Endüstri haline gelen herşey bok olmuştur tıpkı futbol gibi. Örneğin abd de rap ilk çıktığında harikaydı 20 karının zencilerin sikine göt dayayıp sözde dans ettiği bir müzik değildi. Çünkü insanlar söylemek istediklerini söylemek için rap yapıyordu nihai amaçları müzik değildi. Sonra sikik prodüktör bozmalari çıktı anasını siktiler o ruhun.
Bugün türkiye de yapılan türkçe rap ile 1999-2006 arasında yapılan rap kıyaslanamaz bile ve kesinlikle o tarihlerde bir ruhu vardı bu işin. Evet kötü mikrofonlar vardı kötü miksajlar saundclik den indirilen free beatlara yapılan muhteşem rapler vardı.
Herhangi bir işte profesyonelleşmek her daim kaliteyi yükseltmiyor maalesef. Ismarlama müzikler ısmarlama sözler.
Gel gelelim asıl konuya futbola dönecek olursak onunda içine 1996 dan sonra dünya çapında sıçtılar.
Bu aralar çok canımı sıkan oyun. Galiba bir daha dönüp bakmamak üzere veda etmem lazım. Tuttuğum takımların hepsi yıllardır sürünüyor. Hangi takımı desteklesem hep hüsran hep hezimet. Ben de barcelona , bayern , Real gibi takımları tutayim diyorum. En azından üzülmem diyorum ama biliyorum ki ben kalbimle barcelona yı desteklediğim anda messi ve suarez 27 ay sahalardan uzak kalır. Takım seri mağlubiyetler almaya başlar.
Severek izlediğim spor dalı. Yani 0-0 biten lecce-cagliari maçını bile banttan izleyecek kadar severim. o derece hani. Ama gel gör ki Türkiye de pek izletemiyor kendini. Benim bile içimden gelmiyor açıp ta Fenerbahçe-galatasaray maçını izlemek. En son ne zaman futbola doğduğum bir maç izlediğimi bile hatırlamıyorum Türkiyede.
Dolar : 3.16 Euro : 3.52 Diyarbakır da 9 şehit. Cumhuriyet gazetesi fetöcülükle suçlanıyor. ABD ve AB Türkiye'ye sırtını dönmüş, 280.000 esnaf SGK kaydını sildirmiş. Ülkede 5 milyon mülteci var. Çocuk tecavüzcüleri, kadın tekmeleyenleri sokaklarda geziyor. Ama tek derdimiz futbol. Yapmayın beyler yapmayın...
izlemesi en zevk veren spordur. Formula 1 in eski hali ve basketbol da benim için çok çok keyif vericiydi ama hiçbiri futbol kadar olamadı. Bir ara at yarışı zorladı ama futbol başka.
insan olmanın en temel özelliklerinden biri, hayatının hangi evresinde olursa olsun, oyun oynamayı bir türlü bırakamamasıdır.
Çocukluğunu bile bilmediğin anlarda başladığın oyunla haşır neşirlik, çocukluğunda, ilk gençliğinde, erişkinliğinde, olgunluğunda, orta yaşlılığında, yaşlılığında, ihtiyarlığında ve belki de ölümle kucaklaşma anında bile sürüyor.
ÖLmesine ramak kala, kollarındaki serum hortumlarından akan damlalarla, papatya falı oynayan insan tanımışlığım var.
Çocukluğum futbolla geçti.
Daha ilkokuldayken, 8-10 dakikalık teneffüs aralarında takımlar kurup, kıyasıya maçlar yapardık.
Ne zaman sınıflarımızdan çıkardık, ne zaman kimler kimlerle anlaşır da takımlar kurardık, ne zaman kuralları koyup maça başlardık ve bitirirdik de, sınıflarımıza, derslerimize dönerdik.
Sürenin, öğretmenlerin, bahçedeki diğer çocukların, disiplin cezası alma tehdidinin, oynadığımız alanda parçalanan dizlerimizin ne önemi vardı ki?
Biz oyunu severdik. Biz, futbolu severdik.
Belki de o yüzden, futbolu çok ciddiye almışımdır ve belki de bu yüzden, futbol için hiç kavga etmedim.
53 yaşıma vardım, bir uydu kanalında brezilya 3. lig maçıyla karşılaşsam, elimdeki kitabı bırakamasam da, ara ara seyrederim sonuna dek.