etik insan hallerini cinsiyetçi koruma yoluyla savunma ve öğretme girişimidir. feminizm erkeklerin egemen tonunun yıkıcı etkisini kırmak, eleştirmek içinde direnç göstermiştir.
fakat politik ve etik endişenin temelinde kadın vardır. radikal feministlerin bir teorisi de erkeğin tamamlanmamış kadın olduğu vurgusudur. çok yuvarlak tanımlamalar neticesinde feminizm düşünce yapısını değerlendirdiğimizde karşımıza sakat bir düşünce yapısı gelmektedir. çünkü birey koruma yoluyla bile olsa ötekileştirilmiştir.
toparlarsak; evet egemen ton dengelenmelidir, birey üzerinde tahakküm olmamalıdır, fakat erkekleri genelleyen ve karşıt konuma yerleştiren bu durumlara da karşı durulmalı, teori toplumsal eşitsizliğin nedenlerini anlamayı amaçlamalıdır. fakat bu tavsiyenin tam tersi olarak feminizm günümüzde ki asimetrik enformasyonun da katkılarıyla kapitalist hegemonyanın bir organı olmuştur.
belki de erkliğinden ödün vermeyenlerce "erkek düşmanı" olarak yaftalanan aslında dünyanın merkezinde olması gereken toplumsal adalet hareketi, anlayışı, akımı.
hayatında erkek olduğu için bu avantajlarını kullanan bir baskı aracı olarak erkekliğini kullanan, biyolojik açıklamalarla akımları bağdaştırmaya çalışanlar sadece ama sadece "işine gelen kategorisinden" ibaretlerdir.
bir eli yağda bir eli bağda kadın cinayetlerini düşünürler mi bunlar tecavüzü, tacizi düşünürler mi? feminizme bu açıdan bakamayanlar kadın ölümlerine dolaylı olarak övgüler düzenlerdir.
kusura bakmayın. birilerini yargılama üzerinden gitti bu satırlar. ancak ne olmadığı hakkında ilk başta anlatmamız gerek ki ne olduğu hakkında esaslı bir girişi sağlıklı bir şekilde daha sonra yapalım.
sorunu yanlış yerden ele alan akımdır. kadının ezilmesinin nedeni erkekler değil, onları bu hale getiren ve erkliği dayatan sistemdir.
meselenin özü; y kromozomunda değil sıkıntı, az geniş bak anacım.
feminizm judith viorst'in sindirella isimli peri masalıyla 1972'de başlamıştır. ancak bu sindirella pek de bildiğimiz sindirella değil, aslında bildiğimizden çok farklı. bu sindirella evliliğe karşı, kadının önemsizliğini reddeden, kadın hakkındaki yanlış görüşleri ve değerlendirmeleri açığa çıkaran bir masal. bir kadının asıl masaldaki sindirella gibi öylece erkeğini beklemesine karşı çıkıyor. ataerkil toplumu reddediyor ve kadınların amacının yalnızca evlilik olmaması gerektiğini savunuyor. ona göre kadınlar kendi finansal durumlarını kendileri ayarlamalı yani açıkçası kendi paralarını kendileri kazanmalı. kadınların akılsız, parasız, pasif ve umutsuz insanlar olmasından ve erkeklerin onların hayatına girip onların hayatlarını daha anlamlı hale getirmesini beklemesi fikrine de karşı çıkıyor. ona göre kadınlar her biri önemli birer kişi. tüm bunlar, feminizmin ana amacı ve feminizmin umut ettiği şey erkek ve kadının sesinin aynı oranda yükselebildiği, ikisininde eşit olduğu bir toplum.
feminist eleştiriye göre feminizmin kökleri batı kültüründen gelir. tarihine bakacak olursak aristo'nun şu sözlerinden başlayabiliriz;'' erkek doğa tarafından üstün yaratılmıştır, bazıları yönetir, bazıları yönetilir.'' thomas aquinas'a göre ise ''kadınlar hatalı yaratılmış erkeklerdir.'' 1700'lü yılların sonunda kadınların ve erkeklerin eşit olması gerektiği sesleri iyice yükselmeye başlamıştır. mary wollstonecraft'ın yazdığı ''a vindication of the rights of women'' eserini feminist eleştiri açısından bir mihenk taşı olarak kabul edebiliriz. bu kitapta kadınlar günlük hayattaki işlerini ''bugünkü'' gibi yapabiliyor. kadınların ataerkil toplumdaki yerini erkeklerden daha altta görmeye dayanamayan ve buna daima karşı çıkan biri wollstonecraft. kitapta da kadınlar toplumdaki eğitimdeki, edebiyattaki haklarını elde ediyorlar.
ilk ve en önemli feministleri şu şekilde sıralayabiliriz;
virginia woolf britanyalı bir bilgin, öğretmen ve feministtir. feminizm ile ilgili olan eserinin adı ''a room of one's own.'' kadın olmanın ne anlama geldiğini anlatır bu eserinde. shakespeare'in kız kardeşini örnek gösterir. shakespeare gibi üstün birinin kardeşinin de ne kadar zeki olabileceğinden bahseden woolf, ona bir oda dahi verilmediğini, hiç bir bilgiye sahip olmadan ölüp gittiğini söyler. woolf'a göre kadınların zekası erkeklerden daha üstündür. ve o da diğerleri gibi ataerkil topluma karşı olunması gerektiğini savunur.
ikinci büyük isim olan simone de beavour'un kitabının ismi ''the second sex''. bu kitabın basımından önce kaybolmaya yüz tutmuş feminizm fikri bu kitap ile tekrar canlanmıştır. kitabını yazmasının amacı kadın olmanın ne anlama geldiğini anlatmaktı. kadınların hayatta hep ikinci planda olduklarından ve hiç bir haklarının olmadığından bahseder. ''kadın nedir?'' sorusu onun çıkış noktasıdır.
üçüncü isim için ise rahatlıkla kate millet diyebiliriz. 1960larda politikanın da etkisiyle feminizm akımı yeni bir ses kazanmıştır. kate millet kadın ver erkeğin toplumdaki özelliklerini karşılaştıran (karşılaştırmaya çalışan) ilk feministtir. birinin cinsiyetinin doğuştan olduğunu ve bunun için yapılabilecek bir şey olmadığından bahseder. erkek ve kadın cinsini karşılaştırırken erkeğin hep daha kavgacı ve baskın, kadının ise suskun ve mütevazi olduğunu söyler. kate millet'ın diğer feministlerden farklı olduğunu, erkek ve kadını o dönemlerde karşılaştırabilecek kadar cesur olduğunu görebiliriz.
1960-1970 yılları arasında ise feminist eleştiri, siyasal alandan edebiyat alanına doğru kaymaya başlamıştır. çünkü o dönemde erkek yazarlar, şairler adeta aziz ilan edilmişlerdi. wirginia woolf, simone de beauvoir gibi isimler ve eserleri yok sayılmış, yazar sıfatı olan kişilerin ancak erkek olması gerektiği fikri öne çıkmıştır. bu dönemdeki yazarların hepsi erkektir ve kadın okurların da edebi eserleri birer erkekmiş gibi okumaları gerektiğini savunuyorlardı. feminist yazarların da bu dönemde erkek isimleri ile kitaplar yazdığı göze çarpan anektodlar arasındadır.
elaine showalter 1980li yıllarda feminist eleştirinin en etkili yazarlarındandır. ''a litarature of their own'' eserinde feminizmi üç evreye ayırmıştır. (notlarım ingilizce olduğu için ve çevirince bir anlam ifade etmeyeceği için bu bölümdeki terimleri ingilizce olarak kullanacağım.)
a) feminine evre: yazarların ''kadın'' kelimesini ve tanımını kabul etmesi, kadın yazarların erkek yazarların gölgesi altında kalması ve erkek isimleriyle eserler yazması, eşitliğe dair duyulan umut.
b) feminist evre: kadın karakterinin sert ve zor bir dönemden geçişi, kendi haklarını kazanmak için çaba gösterdikleri dönem.
c)female evre: kadının sanattaki yerinin anlaşılması, erkeklerin yazdığı eserlerdeki kadın düşmanlığının anlaşılması.
kadınların erkek profesörler tarafından edebiyattan dışlandığını açık yüreklilikle dile getirmiştir.
boş yere konuşmaktır. bim'de böyle boş şeyler konuşulmaz. feminizm çürük bir düşüncedir. bunu bulan her kimse çok yanlış düşünmüş. ayıp etmiş erkeklere.
ataerkil türk toplumunda, sürekli tepki çekmiş bir kavramdır. kadınların sorgulayıcı yönünün gelişmesi ve bireysel haklarının farkında olması birçok erkeği rahatsız etmektedir ama Türk kadını artık daha bilinçli ve güçlü. cahil insanlar tarafından ''erkek düşmanlığı'' olarak görülmesi de ne kadar ön yargılı bir toplum olduğumuzun göstergesi.
21. yüzyılda ölen akım çünkü reelde olmasada kağıt üzerinde tüm bireyler eşit eşitsizlik de cinsiyetle değil kişinin niteliği, nufuzu, ailesi vb konulara dayanıyor artık.hele kadına şiddet dediklerinde bunlara diyecek laf bile bulamıyorum ulan sanki bu toplumda erkeğe, çocuğa ,hayvana falan hiç şiddet yok herşey güllük gülistanlık bir tek kadına şiddet var buda göstermekte ki feministler kendi düşünce yapılarında kadını üstün bir yere oturtuyor her türlü insana(hatta hayvana) haksızlık, eşitsizlik yapıldığı ve şiddet uygulandığı bir ortamda kadına bilmemne yapılıyor, kadın mağdur demenin başka bir açıklaması olamaz umarım bu sapkın düşünce yapısı(!) dünya üzerinden silinir yakın zamanda ha birde sevgili feministler şu askerliğin erkillerin elinde olması olayına da bir el atsanız dünyadan silinmeden bi sevaba girseniz ne iyi olur lan*
ideolojik temelleri bir erkek olan Charles Fourier tarafından atılan fikir akımıdır. Kuramsal olarak kadın-erkek eşitliğinden yola çıkıyor olsa da, pratikte ve argümanlarda kadının üstünlüğüne varmıştır maalesef. Kaldı ki ben hiçbir şeyden korkmam bir sol partinin kadın kolları başkanından korktuğum kadar.
sanılanın aksine kadının erkekten üstünlüğü değil, kadın erkeğin eşitliğini savunan bir üflemeli çalgıdır feminizm.
normal olan bu ideolojiyi sadece kadınların savunması değil, kadın erkek herkesin savunmasıdır. aklı, fikri, beyni, düşünebilme yetisi olan her erkeğin empati yapması, kendilerinin de kadın olarak dünyaya gelebilme ihtimali olduğunu anlaması, kendi kızına davranılmasını istemediği bir biçimde başkasının kızına davranmaması gerekir.
genellikle uyuz ve fazlasıyla alıngan karakterler tarafından savunulan bir dünya görüşü. gündelik hayata "senin o pis çükünle temas edeceğime duş başlığına sarılır uyurum" şeklindedir.
öncülerinin gençliğini doya doya yaşayamayan yaşlı teyzeler olduğu düşünülen akım. amaç insan haklarıysa eyvallah, amaç kadın erkeğe fırsat eşitliğiyse eyvallah, amaç kadına uygulanan şiddete sonsa eyvallah her daim yanınızdayız. ama ne zaman amaç pozitif ayrımcılıksa o an siktirip gitsin fikirleri de yapay olan birlikleri de.