tıp ve biyoloji dahil bütün alt bilimlerin yol göstericisidir evrim teorisi
evrimin ışığıyla aydınlatılmadıkça biyolojide hiçbirşey hiçbir anlam ifade etmez...
Evrimciler, yaradılışa masal derken kendi masallarına bizi inandırmaya çalışırlar. Dört madde sayıp koca koca şeyler yazıp hiç birşey anlatmamak buna en güzel örnek.
1)Diyorsun ki ilkel atmosfer ve dünya şartlarında amino-asit oluşur. Peki soğuk tuzak mekanizmasını nasıl açıklıyorusn? Okyanus dibindeki soğuk akımlarla. Soru: Peki o soğuk akım nasıl oluyorda tam o esnada, o an'da oluşan amino-asitleri kurtarıyor? Unutmayın su ve yüksek sıcaklık amino-asitleri parçalar.
2) Sudan karaya geçiş tek taraflı bir saçmalık değildir. Düşünün balık suda yaşıyor ve birden karaya geçmeye "karar" veriyor. Ne tesadüf ki! tam o esnada atmosfer bu su canlısının yaşayabileceği karışımı elde etmiş. Bilimsel teoriye bakın tamamen bir tesadüfi savunuyor. Ancak bir de karadan suya geçiş var. O bambaşka bir "bilimsel efsane".
Bir kaç yıl önce National Geograpich'in bir belgeselini seyretmiştim ve sudaki memelilerin "evrimini" anlatıyorlardı. Buna göre karada tehlike içinde olan ve yiyecek kaynakları kıtlaşan bir memeli (burada bunun bir köpek türü olduğu anlatılıyordu) suya dönmeye karar veriyor. Zamanla suda yaşama uyum gösteriyor, tüyleri pürüzsüz bir deriye ön ayakları yüzgece arka ayaklarıda arka yüzgece dönüşüyor ancak sırt yüzgecine bulaşılmıyor. Ancak tabi bazı soruları "bilimsel" laf kalabılığıyla geçiştiriyorlar. Misal bir kara hayvanı suda nasıl çiftleşiyor? Hadi çifleşti nasıl oluyorda doğan yavru suda yaşıyor? Peki biz neden kutup ayıları için endişeleniyoruz? Nasılsa onlarda bu tehlikeyi görüp suda yaşama uyum sağlayamazlar mı?
Neden evrimciler bu olağanüstü tesadüfler zincirini bilim diye satıyor? Bilimin açıklaması nasıl tesadüf oluyor?
canlılığın oluşumunu izaha çalışan teori.
varlığın kaynağını, yani canlılık henüz ortaya çıkmamışken mevcut olan cansızların nasıl var olduğunu ve tanrı'nın varlığını veya yokluğunu tartışmaz. evrim teorisi, jeolojik devirler sonucunda dünyanın oluşmasını açıklayan coğrafi açıklamalara benzer. nasıl dünyanın jeolojik devirleri, varoluşsal bir cevap değilse, evrim teorisininki de değildir. yiğit bulut'un dediği gibi, bilgisayarın içindeki işletim sistemi mevcut iken ortaya çıkan sonuçları açıklamak ayrı şeydir, o işletim sisteminin kendisini açıklamak ayrı...
bilimsel olduğu iddia edilenler tarafından bir dogma olarak görülen ve metaryelist zorunluluktur. evrim teorisi,materyalist felsefenin gereklerine göre üretilmiş ve sonra da bilimsel gerçeklere rağmen kabul ettirilmeye çalışılan bir tabuya dönüşmüştür...
materyalist felsefe, tarihin en eski düşüncelerinden biridir ve temel özelliği maddeyi mutlak varlık saymasıdır. bu düşünceye göre madde sonsuzdan beri vardır ve var olan herşey de maddeden ibarettir. bu tanım elbette bir yaratıcı'ya inanmayı da imkansız kılar. bu mantık gereği, materyalizm tarihin en eski çağlarından beri her türlü allah inancına ve ilahi dine karşı olmuştur.
peki ama materyalizm doğru mudur? bir felsefenin doğruluğunu ya da yanlışlığını test etmenin bir yöntemi, o felsefenin bilimi ilgilendiren iddialarını bilimsel yöntemle araştırmaktır. örneğin 10. yüzyılda bir felsefeci ortaya çıkıp, ay'ın yüzeyinde kutsal bir ağaç olduğunu, tüm canlıların aslında o dev ağacın dallarında meyve gibi yetiştiklerini ve oradan dünyaya düştüklerini öne sürebilirdi. bazı insanlar da bu felsefeyi cazip bulabilir ve bunu benimseyebilirlerdi. ancak 20. yüzyılda ay'a gidildiğinde artık bu tür bir felsefe öne sürmenin imkanı kalmadı, çünkü orada öyle bir ağaç olup olmadığı bilimsel yöntemle, yani gözlem ve deneyle anlaşılabilir hale geldi.
materyalizmin iddiasını da bilimsel yöntemle sorgulayabiliriz. maddenin sonsuzdan beri var olup olmadığını, maddenin madde-üstü bir yaratıcı olmadan kendisini düzenleyip düzenleyemeyeceğini ve canlılığı ortaya çıkarıp çıkaramayacağını araştırabiliriz. bunu yaptığımızda görürüz ki materyalizm aslında çökmüştür. çünkü maddenin sonsuzdan beri var olduğu düşüncesi, evrenin yoktan var edildiğini ispatlayan big bang teorisi ile yıkılmıştır. maddenin kendisini düzenlediği ve canlılığı ortaya çıkardığı iddiası ise; adına "evrim teorisi" dediğimiz iddiadır ve baştan beri incelediğimiz gibi o da çökmüştür.
ancak eğer bir insan materyalizme inanmaya kararlıysa, materyalist felsefeye olan bağlılığını herşeyin önünde tutuyorsa, o zaman böyle davranmaz. eğer "önce materyalist, sonra bilim adamı" ise, evrimin bilim tarafından yalanlandığını gördüğünde materyalizmi terk etmez. aksine, evrimi ne olursa olsun bir şekilde desteklemeye çalışarak materyalizmi kurtarmaya, ayakta tutmaya çalışır. işte bugün evrim teorisini savunan bilim adamlarının durumu budur.
ilginçtir, bunu bazen kendileri de itiraf etmektedirler. harvard üniversitesi'nden ünlü bir genetikçi ve açık sözlü bir evrimci olan richard lewontin, "önce materyalist, sonra bilim adamı" olduğunu şöyle itiraf etmektedir:
bizim materyalizme bir inancımız var, 'a priori' (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) bir inanç bu. bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. aksine, materyalizme olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz. materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, ilahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin veremeyiz. (richard lewontin, "the demon-haunted world", the new york review of books, 9 ocak, 1997, s. 28.)
lewontin'in kullandığı "a priori" terimi oldukça önemlidir. bu felsefi terim, hiçbir deneysel bilgiye dayanmayan bir ön varsayımı ifade eder. bir düşüncenin doğruluğuna dair bir bilgi yok iken, onu doğru varsayar ve öyle kabul ederseniz, bu "a priori" bir düşüncedir. evrimci lewontin'in açık sözle ifade ettiği gibi, materyalizm de evrimciler için "a priori" bir kabuldür ve bilimi bu kabule uydurmaya çalışmaktadırlar. materyalizm bir yaratıcı'nın varlığını kesin olarak reddetmeyi zorunlu kıldığı için de, ellerindeki tek alternatif olan evrim teorisine sarılmaktadırlar. evrim bilimsel veriler tarafından ne kadar yalanlanırsa yalanlansın fark etmez; söz konusu bilim adamları onu bir kere "a priori doğru" olarak kabul etmişlerdir.
bu önyargılı tutum, evrimcileri "bilinçsiz maddenin kendi kendini düzenlediğine inanmak"gibi bilime ve akla aykırı bir inanışa götürür. new york üniversitesi kimya profesörü ve dna uzmanı robert shapiro, evrimcilerin bu inanışını ve temelindeki materyalist dogmayı şöyle açıklar:
bizi basit kimyasalların var olduğu bir karışımdan, ilk etkin replikatöre (dna veya rna'ya) taşıyacak bir evrimsel ilkeye ihtiyaç vardır. bu ilke "kimyasal evrim" ya da "maddenin kendini örgütlemesi" olarak adlandırılır, ama hiçbir zaman detaylı bir biçimde tarif edilmemiş ya da varlığı gösterilememiştir. böyle bir prensibin varlığına, diyalektik materyalizme bağlılık uğruna inanılır. (robert shapiro, origins: a sceptic's guide to the creation of life on earth. summit books, new york: 1986, s. 207.)
tanınmış biyolog hubert yockey, aynı gerçeği şöyle açıklar:
diyalektik materyalizmin mutlak ve kapsamlı doktrinlerine olan inanç, yaşamın kökeni senaryolarında çok önemli bir rol oynamaktadır... yaşamın bir şekilde oluşmuş olması gerektiği... bu konuda hiçbir kanıt olmamasına, hatta bunun kanıtlara aykırı olmasına rağmen savunulmaktadır. (hubert yockey, "self-organization, origin of life scenarios and information theory", journal of theoretical biology, cilt 91, 1981, ss. 27-28.)
işte dünya çapındaki evrimci propagandanın temelinde bu materyalist dogma yatar. batı'nın önde gelen medya organlarında, ünlü ve "saygın" bilim dergilerinde sürekli karşılaştığınız evrim propagandası, bu tür ideolojik ve felsefi zorunlulukların bir sonucudur. evrim, ideolojik açıdan vazgeçilemez bulunduğu için, bilimin standartlarını belirleyen materyalist çevreler tarafından tartışılmaz bir tabu haline getirilmiştir.
diğer bilim adamları ise, kendi kariyerlerinin devamı için, bu zoraki teoriyi savunmak, ya da en azından aykırı bir ses çıkarmamak durumundadırlar. batılı ülkelerdeki akademisyenler, "doçent", "profesör" gibi ünvanlara ulaşmak ve bunları korumak için her yıl belirli bilim dergilerinde makale yayınlatmak zorundadırlar. biyoloji ile ilgilenen söz konusu dergilerin tümü de materyalist evrimcilerin kontrolündedir. bu kişiler evrim aleyhtarı bir yazının yayınlanmasına izin vermezler. dolayısıyla her biyolog, bu egemen inanca bağlı kalarak çalışma yapmak zorundadır. çünkü onlar da evrimi ideolojik bir gereklilik olarak gören, kurulu materyalist düzenin bir parçasıdırlar. bu yüzden, kitap boyunca incelediğimiz tüm "imkansız tesadüf"leri gözü kapalı bir biçimde savunurlar.
materyalist itiraflar
ünlü bir evrimci olan alman biyolog hoïmar von dithfurt'un yazdığı bazı satırlar, bu gözü kapalı materyalist anlayışın iyi bir ifadesidir. dithfurt canlılığın son derece karmaşık yapısına bir örnek verdikten sonra, bunun rastlantılarla ortaya çıkıp çıkamayacağı sorusu karşısında şunları söyler:
salt rastlantı sonucu ortaya çıkmış böyle bir uyum, gerçekten de mümkün müdür? bu, bütün biyolojik evrimin en temel sorusudur... modern doğa biliminden yana olan bir kimse, bu soruya "evet" yanıtını verme ötesinde bir seçeneğe sahip değildir. çünkü doğa olaylarını anlaşılır yollardan açıklamayı kendisine hedef kılmış, bunları, doğaüstü müdahalenin yardımına başvurmadan doğruca doğa yasalarına dayanarak türetmeyi amaçlamıştır? (hoimar von ditfudrth, dinozorların sessiz gecesi, cilt 2, çev. veysel atayman, 2.b. istanbul: alan yayıncılık, mart 1995, s. 64.)
dithfurt'un da belirttiği gibi, materyalist bilim anlayışı, hayatı "doğaüstü müdahalenin" yani yaratılışın varlığını reddederek açıklamayı kendisine en temel prensip olarak belirlemiştir. bu prensip bir kez benimsendikten sonra, en imkansız olasılıklar bile kolaylıkla kabul edilebilir.bu dogmatik zihniyetin örneklerini hemen hemen her evrimci çalışmada bulmak mümkündür. evrimin türkiye'deki önde gelen savunucularından prof. ali demirsoy birçok örnekten biridir. önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi, demirsoy'a göre, yaşam için mutlaka var olması gereken temel proteinlerden sitokrom-c'nin tesadüfen oluşması ihtimali "bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar azdır." (ali demirsoy, kalıtım ve evrim, ankara: meteksan yayınları, 1984, s. 61.)
kuşkusuz böyle bir ihtimali kabul etmek, akıl ve sağduyunun en temel prensiplerini çiğnemek anlamına gelir. insan, bir kağıt parçası üzerine yazılı tek bir harf gördüğünde bile, o harfin bilinçli birisi tarafından yazıldığına emindir. insanlık tarihini anlatan bir kitap gördüğünde, bunun bir yazar tarafından kaleme alındığından daha da emindir. akli dengesi yerinde olan hiç kimse, bu dev kitabın içindeki harflerin "tesadüfen" yanyana geldiğini iddia etmeyecektir.
ancak son derece ilginçtir, "evrimci bilim adamı" prof. dr. ali demirsoy, tam da bunu kabul etmektedir:
bir sitokrom-c'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır. yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir, denebilir. ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. o halde birinci varsayımı irdelemek gerekir. (ali demirsoy, kalıtım ve evrim, s. 61.)
kısacası demirsoy, "doğaüstü güçleri kabul etmemek", yani allah'ın yaratışını reddetmek için, imkansızı tercih etmektedir. bu yaklaşımın bilimle hiçbir ilgisinin olmadığı ise açıktır. nitekim demirsoy, bir başka konudan, hücredeki mitokondrilerin kökeninden söz ederken, tesadüf açıklamasını "bilimsel düşünceye oldukça ters gelmesine rağmen" kabul ettiğini açıkça belirtir:
... sorunun en can alıcı noktası, mitokondrilerin bu özelliği nasıl kazandığıdır. çünkü tek bir bireyin dahi rastlantı sonucu bu özelliği kazanması aklın alamayacağı kadar aşırı olasılıkların biraraya toplanmasını gerektirir... solunumu sağlayan ve her kademede değişik şekilde katalizör olarak ödev gören enzimler, mekanizmanın özünü oluşturmaktadır. bu enzim dizisini bir hücre ya tam içerir ya da bazılarını içermesi anlamsızdır. çünkü enzimlerin bazılarının eksik olması herhangi bir sonuca götürmez. burada bilimsel düşünceye oldukça ters gelmekle beraber daha dogmatik bir açıklama ve spekülasyon yapmamak için tüm solunum enzimlerinin bir defada hücre içerisinde ve oksijenle temas etmeden önce, eksiksiz bulunduğunu ister istemez kabul etmek zorundayız. (ali demirsoy, kalıtım ve evrim, s. 94. )
tüm bu satırlardan anlıyoruz ki evrim, gerçekte bilimsel araştırmaların sonucunda ortaya çıkan bir teori değildir. aksine, bu teori materyalist felsefenin gereklerine göre üretilmiş ve sonra da bilimsel gerçeklere rağmen kabul ettirilmeye çalışılan bir tabuya dönüşmüştür. yine evrimcilerin yazdıklarından anladığımız üzere, tüm bu çabanın bir de "amacı" vardır ve bu amaç, canlıların bir yaratıcı tarafından var edildiğini inkar etmeyi zorunlu kılmaktadır.
evrimciler bu amacı "bilimsel amaç" olarak ifade ederler. oysa sözünü ettikleri şey bilim değil, materyalist felsefedir. materyalizm, madde-ötesinin (ya da "doğaüstü"nün) var olduğunu kesinlikle reddeder. bilim ise, böyle bir dogmayı kabul etmek zorunda değildir. bilim, doğayı incelemek ve sonuçlar çıkarmakla yükümlüdür. bu sonuçlar doğanın yaratıldığı gerçeğini ortaya çıkarıyorsa, bilim bunu kabul eder. gerçek bir bilim adamının yapması gereken de budur; 19. yüzyılın köhne materyalist dogmalarına bağlanarak imkansız senaryoları savunmak değil.
evet evet milyonlarca yıl beklendi, balkabığı esen rüzgara dayanamadı araba oldu, farelerden ikisi 10 milyon yılda insan olduktan sonra ehliyet kursuna da gidip sürücü oldu. külkedisi masalı milyarlarca yıl sürdü.
hayal gücü yüksek insanlar tarafından savunulan teori. bi de görmüş gibi anlatmıyorlar mı şöyle oldu böyle oldu, arkadaşlarla okey oynarken kuyruğumuz düştü diye. sanki 4,5 milyar yıldır var bu arkadaşlarda olanı biteni -di li geçmiş zamanla anlatabiliyorlar.
he bi de çıkan onlarca fosilden bahsederler, biz görmeyiz onlar görürler.. işin komik tarafıysa onlarca(!) fosil olmaına rağmen hala götlerinden fosil uydurma çabasına girerler, domuz dişinden insan çizerler.
gerizekalılar tarafından çürütüldüğü sanılan bilimsel bir teoridir.harun yahya gibilerinin çürütdüğü sanılan bu teori aslında gelişmiş ülkelerde bilim diye geçiyor.ama müslüman ülkeler balçıktan yarandığımızı sanıyor.çok yazık.
henüz iddia edilem fosil veya fosillere rastlanamamış, iddia edilen fosillerinde sonradan çürütülmüş, ufak biyolojik varvasyonların kalıcı olduğunu iddia eden, ama en temel ispatlarla mümkün görülmeyen, geliştirilmeye çalışılan ama net bir fikir vermeyen -teori- bilindiği gibi teoriler ispatlanırsa kanun olur.
yaşamın varoluşuyla ilgili ortaya sürülmüş en mantıklı teoridir.ben şunu anlamıyorum hafız, şimdi bazı arkadaşlar insanın maymun gibi, kendisine olan şekil benzerliği bariz olan bir canlıdan, geldiğine ''saçma, olur mu öyle şey o zaman maymunlar neden hayatta?'' gibi über ötesi mantıklı cümleler ile karşı çıkıyorlar.* ama nedense aynı insanlara, topraktan yaratılmak çok mantıklı geliyor. hoca, inanıyorum deyin, kuran da topraktan geldik yazıyor o yüzden öyle söylüyorum deyin ama bana üç kuruşluk bahaneler uydurmayın. azalarak bitin.
aklı evvel savunucularının bizlere açıklaması gerekli bir kaç noktası olan teori;
1- dünyanın 3/4 ü sularla kaplıyken ve su yaşamı daha geniş genişken, canlılar neden karaya çıkıp evrim geçirme ihtiyacı duydu? yoksa kendilerine rahat mı battı? çöle adaptasyon sağlarlarken ulan biz ne bok etmeye evrim geçirdik dediler mi?
2-evrime göre dünyanın yaşı 3milyar ise ve günümüzde de yaklaşık 3 milyar canlı varsa, evrim de basamaklar halinde gelişen bir olaysa, her sene evrimden yeni bir canlı oluştuğunu da kabul edersek, en zeki yaratık olan insanın evrimi neden bu kadar erken oldu?
3-ortalama her yıl yeni bir canlı evrilmesi gerekirken biz neden hiç evrilmiş canlıya rastlayamıyoruz?
4-evrim varsa ve gerçekse, neden sadece insanlar zeka sahibi oldu? insanlar kadar ileri olmasa da insanlara yaklaşık düzeyde zeka sahibi canlılara neden rastlayamıyorz?
4-evrim neden maymunlara ve kara canlılarına kıyak geçiyor? denizlerde deniz kızı neden yok?!
kanıt olmadıgı için, milletin kafasına, çizgiroman gibi maymuna benzeyen insan tasvirleriyle sokulmak istenen enteresan bir düşünce tarzı. enteresan çünki adam inat ediyo kardeşim benim atam maymundu diye. bir tane elle tutulur kanıt varmı. yok. hep uydurma, yalan. bizim ateistlerde napacak, nasıl olsa allahsızlar rahat rahat inanıveriyorlar. veya inandıkları için ateist oluyorlar orasını bilemem. yumurta tavuk olayı gibi birşey
Evrim senaryodur. inatla savunmak ancak ideolojik saplantı olarak açıklanabilir. Evrim türün yaşamak için başka bir türe dönüştüğünü iddia eder ancak bunun nasıl olduğunu, neden "o" türe doğru değiştiğini açıklayamaz. ilkel atmosfer şartlarında bir amino-asitin oluşamayacağını bilir evrimi savunan bilim insanları ancak yine de görmezden gelirler bu gerçeği. Laboratuar ortamında amino-asit oluşturmuşlardır ancak bunu deneye müdahale ederek başarmışlardır. Önce 5 milyar yıl öncesinin hava şartlarında oynama yapmış ve canlılık için, en azından amino asitler için uygun olan bir atmosfer yaratmışlardır. Bu da yetmemişdir bakmıştırki fiziki şartlar amino asitlerin oluşumunu yine engellemiştir. Çünkü bu amino asit denen "şey" aşırı sıcakta ve suda parçalanmaktadır. Ancak 5 milyar yıl önce Dünya yüzeyi hem aşırı sıcaktı hem de su daha fazla yer kaplıyordu. Buna da çözüm buldular ve deneye müdahale ettiler. Amino-asit oluşumunu tesbit ettikleri "an" soğuk tuzak denen sistemle, amino-asitleri ortamdan çıkardılar. Yani kendi yarattıkları dünya'ya "ilahi" bir müdahalede bulundular.
Yukarıda örnek verilmiş olan kelebek ise başka bir türe dönüşmemiş, yine kelebek olarak kalmış ancak insanlarda da günümüzde dahi gözlemlenebilen doğaya karşı avantajlar elde etmiş, göğüs kafesi ve kanatları büyümüştür. Arkadaş bunu buraya "büyüten" olarak aktarmış. Peki soru bu hayvan bu eylemi yapmaya nasıl karar vermiş? Kanatlarını ve göğüs kafesini büyütmek için özel olarak birşeyler mi yapmış? Soğuk bölgelerin nerede olduğunu nasıl biliyor?
Irklaşmayı, türleşme olarak algılamaktan vazgeçin.
Edit: Zaten adını anmadan Miller Deneyinden bahsediyorum. Kaynak olarak gösterdiğin dünyanın "en güvenilir sitesi Wikipedia'nın" Türkçe versiyonunda deneyin detaylarından ve amino-asitleri parçalanmaktan kurtarmak için kullanılan "soğuk tuzak" yönteminden bahsedimemiş. Madem cevap verdin yazdığım yazıyı baştan sona kelime kelime oku ki terse düşmeyesin.
hala bir incelenen bir canlı, ilk hücrelerin oluşma senaryoları ile savunulan ideolojik teori.
yeni fosil bulundu ispatlandı.
en yeni fosil bulundu çürütüldü.
efenim geçeleim bunları. bir teorinin kaderi bir fosile, bir canlıya mi kaldı.
evrim teorisi bilimsel bir teori değil ideolojik bir teoridir.çünkü ateistlerin hayatın başlangıcı sorusuna bundan başka bir cevapları yoktur. bu nedenle bir gün bilim bu teoriyi çürütse bile savunulmaya devam edilecektir.