ki; hakkındaki gerçekleri tam olarak anlamadığınızda münafıklığa veya kafirliğe hızlı geçişinizi hazırlarsınız. öyle bir din ki; onun hakkında ciddi bir şekilde kafa yorduğunuzda, düşündüğünüzde feyiz ve bereketini yaşarsınız. öyle bir din ki; inanılmaz derecede bilimsel detayları barındırır ve içinizde iman kırıntısı varsa sizi samimiyetle kendisine bağlar.
    0 ...
  31. 437.
  32. tek gerçektir.
    gerisi yalan ve illüzyon.
    1 ...
  33. 438.
  34. çoğunlukla eğitimini internetten ( google den) tamamlayan kişilerin, laf attığı dindir.
    not: kopyala- yapıştır yapmıyorum diyen biri varsa buyursun. bir soru soracağım.
    2 ...
  35. 439.
  36. 440.
  37. bence de çok saçma. hemen yarın bırakıyorum.
    1 ...
  38. 441.
  39. islamda Dört Kadınla Evlilik Konusunda Bilinmesi Gerekenler...

    Öncelikle belirtmemiz gerekir ki dini emirleri, geldikleri dönem ve şartları dikkate almadan değerlendirmek yanlış olur. Her şeyden önce dört eş bir emir değil, bir sınırdır.


    Bu hüküm geldiğinde gerek dünyada, gerekse Arap yarımadasında poligami evliliği yaygındı. Yani gerek erkekler, gerekse kadınlar çok sayıda kişi ile evlilik yapabiliyorlardı. Bu konuda sınır yoktu. Bir erkeğin sekiz on karısı olabildiği gibi, bir kadın da sekiz on erkekle evli olabiliyordu. [1]

    Çok eşlilik, islam öncesi toplumlarda ve diğer dinlerde de yaygın olan ve sayısal sınırı da olmayan bir uygulama iken Kur an öncelikle bir sınırlama getirmiştir. [2]


    Her yerde olduğu gibi Arabistan yarımadasında da cahiliye adetleri hüküm sürüyordu. islamiyet bunlardan bazılarını (kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi gibi) tamamen kaldırıyor, bazılarını değiştirerek düzene koyuyordu. Bunlardan birisi de cahiliye dönemindeki sınırsız eşle evlenme meselesidir. islamiyet gelmeden önce hem erkeklerin hem de kadınların sayı önemi olmaksızın istedikleri kadar eşle evlenebilmeleri normal karşılanıyordu. Buna göre birden fazla evliliği Kur'an tesis etmedi. Sadece daha önce sınırsız olan adedi sınırlandırdı.


    Dikkat edilmesi gereken bir diğer mesele ise: islam ın birbirine karışmış olan nesilleri düzene koymak için kadınları çok eşlilikten alıkoymuş olmasıdır. Nesillerin karışmaması için bir çocuğun anne ve babasının belli olması gerekiyor. Bir kadın birden fazla erkekle evlenirse, doğan çocuğun babasının kim olduğu belli olamaz. Hamilelik annelere mahsus olduğu için bir çocuğun annesinin karışması gibi bir durum söz konusu değildir. Fakat birden çok erkek olursa hangisinin gerçek baba olduğu bilinemez. (dna testi olmayan asırlardan bahsediyoruz) Ebeveynlerin ikisinin de kesin olarak bilinmediği toplumlarda nesiller karman çorman olmuştur. Çocukların babasının belli olmadığı bir toplumun ne kadar abes olduğunu düşünün. Bir çocuğun annesini bilip babasının kim olduğunu bilemediğini (hatta kardeşiyle aynı babadan mı değil mi? bilinmediğini) düşünün. Böyle bir topumda nesillerin korunmasından söz edilebilir mi? Aile kavramından söz edilebilir mi??


    Erkeklerin eş sayısını sınırlayan Âyetin nuzulünden sonra Resulullah'ın emriyle 4'den fazla hanımı olanlar, fazlalarını boşadılar. [3] Şayet islam sınırı dört değil de bir olarak belirleseydi. Yani erkeklere dörtten fazla olan eşlerini boşamaları yerine, birden fazla olan eşlerinin hepsini boşamaları emredilseydi. O zaman ne kadar fazla kadının birden ortada kalacağını düşünün. Sosyal bir dengesizlik oluşacaktı. Ayrıca yerine getirilmesi mümkün olmayan bir emir söz konusu olsaydı birçok toplum çok kısa bir sürede islamiyet i kabul ederler miydi?

    Kur an-ı Kerim in geldiği tarihten itibaren bütün dönemleri kapsadığını unutmayalım. Günümüzde Türkiye de kadın ile erkek sayısı birbirine çok yakındır. (erkekler kadınlardan birazcık daha fazla) [4] Fakat Peygamber efendimiz döneminde kadın sayısı erkeklerden çok daha fazladır. [5]

    Hak bir dinde fıtrata ayrı ve abes bir iş olmaz. islamiyet in nasıl bir ortamda doğduğunu ve o dönemdeki şartları iyi analiz edersek çok daha sağlıklı olur. Kadınların sayısal olarak çok fazla olduğu ve çok eşliliğin normal karşılandığı bir dönemden bahsediyoruz. Çokeşlilik, toplumun alışkanlıkları ve yaşanmışlıklarının bir sonucu olarak islamiyet le ilişkilendirilmiştir. [6] Ayrıca Kur an-ı Kerim bütün insanlığa geldiği için, çok eşliliğe alışkın toplumlardan tutun, tek eşliliğin daha çok görüldüğü toplumlara kadar bütün insanlığı kapsayıcıdır. Geldiği tarihten itibaren kıyamete kadar olan süreçteki yaşamış ve yaşayacak olan bütün toplumlarla da alakadardır.

    islam çok evliliği ne emretmiş ne de tavsiye etmiştir. Sadece bazı zaruri hallerde müsaade etmiştir. Mesela savaş sonrası erkeklerin azalması sebebiyle bu konuya dair tarihte pek çok örnek yaşanmıştır.

    (Almanya nın ikinci Dünya Savaşı sonundaki durumunda olduğu gibi şayet bir topluma bir erkeğe karşı üç kadın bulunsa, problemin halledilmesi için üç durum söz konusu olur:

    1- Her erkek bir kadınla evlenecek ve her üç kadından ikisi aile hayatını, çocuk sevgisini, annelik şefkatini tadamayacaktır.

    2- Her erkek bir kadınla evlenecek ve diğer kadınlarla gayr-ı meşru münasebetler kuracak; kadın bu durumda yine aile hayatını, annelik şefkatini ve çocuk sevgisini tadamayacaktır

    3- Bir erkek birkaç kadınla evlenecek, meşru daire dâhilinde aralarında adalet prensiplerine riayet ederek haysiyet ve şereflerini koruyacak, vicdani rahatsızlıktan kurtaracaktır) [7] Tarihte çokça yaşanan bu gibi özel hallede insanlar hem olumsuz şartlardan etkilenmemek, hem de gayr-i meşru birlikteliklerin önüne geçmek için (Almanlar gibi) üçüncü şıkkı kabul etmişlerdir.

    Âyet-i kerimede Allah (cc) eşlerin birden fazla olması halinde kadınların her hususta haklarının gözetilmesini emrederken bu konuda kendisine güvenemeyen ve adaletsizlik yapmaktan korkanlar için tek eşin en uygun olacağını söylemiştir.

    Eğer, (himayenizde bulunan) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın. Veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygunudur. [8]

    Araplarda içinde olmak üzere birçok cahiliye toplumlarında çok eşliliğin ve cariyelerin geçmişteki alışkanlıkların bir neticesi olarak normal karşılandığını söylemiştik. Böyle bir dönemde anne babası olmayan yetim kızlar bazı aileler tarafından sahipleniliyordu. Yukarıdaki âyette Cenab-ı Hak diyor ki: o himayenizde bulunan yetim kızları nikahlayıp adaletsiz olabilecekseniz (demek ki nikahlıyıp adaletsizlik yapabiliyorlardı ki bu âyet indi) o zaman yetim kızları değil de size helal olan kadınlardan (olgun, hür kadın) iki üç dört tane nikahlayabilirsiniz.

    Fakat Allah (cc) gene aynı âyetinde buyuruyor ki: Adaletli olamayacağınızı düşünüyorsanız bir tanesini nikahlamanız adaletten ayrılmamanız açısından en uygunudur.

    Adaletin sağlanmasıyla anlatılmak istenen: Eşler arasında barındırma, yedirme, içirme, giydirme, kocalık vazifesi ve sevgide gösterilen eşitliktir. Yalnız şu var ki, insanın sevgi hususunda tam bir eşitlik gösterebilmesi aşırı derece zordur. Erkek maddi olanaklar açısından büyük bir dikkat gösterse bile sevgi konusunda tam adaletli olmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Her kadının farklı fiziksel ve ruhsal özellikleri olduğundan bunlara karşı tam bir adaletle muamele edebilmek için erkeğin olağan üstü ince düşünme yeteneğine sahip olması gerekir. Eşitlik konusunda her ne kadar çaba harcanırsa harcansın bunu başarmanın imkansıza yakın olduğunu Cenab-ı Hak bir başka âyetinde şöyle belirtiyor:

    Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir. [9]

    Cenab-ı Hak bir ayette adaleti emrederken, diğer ayette de insanların hanımları arasında adaleti gerçek manada gerçekleştiremeyeceklerini açıklaması, birden fazla kadınla zaruret olmaksızın evlenmemeye işaret içindir. [10]

    insan fıtratı açısından da, hayatın seyri açısından da islamiyet te de normal olan tekeşliliktir. Çokeşlilik tarihte değişik kültürlerde gözlemlenen özel bir durumdur. islam da çok olağanüstü durumlarda çokeşlilik cevaz verilmiştir. [11]

    Kur an bir taneden dörde çıkarmamış, belki sekiz-dokuzdan dörde indirmiştir. Bâhusus birden fazla olmada öyle şartlar koymuştur ki, ona müraat etmekle hiçbir mazarrata müeddî olmaz. [12]

    Çok eşliliği bir yaşam biçimi haline getirmiş cahiliye toplumlarında islamiyet in ilk önce eş sayısını dörtle sınırlayarak, dörtten fazla eşi olanlara boşanmalarını emretmesi.. daha sonra bu dört eş arasındaki adaletin tam bir eşitlikle sağlaması için şartlar getirmesi.. akabinden tek eşin en uygunu olduğunu belirtmesi.. ve en son olarakta kadınlar arası adaleti sağlamanın neredeyse imkansız olduğunu anlatan Nisa Sûresi 129. âyetinin Peygamber efendimizin vefatından sadece 3 sene önce gelmiş olması [13] Kur an-ı Kerim in, çok eşliliğin azalması konusunda adeta bir geçiş dönemi rolü üstlendiğini açıkça gösteriyor. Dikkatli bir analiz yapıldığında bu hükümler sayesinde islam öncesi cahiliye toplumlarından günümüze kadar ki yaşanan süreçte çok eşliliğin kademeli olarak azaldığı görülmektedir.

    Peygamber Efendimiz (sav) döneminden bir nakil yapacak olursak: Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma, kocası Hz. Ali'nin şayet ikinci bir kadını eş olarak isterse buna karşı çıkacağını söylemiştir. Bu olay başlı başına kadının rızasının ne kadar önemli olduğu konusunda önemi bir delildir. Çünkü Efendimizin terbiyesinde büyüyen Hz. Fatıma'nın kocasının, olur da ikinci bir evlilik yapma olasılığına karşı çıkıyor olması [14] (kadın sayısının çok fazla olduğu, 14 asır önce dâhi) ilk hanımının rızasını almadaki önemi gösteren büyük bir delildir.

    Peygamberimiz döneminde kadınlar o kadar fazlaydı ki, oransal olarak bir erkeğe bir sürü kadın düşüyordu. Çok evliliğin normal ve yaygın olduğu bir dönemde evet, Efendimizde (sav) birden fazla kadınla evlenmiştir. Ama bütün sahabelerin Peygamberimizi örnek aldıklarını, hatta en küçük ve basit görünen şeylerde dahi büyük bir dikkatle taklit ettiklerini düşündüğümüzde: şayet bir kadınla evlenseydi, bütün sahabeler mevcut eşlerini boşayacak (teki hariç) ve bir sürü kadın ortada kalacaktı. Belki hayatının sonuna kadar evlenemeyeceğini düşünen eski cahiliye döneminin cehaletiyle nefsine yenik düşenler olabilecekti. Şayet bu sorunun önüne geçmek için Hazreti Peygamber sahabelere 4 e kadar olan eşleriyle yaşamalarını söylerken kendisi tek eş ile evlenseydi bu seferde sahabelerin eşleri Efendimizin tek eşli evlilik hayatını kıskanarak diğer kadınlarla ve eşleriyle huzursuzluk yaşacaklardı. Kısacası Hazreti Peygamberin yaşantısında en ufak bir mesele yoktur ki, içinde muhakkak bir hayır olmasın. Efendimiz (sav) kendini insanlardan soyutlamamış, herkes nasıl yaşıyorsa o da öyle yaşamıştır. Sahabelerin ailevi yaşantılarında çıkan anlaşmazlıklarda ise, gerek örnek yaşantısıyla gerekse hak ve adaletten ayrılmadan verdiği hükümlerle öylesine zor bir asırda dahi huzuru temin etmeyi başarmıştır.


    Evet bu konuların hiçbirini bilmeyen, araştırma gereği de duymadan dinimize saldıranların hayatlarına bir bakın. Flört ve metres gibi nikahsız beraberlikleri Birbirini sevenler için nikâh kadar güzel bir şey görülmemiştir [15] hadisine muhalif olarak meşru ve doğal bir durummuş gibi savunuyorlar. Kısa zamanda bir sürü sevgili değiştirmek, hele ki onlardan birinde küçük bir anlaşmazlık çıktığında kıskandırmak için karşı cinsten başkalarına yakınlaşmak hangi ahlakla açıklanabilir? Kızların yabancı erkeklere karşı (neredeyse kocası gibi) aşırı derece samimi olmalarını, erkeklerinde aynı şekilde (güya) arkadaş olarak (sayısı alabildiğine) kızlarla (evli gibi) gezip tozmalarını normal karşılayacak kadar geniş yaşayanlar, dünya tarihinde çok eşliliğin azalmasını sağlamış hak bir dine laf atacaklarına dönüpte kendi mide bulandırıcı hayatlarına baksınlar!.. Unutmayalım: Bir mü'min herhangi bir günahı işlemeye devam ederse şüphe yok ki o günaha alışacaktır, zamanla yaptığı şeyin günah olduğunu dahi aklına getirmemeye başlayacak, çok tehlikeli olmasına rağmen normal görmeye başlayacaktır. [16] Adını sevgi koydukları şeyin, ((gayr-ı meşru dairede olduğu için)) cinsel hevesattan başka bir şey olmadığını anladıklarında ise Yerinde sarf olunmayan bir muhabbet-i gayr-ı meşruanın cezası, merhametsiz bir musibettir. [17] kaidesiyle yaşadıkları o günahlı günlerin bir vebalini ahrete kalmadan da çekiyorlar.


    Şimdi de (üzülerek) işin istismar boyutuna girelim. Maalesef doğudaki (bazı) toprak ağaları çok eşlilik konusunu kötüye kullanıyor. Peygamberimiz (sav) Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. [18] dediği halde kadınların haklarına zerre kadar dikkat etmeden (sözde) müslüman kimlikleriyle yaptıkları evlilikler ve boşamalar islam'ı her fırsatta eleştirenlerinde işine geliyor.


    Dinimizce nikahı duyurmak ilan etmek meşruiyeti açısından fevkalade önemlidir. Eskiden resmi görevli nikah memurları olmadığı için (hem de geleneksel olarak) nikahı asırlar boyu imamlar kıyıyorlardı. Önemli olan dini ya da resmi olması değil, herkese duyurulmuş olmasıdır. Bir başka deyişle resmi nikah kıyıldığında zaten (konu şahitler huzurunda evliliğin gerçekleşmesi olduğundan) imam nikahı yerinede geçer. Fakat gizli kapaklı yapılan bir imam nikahı (ilân edilmediğinden) resmi ve makbul olmaz. Kişi istediği kadar kendisini kandırsın, herkesten saklanan bir nikah Allah katında kabul olmaz. Hem nefis ve hevesine tabi olup (varsa eşinden, çocuklarından utanmadan) böyle bir birlikteliğe soyunan erkeğin yaptığı beraberlik ciddi günahlara gebedir.


    Çokeşlilik konusu istismar ediliyor. insanlar imam nikâhı adı altında gayrimeşru yaşıyor. islam'da gizli nikâh olmaz, tek evliliğe izin verilir. Çok önemli bir toplumsal olayda, erkekler ölüyorsa, kadınlar çocuklarıyla dul kalıyorsa ikinci evlilik gerçekleşebilir. [19]



    Sadece evlilik konusunda da değil mesela bu tür hataların çokça yapıldığı yerlerde: Zinayı kadın yapınca namussuzluk oluyor. Erkek yapınca o erkektir yapar deniliyor.. yada olay örtbas ediliyor. Aynı şekilde, erkek arkadaşıyla uygunsuz yakalanan kızın gördüğü gerek fiziksel gerek psikolojik muamele ile, erkeğin gördüğü (pardon görmediği!) muamele arasında çok derin uçurum var.. Herkes bilir zina büyük günahlardandır. Hatta en büyük yedi kebâirden birisidir. Ama bir bakın, işin günah boyutunda ve kişinin ebedi hayatına vereceği zararda Allahu Teala kadın erkek ayrımı yapıyor mu!?.. Allah (cc) Nisâ Sûresi'nin 16. âyetinde şöyle buyuruyor: (Sizlerden fuhuş (zina) yapanların her ikisini de incitip kınayın. Eğer onlar tövbe edip ıslah olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çok kabul edendir, çok merhamet edendir.) Âyetteki incitip kınamak kişinin tevbe etmemesine ve ıslah olmaması (yaptığı yanlışı normal görüp, inatla savunması gibi) şartına bağlanmış. Zaten âyetin sonunda yazanda gayet açık olduğu halde bazı toplumlarda kadın ile erkek arasında büyük adaletsizlik yapılıyor.


    Bu adaletsizliklerin sebebi babadan gördüğü her şeyi islam da var zanneden, kaynaksız ve tamamen yanlış bir din algısı. Artık cahillik mi dersiniz, işine geldiği gibi yorumlama mı dersiniz ne derseniz deyin.. Böyle yanlışlar maalesef ülkemizde ve bazı islam ülkelerinde yapılıyor. Kişisel yanlışlıkları ve hatalı uygulamaları islam dinine mal etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur, olamaz.


    Sonuç olarak islami meselelerde bilmeden, araştırmadan eleştirmek insanın îmanına ve âhretine ciddi şekilde zarar verir. Bir mesele hakkında değerlendirme yaparken, dar bir çerçeveden bakarak peşin peşin karşı çıkmak basit insanlara mahsustur. Gerçekten öğrenmek isteyen, işin hakikatini merak edenler o konu ile alakalı bütün her şeyi değerlendirip analizini geniş daireden yapar. Allah akıl vermiş, boşuna vermemiş. Araştır, öğren cahiliye döneminin cehaletinden çık artık diye vermiştir.


    Sizin en hayırlılarınız, hanımlarına karşı en iyi davrananlarınızdır. [20]



    KAYNAKLAR:



    1-) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Fazıl Üçer

    2-) Sözcü Gazetesi Yazarı Ayşe Sucu 30.05.2011 Tarihli Köşe Yazısı

    3-) Elmalılı Hamdi Yazır Hak Dini Kur an Dili tefsiri

    4-) Türkiye istatistik Kurumu 2011 Verileri

    5-) islam Tarihi, Asım Köksal

    6-) Din işleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Saim Yeprem

    7-) http://www.ilmedavet.com

    8-) Nisâ Sûresi 3

    9-) Nisâ Sûresi 129

    10-) Mehmed Paksu, Çağın Getirdiği Sorular

    11-) Marmara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Prof. Dr. ilyas Çelebi

    12-) Bediüzzaman Said Nursi, Münazarat

    13-) Diyanetin Bastığı islam Tarihi Ansiklopedisi

    14-) http://www.sorularlaislamiyet.com

    15-) Hadis-i Şerif Abbas Radıyallahu Anh. dan Rivayet

    16-) http://www.facebook.com/IslamdaTesettur

    17-) Risale-i Nur Külliyatı, Sözler

    18-) Peygamberimizin Veda Hutbesi

    19-) ilahiyatçı Yazar ismail Nacar

    20-) Hadis-i Şerif (Tirmizî, Radâ', 11; Ebû Dâvûd, Edeb, 66.)



    Ahmet Zübeyr Yüce Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomi 4. Sınıf Öğrencisi
    0 ...
  40. 442.
  41. böyle bir an umutlanıyorum lan adalet varmış diye sonra yine umutlarım sönüyor. somaliye yardım kampanyası vardı tamam aç aç yaşıyorlar biz de burada akşama kadar aç kalıp akşam ise etleri, pilavları her şeyi yiyoruz. tamam bu noktada adalet yok, tamam anladım onlar aç aç yaşadıklarından ölünce cennete gidecekler. biz de ise para var diye, ibadet etmedik diye cehenneme gidicez. adalet böyle sağlanacak. iyi de böyle olacağını bilsem ben şu an somali'deki aç olan çocuk olmak isterdim. cennetde her şey yok muydu sayın şakirtler? öyleyse siktir et buradaki hayatı. ki zaten herkes mutlu da değil. yani ben somalide doğup 2 yaşında ölüp cennete gitmek isterdim. bu nasıl adalet oluyor? oradaki çocuk hiçbir şey yapmasın ama aç ve hiçbir şeyi olmadığından cennete gitsin ama ben burada mutsuz yaşayayım param olsun ama cehenneme gideyim. yok öyle iş ya. bize adaletsizlik bu sefer. her türlü adaletsizlik var arkadaş. sikerler zaten inanmıyorum.
    2 ...
  42. 443.
  43. türkler'in asla müslüman olmayacağını iddia eden din.
    2 ...
  44. 444.
  45. türklerin en büyük hizmeti yaptığı dindir. hadislere inanmayanların uydurma hadislere hiç inanmamaları lazım.
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük