bir kitapta okumuştum, konu hatıra sözcüğünün egemen olup, anı kelimesinin pek tercih edilmeyişi ile ilgiliydi.
" hatıra sözü egemendi o günlerde, anı ise arada bir görünürdü. 1950'lerde "anı" yazdın mı, yazı müdürü silerdi hemen. tercüme bürosu'nda ataç'ın bir çevirisi gelmişti: balzac'ın '"iki yeni gelin'in anıları".
kıyamet koptu, üyeler "anırmaktan geliyor bu anı" diyerek bu sözcüğün hemen değiştirilmesini istediler. yoksa geri çevrilecekti ataç'ın çevirisi! anı kalktı, hatıra oturdu yerine, kitap da geçti kuruldan, öyle de basıldı klasikler dizisinde ama zamanla anı aldı hatıranın yerini.
zor tutunuyor hatıra sözcüğü, süresini tamamlayınca yitip gidecek, eski bir anı olacak ".
hatıra geçmiş bir durumun, geçmiş bir izlenimin, geçmiş bir olayın veya heyecanın, hafızada kalma anı; bir insanın ölmüş kimse yada geçmişteki bir olayla ilgili anı; anneden veya babadan kalan bir nesneyi alıp saklayarak hatıra olarak ta saklanır. babamdan veya annemden hatıra kaldı denir.
gerçek anlamda yaşanmışlık sayabileceğim 1 ilişkim oldu bu zamana kadar. onda da çocukluk, gençlik, olgunluk her şeyi yaşadım en güzel haliyle. sonra şartları olduramadık, ayrıldık. yaşadığım şehire okumak için gelmişti o ve arkadaşlarıyla şirin bi evde yaşıyordu. geçen zamanlarla birlikte ben de evin bir ferdi olmuştum artık. evin diğer 2 sahibinin de kız arkadaşlarıyla kankaydık zaten 6 kişilik değişik bi hayatımız vardı o evde. mutlu mutsuz neler neler yaşadık. kimi zaman yalnız kalmak için kimi zaman paramız olmadığı için hep o eve sığındık. mezuniyetlerden sonra o gitti ama ev hala duruyo orda. anılarımız hala orda yani. diğer arkadaşlar eski günler için bi toplaşma düzenliyolarmış o evde olacakmış beni de davet ettiler. bile bile gidip o anılarla acı çekmeli miyim yoksa hiç bulaşmadan geride mi kalmalıyım hala karar veremiyorum. yaşaması bu kadar güzelken anı olduğunda neden bu kadar acı veriyo ki bu duygular anlamak mümkün değil.