insanı yoran, mutlu eden, neşelendiren, kasvete büren, umutlandıran, kıskandıran, imrendiren, özendiren, özenilen kılan, hedef gösteren, hedefe kitleyen, ağlatan, daha çok ağlatan, biraz daha gülümseten, buruk bırakan, yarım bırakan, tamamlayan, tatlandıran, aldattıran..
kendisidir aslında..
hayat insanın kendine yaptıklarının, toplam sürecine yine insanın verdiği bir isimdir.
hayat diye birşey yok, iki gözüyle gördüklerinden kendine dünya kuran insanın bütün kendine yaptıkları, yapılmasına neden olduğu şeylere bir isim vermesi 'hayat'. bu kendi oluşturduğu imgeyi, acımasız, kahpe, kötü gibi nitelendirmesi ise çaresizlikten geliyor belkide..***
genellikle kısa denir ama hiç de kısa değildir. al bir aile albümü eline bütün çocukluğunu, gençliğini gün gün hatırlamaya çalış. o kadar uzun ki. unutunca sanki bir anda geçmiş gibi geliyor. ama aslında ne günler, haftalar geçti. sevinçler, üzüntüler, kaygılar, heyecanlar. çok uzun çok. unutmazsak elbette. bak şu anda 20'li yaşlardayım, şimdiden sıkıldım.
yol bitmiyordu.
otobüs ya da minibüs... ya da tren. ne farkı vardı. yol bir türlü bitmiyordu. buğusuna bırakılmış bir parmak izinin, yürekte yarattığı izle uyuşup uyuşmadığı da pek tabii kimse tarafından umursanmıyordu.
ağaçlar, evler, sararmış, yeşermiş ya da kızarmış tarlalar görüyorduk. velev ki bunları seviyorduk. yine de hiçbir şey değişmiyordu. yol aynı yoldu, sadece görüntüler zaman zaman düzelip zaman zaman karıncalanıyordu. karıncalanmak dediğim bildiğin karınca istilası yani. bütün hasılatı toplayıp götürüyorlardı.çalışkandılar belki evet, ama bu kadar acımasız olmayı kimse haketmiyordu. ama dedim ya yol hep devam ediyordu.
acı ve zevkin yönlendirmesiyle tüketilen şeydir. ne yaparsak, ya acıdan kaçmak için ya da zevk almak için yaparız şu hayatta. elbet acılar vardır. önemli olan kafada nasıl canlandırıldığıdır. çoğu zaman da zzevke ulaşmak için acı çekeriz.
günümüzdeki insanların hayatı tembellik ile geçirtilmek isteniyor. insanlar da bir güzel buna uyuyor. ve uyuyor. bir düşünün ki herkes televizyon izliyor. sikindirik diziler var. oturduğu yerden üzülmeyi zevk sayıyor. mutlu oluyorlar fakat, bu gerçekte daha mutlu, dinç ve etkin olmasını engelliyor.
ne diyon lan sen diyebilirsiniz. deyin. şimdi düşünün kendinize ait farklı bir özelliğiniz, hobiniz var mı? akşam yemeğinde neden o kadar çok yediniz de soda içmek zorunda kaldınız? işe yaramaz organizma olmak yerine neden sıradan bir hayatı seçtiniz? bunu soruyorum ben.
bir de her bir olaya üzülerek hayatını tüketenler vardır. şu soruyu soruyorum ben de:
- geçmişte iyi ki üzülmüşüm buna dediğiniz olay var mı?
- geçmişte iyi ki kafama takmamışım bunları dediğiniz olaylar?
hayat öyle bir şey ki pişmanlığa yer vermemek için dikkatli olunması gerekir. daha kaliteli yaşam için acı çekmek gerekir. şişmansan acı çek zayıfla, başarısızsan acı çek çalış başar, para lazımsa acı çek biriktir. acı yoksa kazanç da yoktur.
seçilenler ve seçmeseniz de yaşananlardan oluşur kişisel serüvenler; seçilmeyenler seçilenlerden daha kıymetsiz değildir. üstelik kimi kez seçtiğiniz, iyice planladığınız, sonucunu öngördüğünüz deneyimler hiç te planlamadığınız, öngörmediğiniz derecede şeyler öğretir insana. hayat öngörmediği biçimde biçimlendirir insanı. sonuçta olacağınız insanı baştan bilemeyeceğiniz gibi, her şey bittiğinde sandığınız kişi bile olmayabilirsiniz.
yaşananlar, daha iyi bilen, daha yetkin biri yapmaz insanı her seferinde. hatta bazen öyle şeyler gelir ki insanın başına, eskisine oranla daha acemi bile durabilirsiniz hayatta. susmayı daha çok isteyebilirsiniz, konuşmayı daha az 'becerirsiniz'. bu kötü müdür? sanmam. çünkü susmanın, becerememenin efendilikten kaynaklandığı zamanlar da vardır. hayat öyle şeyler gösterebilir ki insana, daha yetkin, daha bilen biri olarak durmaktansa "bilmiyorum" demenin doğru olacağını bir yerlerinizde hissedersiniz işte.
en kalabalık oyuncu kadrosuna sahip tiyatro oyunudur. senaryo bellidir; fakat en iyi doğaçlamayı yapan, bir sonraki tiyatro oyunu için başrole sahip olur.
ne vakit yazmaya başlasam "hayat" diyesim geliyor ilkin, hayat... ardına gelecek kelime bulamıyorum sonra. vazgeçiyorum "hayat" yazma fikrinden. silince "hayat" diyesim geliyor yeniden, "sürüklüyor işte bir yerlere". sonra duruyorum yine, duruyor cümle sayfada. silesim geliyor yine ama silmeyesim de, bu kez birlikte geliyorlar. daha güç. daha güçlü. ne vakit yazmaktan vazgeçsem bir "hayat" kalıyor aklımda, tutuyorum.
Anlamsizliklarin anlam yüklü oldugu öge."an"ların sonsuz küçük oldugunu ve hayatımızın sayılı andan olustugu düşünülünce, aslıda çok kısa gelen yaşanılasıca sey.
hayat akıp gidek durup bakamam ki; ardından erteleyem ki yapacaklarımı , yaşayacaklarımı elimde imkanın varken yaşamdan zevk almaya bak hataların doğruların hepsi senin hayatın.elinden bir kere kaçtımı bir daha yakalamazsın ...ondan anın tadını çıkar bir daha eline geçmiyecek fırsatın olmayacak istediklerini yapmak için ... imkanın varken hayatnı dolu dolu yaşa..asla yaşadıklarından pişman olma .
hayat yazar senaryoyu sen oynarsın. bazen sahnede ağlar bazen gülersin... hayallere aldanır, yalanlara kanarsın . ömür işte yaşarsın...sahte gülücüklerle, yapmacık sevgilerle bi dünya kurarsın. sevgi diye bir şey bulup onuda hayatına koyarsın. ama yalan olduğunu geçte olsa anlarsın. yanarsın!!! yandiğına ağlarsın. o gider sen ardından bakarsın. kalbinle benliğini satarsın, nefret büyütür sevgiyi atarsın. ve işte yaşamak denirse öylece yaşarsın ...
şerefle bitirilmesi gereken en asil görevdir hayat... bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye; bir anlık eğlence için servetini tüketmeye, bir zamanlık mevkii için el ayak öpmeye, günlük menfaatler için onurunu tüketmeye; bir kısım insanlara kızıp da tüm insanlara düşman olmaya değmez bu hayat.
çok gerçekçi yapmışlar. iyi bi ekran kartıyla mükemmel oynanabilir. grafikler filan süper. hele aşk sahneleri filan çok iyi olmuş. ama düştümü çok acıyo dikkat edin. arada da save edin abi. iyi olur.