hiç farkında olmamamıza rağmen her daim hayatımızın parçası kavram. bütün düşüncelerimiz, hislerimiz, hareketlerimiz bizim ya da diğer insanların başka düşünce, his ve hareketlerine göre bir anlam kazanıyor. yanlış olmasa doğru olur muydu, nefret olmasa sevginin ne anlamı kalırdı gibi önermelerle açıklanabilir. ayrıca yaptığımız hareketlerin toplum içerisindeki manası da yine toplumun ortalama yapısına göreceli olarak ortaya çıkar. konya'da * yolda sevgilinizle öpüşmeniz halinde herkesin dikkatini çekip, terbiyesiz olarak damgalanırken, avrupa'da kimse dönüp bakmaz bile. sınavdan aldığınız 80 puan sizin için yetersizken, başkası o not için neler vermeye hazırdır. özenip bezenip yazdığınız bir entrye bir başkası saçma bulduğu için eksi verir.
işte bu noktada bütün sorunlar ortaya çıkıyor. etrafımızda gelişen olayları değerlendirirken kendi değer ve yargılarımızı kriter olarak kullanıyoruz ve onlara göreceli olarak yanlış ya da doğru diyoruz. oysaki o olayları bulundukları şartlar içinde değerlendirirsek daha farklı sonuçlara varmamız hiç de şaşırtıcı olmaz. buna da kısaca hoşgörü diyebiliriz.
nesne ve materyalleri, zihnimizkide şablonları deneyimlediğimiz ölçüde, anlamlandırmamızdır. söz gelimi, doğuştan görme yetisi bulunmayan birisinde, renk kavramı yoktur. aynı zamanda; sarılığa tutulsanız kırmızı rengi sarı görebilirsiniz. Renk kumaşta değil, gözlerdedir. bununla birlikte; önümüzdeki bir kap su, elimizi soğuksa sıcak; elimiz sıcaksa soğuktur bize göre.
dil bilgisi bile göreceli değil, programlama dillerinin ve turing makinelerinin mucidi olan alan turing tam tersine tüm evrenin enformasyon işlemede aynı epistemik (gramer'in farklı kültürlere özgü semantik doğasında bile çelişmezlik, içsel tutarlılık gibi sabit özellikler mevcut. ) temele dayandığını ispatladı.
--spoiler--
dil bilgisi bile göreceli değil, programlama dillerinin ve turing makinelerinin mucidi olan alan turing tam tersine tüm evrenin enformasyon işlemede aynı epistemik temele dayandığını ispatladı.
--spoiler--
Bu da doğru ama ben zeynep korkmaz'ın dilbilgisi kitabını okumuştum ve kendi kanaatinin genel kabulden farklı olduğu bile olmuş.
gramer'in farklı kültürlere özgü semantik doğasında bile çelişmezlik, içsel tutarlılık gibi sabit özellikler mevcut.
eğer böyle olmasaydı ne bilince ait örüntü tanıma algoritmalarını, ne de nöronların hesaplamalı doğasıyla, evrensel çeviri makinesi sayılabilecek google translate'i (binlerce dili akıcı biçimde birbirine dönüştürüyor, demek ki tüm dillerin ortak mantıksal bi temeli var ) geliştirmemiz mümkün olurdu.
belirsizlik ilkesi, evrende gerçekleşen tüm parçacık etkileşimlerine istikamet tayin ederken,
ilkenin kendisi değişmediği için moleküllerimize ayrışıp dağılmıyoruz.
tüm yıldızlar ve gezegen sistemleriyle beraber, lol.