emile zola nın işçi haklarını harika bir şekilde anlatan romanıdır.
Emile zola öldüğünde dönemin fransız okurları inanamaz sokağa çıkar ve "jerminal" diye bağırır. emile zola nın cenazesinde yaklaşık 17 kişi * birbirini ezerek öldürür.
(bkz: jerminal)
germinal kelimesi aynı zamanda ürün , hasat,bereket gibi anlamlara gelmektedir.
okurken gerçekten boğuluyorsun. maden ocaklarının o ağır, tozlu havasını, kömürün ciğerlerine yapışmasını - yeraltında geçen her saatin insanı nasıl ezip bitirdiğini öyle güzel anlatıyor ki, kitabı elimden bırakıp derin bir nefes alma ihtiyacı duyduğum çok oldu. ama roman sadece acıdan ibaret değil. tam tersine, en karanlık yerde bile için için yanan bir öfke ve umut var. germinal kelimesi zaten baharın ilk filizini, toprağı yararak çıkan tohumu anlatıyor. zola da tam bunu söylüyor bence: ezilenlerin içinde o direnç tohumu var ve bir gün mutlaka toprağı delecek.
okuduğum da ister istemez türkiye’yi düşündüm. soma’yı, ermenek’i, amasra’yı… aynı maden faciaları, aynı ucuz iş gücü hesabı, aynı sessiz çığlıklar. aradan 140 küsur yıl geçmiş ama ezilen emekçiyle patron arasındaki o uçurum hâlâ aynı yerde duruyor. bu yüzden kitap bence sadece 19. yüzyıl fransa’sı değil, hâlâ çok güncel ve çok yerli bir hikâye. sınıf farkı, emek, adalet, sömürü ve başkaldırı gibi konulara duyarlıysan kesinlikle oku derim. bitirdiğinde “ulan bunlar hâlâ oluyor” diye düşünüp bir süre öfkeyle dalıyorsun.
bir emile zolayapıtıdır.maden işçilerinin daha insanca çalışabilmek için verdikleri mücadeleyi ( bu mücadelenin etrafında dönen aslında tüm emekçilerin derdini) anlatmaktadır.
sosyalizmi anlatan bir kitap değildir. emile zola'nın sosyalizm, kapitalizm ve anarşizm arasındaki gelgitlerini ortaya koyan, kararsız ve şüpheci yaklaşımlar sergilediği dönemin eseridir.
bugün tekrar akıllara gelen emile zola kitabı. zola'nın bu kitabı yazdığı dönemden bugüne pek bir şey değişmemiş dünya düzeninde en azından ülkemiz adına. yazık...
emile zola'nın toplumsal-gerçekçi romanıdır. bir madende geçen olayları anlatır. madenciler ücretlerinin artması için greve giderler, dışarıdan gelen etienne isimli roman kahramanı da madencilerle dayanışma içindedir. roman ütopik sosyalist bir romandır aynı zamanda. ortada kurulacak sendikavari bir örgütü sürekli bahsini geçirir ama henüz ortalıkta bilimsel -sosyalizm olmadığı için eser ütopik sosyalist olarak adlandırılır.
yoksul madencilerin karılarının ayaklanma sonrası kendilerini taciz eden simsarın cinsel organını kesmeleri en sarsıcı sahnelerden birini oluşturur... film bu anlamda politik metaforlarla da yüklü bir görsel bir şölene dönüşmektedir. zola'nın dehası öylesine kuşatıcıdır ki, modernizmin şekillenişine tanıklık etmek isteyen herkes, emek ve sömürü denklemini görünür kılan bu romanı okumalı ve sinemaya uyarlanan bu büyük yapıtı izlemelidir. ve tabii zola'nın politik kimliğini, ödünsüz bir entelektüelin duruşunu anlamak adına özyaşam öyküsünü de...
kapitalizm karsisinda eriyen komunizme dem vurmustur. grev ya da devrim sadece baskaldiri, kirip dokmek ve dayatma ile yapilmayacagini, etraflica incelenip uygun acilimlarla politize edilmedi gerektigini vurgulamistir.
gfilmin ortasinda daha fazla ucret icin baskaldiri yani grev yapan madenciler, eninde sonunda kapitaliz duzeni yansitan maden ocagi sahiplerinin ucretlerini arttiracagini, yeni ise alimlarini da engelleyerek baski olusturacaklarini dusunmuslerdi. halbuki zengin sinif gerekli onlemleri alarak onlari bogmustur. grev yapanlar sig dusuncelerle yapilabilcekleri tartisa dursun yavas yavas kapana kisilmaya baslamislardi bile.
sonunda grev bitti ve herkes yasamina devam etmeye basladi. grevde olenler de niyazi oldu.