dünyamızı, güneş sistemini, yıldızları ve burçları, samanyolu galaksisini, ve diğer galaksileri, henüz belirlenemeyen 100 milyon ışık yılı uzaklıktaki cisimleri, ve bilinen en uzak cisim olan quasarları içinde bulunduran; 13,7 milyar ışık yılı çapında olduğu varsayılan evrenin şeklidir.
bu konuyla ilgili çok fazla görüş ortaya atıldı, çok fazla şekil çizildi.
fakat elimizdeki bulgulara bakılırsa önümüze 3 yol çıkıyor.
1. evren sonsuzdur.
ki eğer böyle olduğunu düşünüyorsak, belirli bir şekli yoktur.
2. evren, bir ucu sonsuza doğru açılmış bir şekildedir.
son birkaç yüzyıldır evrenin genişlemesinden bahsedenler, evrenin bir ucunun sonsuza açık olduğunu savunurlar. bu yüzden de megafona benzer bir yapıyı ve ucu sürekli genişleyerek, evrenin yapısı olarak tanımlarlar. yani evrenimiz bir megafona benzer, big bang tan itibaren genişlemiş ve halen de genişleyerek büyümeye devam eder.
3. evren sonsuz değildir ve kapalı bir şekille çevrelenmiştir.
insanlara açıklaması kolay ama mantıksız gelen bir durum. ve ilk olarak akla büyücülerin cam fanusunu getirir. ki nasa da evreni video ve görsellerinde bu şekilde betimler. evet evrenin sonsuz değil de sonlu olması insanların düşüncelerini ters düz eder. açıklaması, çizimi, betimlemesi kolaydır ama düşünce boyutu biraz da zordur.
evrenin kapalı bir şekil olduğunu çoğu insan savunur. ama şeklin neye benzediği hakkında değişik anlayışlar olduğunu görüyoruz. nasa karşımıza üç şekil çıkarır.
i. düzlem şeklinde bir evren.
ii. oval, küre şeklindeki eliptik evren.
iii. eyer şeklindeki, hiperbolik evren.
matematik yönü ağır basarak olaya yaklaşanlar ise altın orandan yola çıkarak evrenin dodecahedron şeklinde olduğunu savunurlar. mükemmel şekil ve mükkemmel evren. herşeyin sonu olduğu gibi evreninde sonunun olabileceği mantığıyla hareket eder. ki mantıklı gözüküyor. sonuçta allahın bizi farklı bir gezegende yada galakside beklediğini düşünen var mı? https://galeri.uludagsozluk.com/r/282018/+
henüz net bir şekilde negatif ya da pozitif eğriliğe sahip olduğunu kanıtlayan bir veri olmamakla beraber, yakın zamanda yapılan bir çalışmada farklı bazı sonuçlara varılmıştı. yine de ölçüm hataları gibi bazı ihtimaller göz önüne alındığında, çalışmanın tekrarlanması, aynı sonuçlara ulaşılması ve farklı gözlemlerle de desteklenmesi gerekiyor. o nedenle şu an için bildiğimiz kadarıyla düz olduğunu söyleyebiliriz.
fizikçi değilim, ama hayal ederken, her bi galaksinin sürekli dalgalanması ve bulunduğu noktayı genleştirmesiyle toplam yüzey alanı sınırsız biçimde artan, kusursuz bi kürenin iki boyutlu yüzeyinin üç yahut dört boyutlu projeksiyonu olarak hayal ediyorum ben.
bana bu analoji mantıklı geliyor, çünkü hangi noktayı referans alırsanız alın, en uzaktaki ışığın dalga boyu, bulunduğunuz noktadan bağımsız olarak hemen hemen aynı değeri verecektir, hangi noktada bulunursanız bulunun kendinizi evrenin merkezindeymiş gibi yorumlayacaksınız.
söylediğim şeyin mantığını kavrayamayanlar (soyut zekası düşük bireyler ) için biraz daha detaylandırabilirim, sürekli genişleyen, jölemsi şeffaf bi yüzey hayal edin, böylesi kusursuz bi kürede hangi noktayı seçerseniz seçin, o noktayla kesişen yarıçap, her zaman için küreyi kesen en büyük uzunluk değerini vermez miydi?
bu da mantıken, baktığınız her nokta için ışığın dalga boyunun aynı zaman dilimini vermesini sağlamaz mı?
lisede, sınıfta geometride (analitik, hiperbolik geometri dahil ) sürekli yüz alan tek kişiydim, lol.
eğriliğin pozitifliği ve düzlüğü göreceli yalnız,
benim verdiğim örneği referans alın,
yüzeyi kesen düzlemin (kusursuz görünmeyen bi kağıt gibi düşünün ) boyutu kusursuz kürenin toplam yüzey alanına kıyasla ne kadar küçük (basketbol topu ve minik not defteri parçası gibi düşün, bunu yüzeye koyduğunuzda hiçbir eğriliği yok çok küçük ) olursa,
uzayın o ölçüde düz olduğunu yorumlarsınız,
üçgenin iç açıları toplamı yüz seksen dereceyi verecektir,
ancak evren sürekli genişliyor,
bir şekilde o küreyi kesen düzlem basketbol topunun her yerini kapatan devasa büyüklükteki bi kağıt parçası misali eş ölçüde büyük olursa,
bu koşullar altında uzayın geometrisinin pozitif eğrilik sergilediğini zannedersiniz,
ve bu da size iç açıları toplamı yüz seksen dereceden büyük bi toplam verecektir.
(basketbol yüzeyine yapıştırdığınız kağıdın yüzeyine tüm sayfayı kaplayan bi üçgen çizdiğinizi düşleyin, üçgenin noktaları arasındaki doğrular alabildiğine geniş olmaz mıydı, bu da açıların da yüz seksen dereceden maksimum ölçüde büyük olacağı anlamına gelmez mi? )
bu evreni aşan soyut bi oku da görsel olarak tasarlayabiliriz,
her saniye ilk gittiği mesafenin iki katına çıkan üstel bi ok düşünün,
büyüklüğünü küresel evrenin merkezindeki orijin noktasıyla ölçmek istersek eğer,
bu bize evrenin kendisinden bağımsız, çok daha soyut bi küreyi ve akıl almaz soyutlukta farklı bi çapı tanımlayacaktır,
şimdi o şeffaf çapın evrenin genişleme hızıyla, ışık hızını dahi aşarak her şeyin ötesinde sonsuz mutlak bi küreyi tanımladığını görebilirsiniz. https://www.uludagsozluk.com/e/47751480/
evrenin şeklini çizen şey, aynı orijine sahip sonsuz sayıda evrensel vektör, kürenin yüzeyindeki sabit noktalar galaksiler,
galaksileri tanımlayan vektörlerin boyu diğerlerine bağlı, çok daha az esnek gibi düşünün,
sürekli genişleyen noktalar ise,
kürenin yüzey alanını sınırsız biçimde genleştiren evrensel vektörlerimiz, inanılmaz esneklikteler,
galaksiler arasındaki boşluk.
tüm evrenin yüzeyde var olduğunu ve yüzeyin her bi noktasının kürenin merkezinden çıkan evrensel vektörler aracılığıyla genişlediğini hayal edin. https://galeri.uludagsozluk.com/r/2463681/+
bu vektörlerin toplamının limiti,
kürenin hacim alanını verir bize.
yani evrenin şeklini taşıyan objenin görüntüsünü.
evrensel vektörlerimin her bir ucu, uzayzamanda genişlemeye ait geçiş sürelerinin tüm kesitleri arasında hareket edebiliyor.
parçacık setleri de, yalnızca bu evrensel vektörün kürenin yüzey alanıyla temas ettiği noktacıklarda var olabilecek, ve başka kürelerle eş zamanlı olarak etkileşebilecek salınım dalgaları çizen ayrı bi vektör setidir. yine de hepsi sonsuz sayıda olası kürenin orijinine bağlı.
genişlemenin belirli bi anı için yüzeydeki herhangi bi uzayzaman kesitini tanımlayan evrensel vektörün ucunu, uzayzaman dokusunun o kesitiyle özdeş kabul edin.
şimdi aynı vektör kümesi içinde var olan,
ama aynı orijinden çıkan farklı vektörler düşleyin,
bunlar genişlemenin iki anı arasında, yani evrensel vektörün belirli bi hareket aralığında,
hem de evrensel vektörlerin tanımladığı noktacıklar içinde (en mikroskobik uzayzaman hacminde bile spinle, titreşerek hareket ederler, konum değiştirmeseler bile )
üç boyutlu uzayzaman dokusuyla hareket eden parçacıkları temsil ediyor işte.
şayet varsayımım mantıklıysa, fiziksel manada hiçbir parçacık yok demektir,
parçacık değişken doğaya sahip,
evrensel vektörlerin tanımladığı noktacıklara bağımlı,
ayrı bir vektör seti anlamına gelmez mi? lol.
belki de bu yüzden parçacıkları en başından beri belirli rakamlardan ibaret set olarak tanımlıyoruz.
evrenin yüzeyine temas eden vektörlerle, aynı orijinden çıkan başka bir vektör,
evrensel vektörün tanımladığı minimum uzayzaman dokusu kesitinde,
o hacimde titreşiyor, salınıyor,
felçli bi el gibi hareket eden bi ok düşünün,
sende bunun yarattığı maddesel gerçekliğe bakıp,
elektronları ve nötronları küçük bilyeler olarak hayal ediyorsun, lol.
aslında titreşen şey, başka bir vektör seti.
ölçtüğün değerleri veren de o vektörler.
ve bunlar eşzamanlı olarak farklı küresel yüzeyler arasında geçiş yapabiliyor, çünkü hepsine eşzamanlı olarak dağılmış vaziyetteler, kaynakları aynı olduğu için.
kütleçekimi de bu analojiyle rahatlıkla kavrayabilirsiniz. kürenin yüzeyinde kütleli parçacıkları tanımlayan her vektör, yüzeyin dokusuyla etkileşir, daha büyük ölçekte geçerli olan genişlemeyi kırar, ve her birini orijine doğru çeker. ancak kütleçekimle ilgili vektör, çok güçlü olmasına rağmen orijinden o kadar uzaktır ki, diğer temel kuvvetlere nispetle zayıf kalmıştır. https://galeri.uludagsozluk.com/r/2463686/+
kuarkların bi arada durması için gereken bağlanma enerjisi sonsuz olurdu, mantıken. ışık hızı bile dalgalanır, tüm evren tutarsız, kaotik, anlamsız hale gelirdi.
tüm kütleli parçacıklara dağılan kütleçekim vektörü olmasaydı eğer, genişleme hızı sonsuz seviyede artar, belki de hiçbir fizik sabiti ortaya çıkmaz, hiçbir fiziksel obje tezahür etmez , ışık hızı vb değerler bile oluşma imkanı bulamazdı.
mesela ben tüm parçacıkları vektör seti olarak hayal ediyorum şu an,
bilye benzeri minik toplar olarak değil,
vektörlerin salınımlarını spin,
taşıdıkları harekete geçirici potansiyeli enerji yükü ve uzayzamanı büken etkiyi kütle olarak algılıyoruz biz.
ama tüm bunlar uzayzaman dokusunu yaratan vektörlere bağımlı,
bir alt vektör kategorisinden başka hiçbir şey değil:
hareketin, elektrik yükünün ve kütlenin kaynağı salınan, harekete geçirici potansiyel ve uzayzaman dokusunu büken vektör setiyse eğer,
bu geometrik etkileşimleri fiziksel bi gerçeklik olarak tevil ettiğimizi ispatlar.
kürenin yüzey alanıyla uzayzaman dokusunu tanımlayan orijin merkezli vektörler,
ve bu vektörlerle etkileşen parçacık (spin, elektrik yükü, kütle ... ) vektörleri.
üç boyutlu koordinat sisteminde boyutsuz ama sınırsız bir noktayı merkezi vektör setine,
bu vektörleri kürenin yüzeyine dönüştürdüğünüzde,
evrenin nasıl ortaya çıktığını da kusursuz biçimde resmetmiş oluyorsunuz.
nokta, uzayzamanın var olmadığı potansiyel.
bu vektörlerle uzayzamanı ve parçacık setlerini doğurur,
tüm bunlar bugün bildiğimiz evreni yaratır. tıpkı kürenin genişleyen ve kütleçekim etkisiyle dalgalanıp parçacıkları içine hapseden yüzey alanı gibi.
hareket olarak algıladığımız şeyin vektörel salınımdan doğduğunu?
başlangıç noktası ve yönü olan, matrislere dönüştürülebilecek cebirsel büyüklüklere, soyut yapılara karşılık geldiğini?
kütle olarak kurguladığımız yapının uzayzaman dokusunu büken başka bi vektörle, geometrik etkileşimden kaynaklandığını,
tüm uzayzaman dokusunun parçacıkları tanımlayan vektörlerin bağımlı olduğu,
üç boyutlu uzayzaman dokusunu yaratan evrensel vektörler olarak düşündünüz mü hiç?