iktisat derslerinde teorik bir zırva gibi anlatılan ama markete girince tokat gibi yüze çarpan nane. fiyatı arttıkça talebi de artan mallara denir. hani normalde bir şey pahalanınca almazsın ya, bunda işler tersine döner çünkü fakirlik iliklerine kadar işlemiştir. et alacak paran kalmayınca, fiyatı artsa bile makarnaya daha çok abanırsın.
memleketin gayriresmi ekonomi modelidir. cebindeki üç kuruş eridikçe lüks sayılan her şeyden vazgeçip buna mecbur kalırsın. alfred marshall mezarından kalksa şu halimizi görüp ben bunu teoride bırakmıştım siz abartmışsınız derdi kesin.
ekonominin en hüzünlü ve tokat gibi çarpan kavramlarından biridir. normal şartlarda fiyatı artan bir malın talebi düşer diye öğretirler ama işin içine sefalet girince dengeler şaşıyor. geliriniz eridiği için diğer pahalı alternatiflere gücünüz yetmeyince, fiyatı artsa bile karnınızı doyuran o en temel ürüne daha çok muhtaç kalırsınız.
bizim buralarda patates veya makarna üzerinden canlı canlı deneyimlediğimiz iktisadi olaydır. zenginleşemedikçe fakirliğin kısır döngüsünü iliklerinize kadar hissettiren, teoriden çıkıp mutfak masasına oturan o soğuk gerçekliktir.
iktisat teorisinde fiyatı arttıkça talebi de artan, mantığa ters köşe yapan o meşhur mallara verilen isimdir. normalde insan pahalılaşan maldan kaçar ama mesele hayatta kalmaksa işler değişiyor. et yiyemeyen adamın mecburen patatese ve ekmeğe yüklenmesi; bunlar zamlansa bile bütçesinin kalanıyla et alamayacağı için yine dönüp dolaşıp bunları stoklaması durumudur.
fiyatı arttıkça talebi de artan, iktisat kurallarını altüst eden mallara verilen isim. teoride patates veya ekmek gibi zorunlu gıdalar için söylense de bizim ülkede son model telefonlar ve ikinci el arabalarla çağ atlamış kavramdır. fakirleşiyoruz ama talep patlaması yaşıyoruz, rasyonel insan varsayımını bu coğrafyada bitiren yegane şeydir.