6 yaşındaki oğlunun, artık ayrı bir yatakta yatması gerektiğine karar veren anne, oğluna duffy ducklı falan güzel bi' nevresimzımbırtısı alır. akabinde, yorgun olan abi, yatağı test eden küçük kardeşin yanına 15:30 sularında kıvrılır. ikili arasında geçen diyalog ve 6 yaşına kadar annesinin yanında yatmış olan haşin erkek, başlı başına dumur etmiştir insanları.
- senin yanında yatayım mı ben?
+ yatma benim yatağım oldu bu
- niye yatmayayım?
+ git kendi pis yatağına
- sen benim yatağıma git, yatakları değiştirelim
+ yatmam ben senin pis yatağında
- ben de yatmam zaten
+ kalk siktir git o zaman
sevgiliyle aynı evde kalmaya başlamak. bi gün televizyon seyrederken sevgilinin elinde tişörtle gelmesi ve bu kimin? diye sorması. o an tişörtün eski sevgiliye ait olduğunu hatırlamak.
- nerden buldun sen onu?
- çamaşır makinesinin içinden çıktı. sana olamayacak kadar büyük bu tişörtün senin makinenin içinde ne işi var?
- yatarken giyiyorum ben onu yahu rahat oluyo. ehehe.
diye cevap vermek. sevgilinin ilginç bakışları eşliğinde içinden eski sevgilinin unutkan olmasına küfretmek. zor kurtuldum elinden.
elektrik borcunu 2 yıl boyunca ödemeyen aboneye 10 günlük hapis cezası çıkmıştır. kullanım bedelini gecikme faizi ile birlikte öderse hapse girme tehlikesi ortadan kalkacaktır. lakin ödenmesi gerekli olan ücret bir türlü elektrik idaresi tarafından hesaplanamamaktadır.
uzun bekleyişten sonra diyalog gelişir;
-beyfendi maalesef ücreti hesaplayamıyoruz
-nasıl yani!! ne yapacağım peki ben şimdi?
diğer bankada ki görevli diyaloğa dahil olur;
-hapis cezası hesaplanmış en kötü yatıp çıkarsınız.
- *
mekan kıytırık bir düğün salonu. bizden yaşça büyük bir arkadaşımız evleniyor.o sıkıcı atmosferde beklerken nihayet gelin ve damat görünüyor ve alkışlar eşliğinde sahneye yaklaşıyor.
işte o aşamada ortamı neşelendirmek için gelen piyanist başlıyor şarkıyı söylemeye.müzik ilk etapta yabancı geliyor bize ama, nikah masasına oturdun işte/ dayanmak çok zormuş böyle sevince/ sana mutluluklar sözüm kardeşçe/ at artık imzanı git biran önce... der demez parçanın ümit besen'in kavusamayan sevgililerin şarkısı nikah masası oldugunu anlıyoruz ve tek kelimeyle şok oluyoruz ama bir yandan da gülmekten geberiyoruz.
tabi biz 'ulan yenge yoksa piyanistle,acaba? yok yok değildir' diye düşünürken büyük olasılıkla şarkının ismi nikah masası oldugu için günün anlamına binaen uygun gidecegini düşündügü için bi parça çalıyım demiş çingeneden bozma piyanist ve sıçmıştır.
üniversite hazırlık sınıfı. kur değişmiş, hocaların da bir kısmı değişmiştir. yeni gelen hoca o kadar yavaş ders anlatır ki, adeta zamanı yavaşlatmaktadır. arkadaşımla beraber türkçe olarak herife ders boyunca saldırırken, herif de suratımıza anlamsız bir ifadeyle gülümsemektedir. " bak bak nasıl gülüyor mal." diye dalga geçerken ders biter. kantine çıkılır. az önceki derste suratımıza mal mal bakan hoca, 3-5 öğrenciyle koyu bir sohbettedir. yanlarından geçerken muhabbete kulak misafiri olunur ve hocanın -gayet aksanlı bir şekilde- "bundan mütevellit.." ile başlayan bir cümle kurduğuna şahit olunur. dumur deryalarında bir süre gezildikten sonra bir önceki ders adamın suratına edilen, ufak (!) hakaretler içeren cümleler söylendiği akla gelir. sonra dumur deryalarına tekrar dalınır. bir müddet hocanın suratına bakılamaz.
ulan biz nerden bilelim adı nicholas olan adamın "bundan mütevellit.." le başlayan cümle kuracak kapasiteye sahip türkçe bildiğini. gayet de aksanlı ingilizce konuşuyordu halbuki. nasıl birden sezen cumhur önal' a dönüştü anlamadım.
devrik bir tabirdir. son zamanlarda türkçe yi katleten cümleciklerden bir tanesi.
avrupa yakası adlı dizinin ilk bölümlerinde bir zengin kızıkarakteri vardı. burundan konuşur ve tuhaf cümleler kurardı. o zamanlar o karakterin 'oha falan oldum' gibi cümleleri insanları çok güldürürdü. çünkü o zamanlar çok tuhaftı. bu günlerde ise bu tip cümleler çok doğallaştılar. mesela otobüste arkamızda oturanlardan, feribottaki gençlerden, hatta yakınımızdaki arkadaşlarımızdan 'oha falan oldum', 'dumur oldum' gibi cümleleri duymaya başladım. bu başlıkta bu durumun göstergelerinden birisidir maalesef. 'dumur olaylar' diye dalga geçilecek kadar anormal bir cümlecik başlık olarak atılıyor ve bir sürü insan altına ciddi ciddi yazılar yazıyor.
tabu oynarken arkadaşın tecrübe kelimesini anlatamayıp benim nasıl anlatamazsın ya dememe kızması ve bana sen nasıl anlatırdın demesi üzerine '' hayatta yenilen kazıkların toplamı '' demem ve arkadaşın susması.
kahvaltıya gidilen mekanda sıra hesap ödenmeye gelmiştir,
peynirciks: abi ne kadar?
mekan sahibi: 13,50
-peynirciks 20 lira çıkarır mekan sahibine verir sonra düşünür adamın 3 tane 5 lira daha çok işe yarar diye-
p: abi 3 tane 5 lik var lazım olur sana.
m.s: sağol abim hadi iyi günler(sırtımı sıvazlar bu arada)
p: abi sen 13,50 demiştin?
m.s: iyi günler dedik...(tekrar sırtım sıvazlanır)
ulan adama bir şey diyemedim iyilik yaptık bozuk para lazım olur diye bizim 1,50 liranın üstüne yattı, hayır para önemli değil de sırtımı sıvazlayıp konuşturmadı kitledi beni.
(bkz: lan ben varya neyse lan)
-Rize Ardeşen'de bir kişi direğe yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı çıkarmak istedi. Arkadaşına elektrik çarptığını sanan şaşkın adam, ayakkabısını silkeleyen adamın kafasına kürekle vurup öldürdü...
-istanbul ümraniye'de bir nişan töreninde 50 kişi aynı anda balkona çıktı. Balkon çökünce 50 kişiden 15'i can verdi. Diğerleri yaralandı...
-Konya Meram Mahallesi'nde, aynı iş yerinde biri gündüz biri gece vardyasında çalışan baba ile oğul talihsiz bir tesadüfle öldü.Yolda motorsikletle karşılaşan baba ile oğul, birbirlerine selam vermek isterken çarpışarak can verdiler...
-Karabük Demir Çelik Fabrikaları'nda bir işçi, 600 tonluk press makinasının arasından emekleyerek geçti ve 2450 santigratlık fırında sigarasını yakmaya çalışırken feci şekilde can verdi...
-Kocaeli Denizcilik işletmesi'ne ait bir gemide, mühendis kontrol için buhar kazanına girdi. Bir gemi personeli, "Niye bu kazan kapağı açık?" diyerek kapağı kapatınca, mühendis feci şekilde can verdi...
raven jack girişi ince olan kulaklık aramaktadır. saatlerce süren aramaların sonunda umutlar iyiden iyiye tukenmektedir.raven, eve gitmeden önce, kırtasiye-elektronik eşya karışımı küçükcük bir dükkanın önünden geçerken umutsuz bir şekilde şansını denemek ister. Tezgahta 50 yaşlarında ton ton bir tezye vardır.
(tt: ton ton teyze , r:raven)
r: iyi akşamlar teyzecim, kulaklık varmı?
tt: var nasıl bişey istersin?
r: ya teyzecim ben ince girişli kulaklık arıyorum hiçbiryerde yok.
tt: heeee sen mepe3 kulaklığı arıyosun.bende var, zaten burda yok yok
(der ve tezgahın altından gerçektende raven'ın istediği tarzda siyah bir kulaklık çıkartır )
r: peki teyzecim bunun beyazı varmı?
tt: eee sende buldunda kıllısını arıyosun...
olay kız yurdunda geçer. anlatıcı kafadan sallamadıysa şimdi aktarıyorum olayı. ikinci ağız durumu.
taze yerleşim yeri olarak bellenen yurt merdivenlerinden ağır valizlerle çıkmakta olan olay kahramanının imdadına hemen başka bir kızcağız yetişir valizleri yardımlaşa çıkarırlar odaya. eee insanlık öldü mü? odaya yerleştikten sonra bir fincan kahveylen teşekküre gidilir. bakar ki kızcağız olan kız, kot tişört kolunda aksesuarlarıyla şıngır mıngır kapıyı açar. haliyle öbürü sorar "aa kahve getirmiştim. ama galiba dışarı çıkıyosun?" öbürü "yoooğ" der, "ben yatmaya hazırlanıyorum" "dalga geçiyosun" der gibi manalı gülümseyince elinde kahve olan, öbürsü bi açıklama gereği duyar;
"sabah kalkıp hazırlanması zor oluyo da, o yüzden kıyafetimle yatıyorum"...e artık eşşeğin bacaa tabi.
arkadaşın birinin evine gittik topluca vakit geçirmek için. babaannesi de evdeymiş. gayet güzel karşıladı bizi. hal hatır sordu, tek tek tanıştı bizimle. tam bir istanbul hanımefendisiydi. derken sıra bana geldi. tanıştık, elimi sıktı.
--elin buz gibiymiş
gülümsedim.hemen akabinde:
--götün de karpuz gibiymiş dedi.
dumur büyük tabi.herkes kahkahadan yerlerde..
ama o güzel teyzeciğin alzheimer ı varmış. burdan kendisine sevgiler saygılar çok..
yan apartmana yeni komşuların taşındığından haberimiz vardı ama kimlerin taşındığını bilmiyorduk. daha sonraki günlerde bir teyzenin sürekli yeter yeter diye seslendiğini duymaya başladık. öyleki bu seslenmeler zaman zaman bağrışmaya varıyordu. polisi mi arasak acaba derken en sonunda dayanamayarak camdan hayırdır teyzecim diye sorduk. kızıma sesleniyorum yavrum dedi. bir şey mi oldu teyze kızına deyince şaşkın şaşkın baktı teyze suratımıza. meğersem kızının adı yeter miş..
kalbinden rahatsız olan bi çocuk geldi bize. dedik "buna kalp pili takılması lâzım." aslan gibi, 17-18 yaşında delikanlı. annesi bir şeyler söyledi, ben anlamadım. bilmediğim bi dilde konuşuyordu. çocuk ağlamaya başladı. sonradan öğrendik ki "bizim orda kalp pili takılan adamı adamdan saymazlar, ölsün daha iyi." demiş. çüşşşş. türkçe bilse laf anlatacağım, tercüman sağolsun ruhunu da katarak işi halletti. kıçımızı yırttık anca ikna ettik. hayatımın en dumur olayı sanırım buydu. anneler, analarımız muhabbetinin palavra olduğunu gördüm. 1000 kere sordum sen öz annesi misin diye. öz imiş.
doktor olunca çok değişik şeylere tanık olacaksın derlerdi. daha öğrenciyken başladı. bu ne be? anlatırken bile midem bulandı.
anane: şimdi siyah beyazlar sizsiniz. beşiktaş... o diğer renkler kim ki? sew7: şu sarı turuncu acaip renkli olan istanbul büyükşehir anane. rakip oluyor. anane: çok da fazlalarmış. bi de mavilere bak *. ne kadar azlar. koşturuyo 2-3 tane zavallıcıklar. kim ki onlar? sew7: şirinler..* anane: diğer takımda az kişi demek...
maçın 3 takımla olabileceği umutlarına kapılmış bir anane ve cami avlusuna bırakılıp, ailesi sandığı insanlar tarafından evlat edinildiğini yeni öğrenmişçesine korku dolu bir yaşama merhaba diyen sew7 sessizliğe teslim olurlar.
ve anane gözlüklerini arkaya iter, örgüsüne devam eder. artık daha başka gelir ağaçlar sew7'e, kuşlar, çiçekler...
gittiginiz barda ates istediginiz kisinin ilkokul arkadasi cikmasi. bu durumu o geceden 2 gun sonra facebook'ta gorunce ogrenmek. ustune ilk askinizla evlenmis oldugunu ogrenmek.
koskoca profesör'ün üniversite sınıfında temsilci seçmesi, yetmezmiş gibi eline yoklama listesi ve fotoğraf makinesi vererek yoklama aldırması. her imza atanın sırayla fotoğrafının çekilmesi.