esasında bir spor olması dolayısıyla barış ve kardeşlik için vardır fakat ne hikmetse ötekileştirme ve düşmanlık unsurları için kullanılan, gariban spor. oysa ki hangi takımı tuttuğuna göre değerlendirilmemeli insan. bir insan sevdiği renge göre ötekileştirilmemeli... ama ne yazık ki bu saçma şeyi bile dışlama sebebi olarak görebiliyoruz...
belli bir sınırı olması gereken.
örneğin bir ülkenin gündemini meşgul etmemelidir. insanların yatıp kalktığı bir şey olmamalıdır. fanatizmi, ırkçılığı, şiddeti körüklememelidir. her şeyin tadında güzel olduğunu biliyoruz ve bu "tadında güzel" kavramı futbol için de geçerli olmalıdır.
özellikle türkiye'de, çoğu zaman futbol bir çok şeyin önüne geçebiliyor.
mesela şunu anlayamıyorum;
tuttuğunuz takım şampiyon olunca niye bu kadar çok seviniyorsunuz? siz mi şampiyon oldunuz? şampiyonluk primi mi alacaksınız?
tuttuğunuz takım yenilince neden bu kadar üzülüyorsunuz? siz mi yenildiniz? üç puanı siz mi kaybettiniz?
tuttuğunuz takım süper bir futbolcu transfer edince niye dilinizden düşmüyor? siz mi transfer ettiniz, akşam evinize gelip sıcak bi çorba mı yapacak, sıcak suyla ayağınızı yıkayıp size masaj mı yapacak?
tuttuğunuz takım avrupa'da başarısız olunca neden "tecrübesizlik" oluyor? oradaki futbolla buradaki futbolun farklı olması, tecrübesizlikten mi kaynaklanıyor yoksa kaliteden mi? bence kaliteden. türk takımları avrupa futbolu düzeyine ulaşabilecek kadar tecrübe sahibi. ancak o kadar kaliteli değil.
futbolla ilgili herhangi bir şey olduğunda bunun haftalarca irdelenmesini anlamıyorum ben. başka derdiniz mi yok arkadaşım sizin?
günümüzde, sporun amacından büyük bir başarıyla saptığın en büyük kanıtıdır. içine karışmamış şey kalmamıştır. siyasi gerginlikler mi ararsınız, rüşvet mi ararsınız ve daha neler neler... ha bir de; bu işler hakeme, oyuncuya, taraftara çamur atmakla olmuyor. sahaya şişe atmakla da olmuyor. hangi takım taraftarı olursa olsun kendi takımını desteklemekten çok çamur atmak için bir mücadele var taraftarların çoğunda... bir takımı ele alarak söyleyemeyiz bunları. türkiye hatta dünya genelinde bir çekememezlik, bir kabullenemeyiş var. kaybeden- kazanan arasında tebrikleşmeler yerine, ana avrat küfürleşmeler... insanı ruhsuzlaştırıyor bu mevzular. ve koca bir kitle bu karmaşaya katılmış, her şeyden bir haber gidiyor garip yollara.
edit: bu demek değildir ki futbol kötüdür; temiz oyun *candır, aşktır.
bahis oynaması, tv'den izlemesi, tribünlerden izlemesi, oynaması, taraftarlığı, üzerine konuşması, hırsı, heyecanı, eğlencesi ile insanlığın en güzel oyunudur.
--spoiler--
"Sadakatin açık havadaki krallığıdır" demiş, italyan düşünür Antonio Gramsci futbol için. Futbolu tek bir cümleyle en güzel anlatan söz kesinlikle. Bu sözün gerçek değerini anlayıp futbola bir kez daha hayran olmak içinse, futbolu futbol yapan rekabetin toplumsal boyutunu; bir anlamda sadakatin tarihini kucaklamamız yeter.
Futbol kitlelerin afyonu değil; işçi sınıfının balesi, umutsuzların umudu, orta direğin eğlencesi, sadakatin açık havadaki krallığıdır. Oyun dünyasındaysa PES ve FIFAnın kafa kafaya tokuşması.
--spoiler--
toplumdaki her tabakayı 1.30 saat boyunca aynı şartlar altında himaye eden, herkesin eşit haklara sahip olabildiği çok az alandan biri. asla yalnızca bir oyun değildir yeri geldiğinde bir ayaklanmadır, kendini kabul ettirmedir, isyandır. hatta bazen devrimdir.
insanlar yoksulluktan ölürken yüzlerinin biraz gülebileceği yerler varsa orası bu yeşil sahalardır. bir toplum diktatörlük altında ezilerek kendi dillerini bile konuşamıyorsa bunu yapabilecekleri yerler sadece stadyumlardır (bkz: fc barcelona tarihi), ezilmiş toplumların, ezenlerle aynı haklara sahip olduğu yer burasıdır. zenginlerle işçi sınıfını bir araya getiren şey bu top oyunudur (bkz: liverpool-everton). kısaca futbol asla sadece futbol değildir...
bireylerin severek izlediği bir eğlencesi olması gerekirken , kendilerine
eziyet olarak yansıyan oyundur.
sahiplenme duygusu yüksek yurdum insanının kendinden çok sevdiği oyundur.
bağımlılık ve zararlı bir oyun haline gelmiş , para odaklı insanların eline düşmüştür.
sonuç olarak kulüplere para olarak geri dönmüş , taraftarlara ise koca bir sıfır .
bir türlü sevemediğim spor türü. sol framede futbolla ilgili başlıkları görünce aklıma bir fıkra geldi. futbolseverler biraz alınabilir ama sözüm meclisten dışarı. sonuçta fıkrayı ben uydurmadım, uyduran uydurmuş yani ona kızın.
"Einstein ölünce insanlığa hizmetlerinden dolayı onu cennette bir villaya yerleştirmişler. Bir gün kapısı çalmış. Gelen adam benim iq 200 demiş. einstein ooh demiş gel içeri seninle quantum fiziği konuşuruz.
Bir vakit sonra başka biri gelmiş. Adam benim IQ 90 demiş. Einstein gel gel demiş seninle siyaset konuşuruz.
Derken üçüncü adam kapıyı çalmış. Benim iq 35 demiş.
einstein biraz düşünmüş ve cevabı vermiş.. Gel içeri seninle de Futbol konuşuruz."