Albert camus'un ilk okudugum eseri. Baslarda pek idrak edemiyorsun ama sonradan devam ettikçe taşlar yerine oturuyor, ne demek istediginin farkina variyorsun.
"Yaşam benim için gittikçe zorlaşıyordu; beden keyifsiz oldumu, yürek de ölgünleşir… Bana öyle geliyordu ki, hiç öğrenmemiş olduğum, ama yine de çok iyi bildiğim bir şeyi, yani yaşamayı unutuyordum…"
"Doğruluk duygusu, haklı olmanın verdiği doyum, kendini değerlendirmenin sevinci, bayım, bizi ayakta tutan ya da ilerleten güçlü zembereklerdir. Tersine, insanları bundan yoksun ederseniz, onları ağzı köpüren köpeklere çevirirsiniz.."
şu an düşüş deyince aklıma gelen tek düşüş maalesef ki tl. vakıfbank vadeli mevduat hesabımda mecburi değerlenen yatırımlarım dışında beni mutlu edebilen bir şey yok bu durumda.
Saçma bir gerilim filmi. Bunlar bir kulede mahsur kalıyor kimsede yardım etmiyor. Arkadaş demezler mi adama ne işiniz vardı da böyle bir atraksiyon yaptınız. Git denize dök külleri. Absürt.
Albert camus romanı. Bir zamanlar çok etkilemişti beni. Üniversitedeyken okumuştum en az on yıl önce. Bazı cümleler durumlar aklıma gelir hep. Yargıçlar tablosu olayı mesela çok metaforik:
“yargıçlarımı dolaba kilitleyin, teşekkürler.”
Sonra en çok da şu:
“mesele kötü insan olmak değil ama ışığı yitiriyor insan. Sabahları kendini bağışlayan kişinin o kutsal masumluğunu yitirdik biz.”
Eski bir dramayı canlandırmak gibiymiş o zamanlar. insan gerçekten karanlıkta kalınca anlıyor karanlığı.