'22 kişinin bir topun peşinden deli dana gibi koştuğu oyun' tanımına kesinlikle uymayan oyundur. bunu söyleyen insan zaten bildiğin düzdür. ona göre müzik de 'birkaç notanın bir araya gelmesi'nden öteye gitmez.
nasıl ki müzikte bundan başka bir uyum, duygu, tutku varsa futbolda da vardır. nasıl ki müziğin müthiş bir sanat yönü varsa futbolun da vardır. nasıl ki müzikte, tiyatroda, sinemada ürün sahibi ortaya birşeyler koyarak izleyiciye duyumsal veya izlenimsel olarak keyif veriyorsa futbolcu da göze hitap ederek bunu yapar.
ve en önemlisi futbol da en az sanat kadar birleştirici ve bütünleştirici etkiye sahiptir. sanat insan yaşamı boyunca devam edip popülaritesini koruyacaktır. fubol da öyledir. insan yaşamı sona ermediği sürece futbol bitmez.
temellerini tsubasa ile atan insanlar için hala bir soru işaretidir.. futbolu tsubasadan öğrenen ben ve benim dönemimdeki insanlar hala büyük anlam karmaşaları yaşamaktadır.. bu nedendendir ki bu neslin hala kafası karışıktır..
farklı yaşam tarzlarında ve karakterlerde olan insanları aynı duygularla ortak noktada buluşturan ve bana göre en keyifli en eğlenceli spor.
başlasın artık şu lig...
*bir de holiganlık, şiddet, futbol terörü olmasa tadından yenmez.
tribünlerde insana canı istediği gibi bağırıp küfür etmeyi sağlayan, inanılmaz stres attıran bir olaydır, hele bir de takımınız galipse değmesinler keyfinize *
bir türlü sevemediğim spor türü. sol framede futbolla ilgili başlıkları görünce aklıma bir fıkra geldi. futbolseverler biraz alınabilir ama sözüm meclisten dışarı. sonuçta fıkrayı ben uydurmadım, uyduran uydurmuş yani ona kızın.
"Einstein ölünce insanlığa hizmetlerinden dolayı onu cennette bir villaya yerleştirmişler. Bir gün kapısı çalmış. Gelen adam benim iq 200 demiş. einstein ooh demiş gel içeri seninle quantum fiziği konuşuruz.
Bir vakit sonra başka biri gelmiş. Adam benim IQ 90 demiş. Einstein gel gel demiş seninle siyaset konuşuruz.
Derken üçüncü adam kapıyı çalmış. Benim iq 35 demiş.
einstein biraz düşünmüş ve cevabı vermiş.. Gel içeri seninle de Futbol konuşuruz."
bireylerin severek izlediği bir eğlencesi olması gerekirken , kendilerine
eziyet olarak yansıyan oyundur.
sahiplenme duygusu yüksek yurdum insanının kendinden çok sevdiği oyundur.
bağımlılık ve zararlı bir oyun haline gelmiş , para odaklı insanların eline düşmüştür.
sonuç olarak kulüplere para olarak geri dönmüş , taraftarlara ise koca bir sıfır .
toplumdaki her tabakayı 1.30 saat boyunca aynı şartlar altında himaye eden, herkesin eşit haklara sahip olabildiği çok az alandan biri. asla yalnızca bir oyun değildir yeri geldiğinde bir ayaklanmadır, kendini kabul ettirmedir, isyandır. hatta bazen devrimdir.
insanlar yoksulluktan ölürken yüzlerinin biraz gülebileceği yerler varsa orası bu yeşil sahalardır. bir toplum diktatörlük altında ezilerek kendi dillerini bile konuşamıyorsa bunu yapabilecekleri yerler sadece stadyumlardır (bkz: fc barcelona tarihi), ezilmiş toplumların, ezenlerle aynı haklara sahip olduğu yer burasıdır. zenginlerle işçi sınıfını bir araya getiren şey bu top oyunudur (bkz: liverpool-everton). kısaca futbol asla sadece futbol değildir...
--spoiler--
"Sadakatin açık havadaki krallığıdır" demiş, italyan düşünür Antonio Gramsci futbol için. Futbolu tek bir cümleyle en güzel anlatan söz kesinlikle. Bu sözün gerçek değerini anlayıp futbola bir kez daha hayran olmak içinse, futbolu futbol yapan rekabetin toplumsal boyutunu; bir anlamda sadakatin tarihini kucaklamamız yeter.
Futbol kitlelerin afyonu değil; işçi sınıfının balesi, umutsuzların umudu, orta direğin eğlencesi, sadakatin açık havadaki krallığıdır. Oyun dünyasındaysa PES ve FIFAnın kafa kafaya tokuşması.
--spoiler--
bahis oynaması, tv'den izlemesi, tribünlerden izlemesi, oynaması, taraftarlığı, üzerine konuşması, hırsı, heyecanı, eğlencesi ile insanlığın en güzel oyunudur.
günümüzde, sporun amacından büyük bir başarıyla saptığın en büyük kanıtıdır. içine karışmamış şey kalmamıştır. siyasi gerginlikler mi ararsınız, rüşvet mi ararsınız ve daha neler neler... ha bir de; bu işler hakeme, oyuncuya, taraftara çamur atmakla olmuyor. sahaya şişe atmakla da olmuyor. hangi takım taraftarı olursa olsun kendi takımını desteklemekten çok çamur atmak için bir mücadele var taraftarların çoğunda... bir takımı ele alarak söyleyemeyiz bunları. türkiye hatta dünya genelinde bir çekememezlik, bir kabullenemeyiş var. kaybeden- kazanan arasında tebrikleşmeler yerine, ana avrat küfürleşmeler... insanı ruhsuzlaştırıyor bu mevzular. ve koca bir kitle bu karmaşaya katılmış, her şeyden bir haber gidiyor garip yollara.
edit: bu demek değildir ki futbol kötüdür; temiz oyun *candır, aşktır.
belli bir sınırı olması gereken.
örneğin bir ülkenin gündemini meşgul etmemelidir. insanların yatıp kalktığı bir şey olmamalıdır. fanatizmi, ırkçılığı, şiddeti körüklememelidir. her şeyin tadında güzel olduğunu biliyoruz ve bu "tadında güzel" kavramı futbol için de geçerli olmalıdır.
özellikle türkiye'de, çoğu zaman futbol bir çok şeyin önüne geçebiliyor.
mesela şunu anlayamıyorum;
tuttuğunuz takım şampiyon olunca niye bu kadar çok seviniyorsunuz? siz mi şampiyon oldunuz? şampiyonluk primi mi alacaksınız?
tuttuğunuz takım yenilince neden bu kadar üzülüyorsunuz? siz mi yenildiniz? üç puanı siz mi kaybettiniz?
tuttuğunuz takım süper bir futbolcu transfer edince niye dilinizden düşmüyor? siz mi transfer ettiniz, akşam evinize gelip sıcak bi çorba mı yapacak, sıcak suyla ayağınızı yıkayıp size masaj mı yapacak?
tuttuğunuz takım avrupa'da başarısız olunca neden "tecrübesizlik" oluyor? oradaki futbolla buradaki futbolun farklı olması, tecrübesizlikten mi kaynaklanıyor yoksa kaliteden mi? bence kaliteden. türk takımları avrupa futbolu düzeyine ulaşabilecek kadar tecrübe sahibi. ancak o kadar kaliteli değil.
futbolla ilgili herhangi bir şey olduğunda bunun haftalarca irdelenmesini anlamıyorum ben. başka derdiniz mi yok arkadaşım sizin?