ölene kadar süren bir savaş halidir. hayatın nereden sinsice vurabileceğini kestiremezsiniz, hep tedarikli olursunuz ancak hayat sizi yine de önünde çöktürmeye kararlıdır.
Yaradan tarafından, iliklerine kadar sansürlü olduğu, yaratılış payı bakımından binin biri olduğu, 'daha bu ne ki ölüm bir başlangıçtır' gibisinden bir çok uyarıda vurgulanmış, sistemli, yaşama elverişli, çoklu mekanlar ve manevi bilinçler bütünü.
Yaşam bir çatışma ve mücadeledir ve sürekli olarak kendinizi kötü koşullarda, yıkıcı ilişkilerde, tehlikeli bağlantılarda bulursunuz. Önemli olan düştükten sonra yine ayağa kalkmak, ''Ben buradayım'' diyebilmektir. Yoksa ölürsünüz.
Mevsim geçer, gölge veren ağaçların dalları kurur, sabır taşar, canından saydığın yar bile bir gün el olur.. Aklın şaşar... Dostun düşmana dönüşür, düşman kalkar dost olur... Öyle garip bir dünya... Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur... Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın... En garibi de budur ya! Öldüm der durur, yine de yaşarsın...
Aşk gibi. Baktıkça güzelleşiyor. Güzelleştikçe daha çok seviyorsun. Nefes gibi. Almazsan olmuyor. Alsan bazen fuzuli. Sen varsan, ben varım. Neyleyim sensiz hayatı.
hayat mı? aynen böyle geçiyor: akıl sağlığımı yitirmeye başladım. ruhum yavaş yavaş buharlaşıyor. geri dönüşü kar mı olur dolu mu bilinmez ama yavaş yavaş uçuyor gibiyim. kaybolmak değil, olduğun yerde görünmez olmak sadece. şeffaflaşmak, saflaşmak, belki de insanın en özüne dönmek. o kadar sancılı bir doğum ki sanki doğacak şey bir çocuk değil de şeytan olacakmış gibi... nereye kadar sabredeceğim, nereye kadar akıl sağlımı koruyabileceğim bilmiyorum. beyazı göremiyorum, en açık renk bile gri...