balkon lamba anahtarını söküp yerine elektrik prizi takan bir evde, o prizin takıldığı televizyonu her açıp kapatınca balkon lambasının açılıp kapanması.
yeraltı tüneli girişindeki bir işportacıdan "8 tanesi 1 liraya" kalem pil almak, ve hemen akabinde, çıkış tarafındaki merdivenlerde aynı pilin "16 tanesini 1 liraya" satan bir adamın sesini duymak.
küçük kardeş telefonu açar;
+alo..evet..kimi aramıştınız...yok o alt katta oturuyor. yanlış aramışsınız
der ve kapatır. ne olduğunu kendi kendime anlamaya çalışmaktan vazgeçip sorduğumda aramızda şöyle bi diyalog yaşandı;
-kimi arıyorlarmış?
+alt kalttaki gülbahar teyzeyi aramışlar işte abla.
-lan ne alaka alt katla?
+gülbaharla görüşebilir miyim dedi ama.
yaşadığım dumurun ardından güldüm. ağladı. niye gülüyormuşum. kafanı yerim lan şapşal *
kuzenlerinde kalacak genç teyzesinin evine gitmiştir, artık yatma vakti gelmiştir, genç ve iki erkek kuzen odaya geçerler, ancak bir sorun vardır, odada sadece iki tane yatak vardır, teyze hemen pratik bir çözüm bulur ve odaya yer yatağı açar ve teyze sorunu çözmenin mutluluğu içerisinde odadan çıkacaktır ki yiğenine ve oğullarına nasihat eder: "dikkat edin karanlıkta birbirinize basmayın!". teyze kapıyı örter ve kuzenler gülmekten kırılırlar.
arkadaşın biri ortamda birden şarkı söylemeye başlar:
+ bu akşam ölürüm beni kiiimse tutamazz sen beni tutamazsın yıldızlar tutamazz!
derken uzaktan bir arkadaş yaklaşır. şarkı söyleyen arkadaşa kızgın bir tonda seslenir:
- o şarkıyı niye söylüyorsun ki, onun bende albümü var!
+ eeeeee?!?!?!
adam para verip aldığı albümdeki şarkıların başkaları tarafından böyle uluorta söylenmesine içerlemiş. ciddi ciddi tepki gösterdi herif.
velhasılı kelam komik degildir belki ama bu olay yıllar önce yaşanmış olmasına rağmen hala etkisini sürdürür. sözlükteki "ne diyem mahmut mu diyem", aşkım çorapların da ıslandı mı" gibi bir şey olmuştur olaya tanıklık edenler arasında. sık sık tekrarlanır.
kurban bayramı arefesidir. east for west balkonda dururken korna sesiyle irkilir. aşağı bakar gelen mercedes E200 arabasıyla amcasıdır. east for west aşağı iner. arabanın camı açılır. gördüğü manzarayla şok olur.
e: amca bu ne?
a: kurbanlık aldım yeğenim hayvanın son günü benim arabayla taşıyım istedim.
e: amca iyide ön koltukta ne işi var hayvanın?
a: arkada rahat durmuyor şerefsiz hem burda emniyet kemeriyle bağladım, hayvanda önünü görsün zaten.
e: !?!!
önemli bir misafirliğe gidilir. babamın kaç senelik arkadaşı. ağır da bir misafirliktir kaç senelik arkadaş olsalar da enseye tokat göte parmak değildirler. yemekler yenilir, tatlıya geçilir, hoş sohbet edilir tatlı etkisiyle. fakat o kadar sıçanzlığım tutmuştur ki, sıka sıka patlarım. an gelir yok artık ben dayanamıyorum olunur ve göt göt adımlarla tuvalete gidilir. şifre girilip işlem gerçekleştirilir. fakat o da ne? tuvalet kağıdı yok! araştır dur. kendimi o kadar kaybetmişim ki çamaşır makinesinin kapağını açarken buldum kendimi. ara ara yok. en sonunda anneye seslenilir "anne bi baksana şuram kanıyor. neden ki çözemedim? sen anlarsın bu işlerden". çokta anlar ya, sanki tıp okudu. kağıt istenilir ve o dumur andan kurtulunur. çok zordu sözlük, çok..
insanı şoke eden, ilginç olaylardır.örneğin, izmir'de kara çarşaflı bir hatuna(!) araba çarptıktan sonra kara çarşafı açılmış, mal meydanda olduğu görülmüştür. kara çarşaflı hatunumuz, içine hiçbir şey giymeden ancak kendi görüşünce giymesi gereken çarşafla dolaşmıştır bunca yıl aslında.
(bkz: vay be)
(bkz: anne ben dumur oldum)
sigaramın bitmesi üzerine bakkala almaya gitmiştim. esse light içmekteyim. normal yoğunlukta sigara içenler için gayet hafif gelen bir sigaradır kendisi.
kacak geldiği zamanlar fiyatı 2.5ken, tekelin üretiminden sonra fiyatı 3.5a cıkmıştır. ben hergün düzenli olarak bir bakkaldan 3.5a o sigarayı alırım.
bakkala girdiğim zaman su konusma gelişti;
-merhaba bi esse light alabilir miyim?
(bakkal amca cekmeceden kacak olarak gelenlerden birini cıkarır)
+buyrun
-ne kadar?
+2.25
-aa siz ucuza satıyormussunuz normalde 3.5 bu
+biliyorum biliyorumda hangi enayi alır bunu 3.5a?
arkadasin evinde arkadas ve onun kiz arkadasi ile beraber muhabbet ederken, arkadas "dur sana bir sarki dinleticem" diyerek bilgisayara yonelir, direk alttan mp3 logosuna basar, mp3 listesinde dogal olarak en son kullanilan dosya yer almaktadir ve o dosya bir porno kliptir. Pornodaki kadinin cigliklari bir anda evin icini sarar. Ekrana bakan gozler daha sonra saskin saskin birbirine bakar. Sonrasinda ise herkeste bir sessizlik bir aptallik...
rusya'ya ayak bastiginizda bindiginiz ilk taksinin soforunun size "pasa!" diye hitap etmesi. turk falan degildi sofor, ruslarin pasa diye hitap sekilleri oldugunu o zaman ogrenmis idim.
icq'ya offline girip "pst, orda misin pavel efendi?" turu mesajlarla beni haberdar eden ev arkadasimin sorularimdan bikip haber vermemeye baslamasi. ulan havalar nasil dedik, bundan mi biktin da konusmuyorsun it herif.
msn'de yavsadiginiz ablanizdan cevap gelmemesi. daha sonra iletinin "x degilim" * seklinde degistirilmesi. bosuna mi duzduk o kadar methiyeyi diyip isyan etmek.
ismi lazım değil lakin ben yine de yazayım sayılar teorisi dersindeyiz. hocası acayip prensipleri ve takıntıları olan bir tip. eğer sevdiği öğrenci grubundan biri değilseniz cep telefonunuz derste çalarsa o söylemeden çıkınız. neyse diyaloğa geçelim... telefonum çalar;
- kimden geliyor o ses
+ kısmayı şey etmişim !
- hadi bakalım *
yusuf miroğlu gibi çıktım dışarı. telefona baktım bir arkadaş aramış neyse... koridorda bekliyorum. bu arada arayan arkadaş karşıdan geliyor. şimdi mikrofonlarımızı ona uzatıyoruz.
yazı boş geçirmekten sıkılmış bünye, yazın son aylarını doldurma amacıyla bir ingilizce kursuna arkadaşıyla kayıt yapmayı düşünür. ancak zamanın son derece kısıtlı olması ve başka iyi kurs olmamasından ötürü yeni açılacak olan amerikan kültür dil okuluna gider.
biz sizin ilk öğrencileriniz gazı verilir yeni kurs sahiplerine. tamam abi güzel fiyat çekecekler tesellisi yapılır arkadaşla aramızda.
lakin gel gör ki, o kadar rahatız ki sanki servet sahibiyizde para konusunu takmıyoruz gibi bir halimiz var. arkadaşta indirimli özel okulda okuyor ama özel okulda okuduğu lafını duyunca bizi epey zengin sanmış olacaklar.
daha sonra fiyat 1.200 ytl diye söylenir. ancak akılda acaba bu kişi başı fiyat mı yoksa toplam fiyat mı gibi bir soru gelir. o an böylesine aradaki koca fiyat farkından dolayı komik hale gelen bu soru sorulmaktan çekinilir. arkadaşa söylenir.
arkadaş: 600'tür o kişi başı. zaten bize çok uygun fiyat yapacaklardı.
kartal: emin misin? 600 çok az.
arkadaş: yok, yok 600'tür o.
kartal: adettendir pazarlık yapsamıydık?
arkadaş: yok bu fiyatın daha pazarlığı olmaz.
kartal: iyi tamam.
daha sonra ilk derse girilir ve çıkışta kayıt işlemleri konuşulur. senet yavaş yavaş bilgilerle doldurulurken arkadaş usulca sekretere:
acaba bu kişi başı fiyat mı yoksa toplam mı diye fısıldar gibi sorar. sekreter ''yoo, bu kişi başı fiyat''diye cevap verince biz de ağırdan dumur olma vakası yaşanır.
sonra asıl kişi gelir: ''siz kişi başı mı sandınız? peki ne yapalım?'' der.
arkadaş tahminimce şok olmanın verdiği şaşkınlıkla bir şeyler söyler: ''aslında biz kişi başı sandık, ama tabii'' gibi şeyler söyler ama bir cevap, netice yoktur konuşmasında.
sonra yine aynı soru gelir: ''peki ne yapalım?''
arkadaş yine aynı sözleri dolandırır dilinde: '' biz aslında kişi başı sanmıştık....'' zannedersem burda şokta.
daha sonra bir sessizlik olunur ve biz bir aileyle konuşalım diyerekten çıkılır.
bir gün zevkle uludağ sözlüğe girip de nick in kabul edilmemesi sırasındaki ruh hali. daha sonrasında yaşanan "acaba hesabım hacklendi mi" sorusunun da devamında gelen belirsizlik, sinirlilik durumu.
3-4 sene önce öğle vakti az hava alayım diye evimizin penceresinden bakınıyordum. evimizin önünden de işlek bir yol geçmektedir. etrafa bakınırken bir de baktımki yolun karşısında işini yapmaya çalışan bir hayat kadını. tabi bunu gören türk erkekleride trafiği alt üst etmektedir. kadının önüne çeşit çeşit arabalar,minübüsler,jipler duruyor ve anlaşamayınca çekip gidiyorlardı. hadi bunları anladım da hayatımda hiç hayat kadınının önüne körüklü belediye otobüsünün durduğunu görmemiştim.* günün o saatinde görevli bir memur. **
yer : kızılay halk otobüs durağı
şahıs : 25 yaşlarında hanım bir kızımız.
durakda bekleyen halk otobüsü bütün yolcuları almıştır ve yavaş yavaş hareket etmeye başlamıştır. ancak son anda bu hanım kızımız arkalardan koşarak el kol hareketleriyle otobüsü durdurmayı başarmıştır. kapı açılır, kızımız otobüse biner ve şöföre dönüp "thanksss" der. otobüs şöförü dahil herkes ne diyeceğini bilemez. aslında orada otobüs şöförünün "not at all" demesini beklerdim ama altyapı müsait değildi herhalde.
gidilen ilk metal konserinde, havada ucusan ve insanlarin buyuk bir hazla birbirlerine attiklari nesnenin, aslinda balon degilde baska bir sey oldugunun idrak edildigi andir. *
bulunduğunuz mekanda sadece bir tuvalet vardır ve inanılmaz derecede sıkışmışsınızdır. pek tabii umumi tuvalet doludur. eliniz apış arasında beklersiniz dakikalarca kan ter içinde. bi süre sonra muhtemelen bazı iç organlarını da tuvalete bırakmış olan amca dışarı çıkar. adama nefret dolu bir bakış bile attıramadan dalarsınız içeri. ama o ne? içeride öyle bir koku vardır ki nefes alıp vermek bile zordur. oysa sizin tek yapmak istediğiniz masum bir çiştir. dakikalarca beklemiş olmak da işin cabası. işinizi bir an önce bitirip dışarı çıkarsınız, bir oh çekip elinizi yıkarken iki kişi daha gelir tuvalete. tam biri girerken dışarı doğru yönelirsiniz. sizden sonra tuvalete giren kişi bir kaç saniye sonra kendini dışarı atar ve sizin de duyacağınız bir şekilde seslenir:
- abi bu tuvaletin ağzına sıçmışlar. ben daha ne yapsam boş.
arkanıza bile dönüp bakmadan gidersiniz. siz yapmadığınız halde o iğrenç suçluluk psikolojisiyle. (göbekli amca sen iğrenç bir insansın.)
yer:beylikdüzünde bir market.
saat geç olduğu için market tenha. şarküteri reyonuna bakıyorum birşeyler almak için.zort diye bir sesle irkildim. arkamı dönünce yaşlı bir teyze gördüm ki teyze belediyenin sinek ilaçladığı kamyonetler gibi dolaşıyor zortlaya zortlaya. arkasını döndü beni gördü, ama heyhat, hiç kimse yokmuş gibi osurmaya devam ediyor. be teyzem hadi bir kaçırdın iki kaçırdın. on dakika boyunca,o nasıl bir performanstır o cüsseyle. yok, reyonların arkasında kayboldu gitti ben kasaya uçtum ama teyzenin sesi hala geliyor ve gittikçe yaklaşıyor. bozuk paraları almadan koşarak uzaklaştım. teyzeden ve marketten.
hamsi hayvan degildir. evet ben böyle bir olayla karşı karşıya kaldım. bir ingiliz, bir italyan, bir de temel değil. tamamı üniversite öğrencisi bu olaydaki kişilerin... olay şöyle gelişmiştir:
5-6 üniversite öğrencisi gece vakti sıkılıp isim-şehir oynamaya karar verir. sıra h harfindedir. süre biter ve cevaplar okunmaya başlar. sıra hayvandadır. ben hamsi derim, bu cevap başka kimsede olmadığı için 10 puan yazarım haneme. ama o da ne bir arkadaş hamsi hayvan değil der? peki nedir o zaman? hamsi balıktır. balık ne a.q? cevap: balık bir canlıdır. lan canlıdır tamam ama o canlı dediğin hayvandır.
yok anlatamadım bir türlü. tüm arkadaşlar oy birliğiyle hamsiyi hayvanlıktan çıkardılar o gün. hamsi o günden beri kendi başına bir tür, cins, ırk olarak ya da her ne hedeyse olarak yaşamını sürdürüyor. o da bi şey değil olan benim 10 puanıma oldu.
tabi burada çıkarılacak konu benim isim-şehir'de o gece başarılı olamayışım değil eğitim sistemimizin ne halde olduğudur. ingilizce derslerine beden hocalarının girdiği bir ülkede bunlar çok garip şeyler değil. heralde bizim arkadaşların biyoloji dersine felsefe hocası ya da psikolojici girmiş? hamsiyi bu kadar sınıflar üstü bir konuma getirmek nereden bakarsan bak önemli bir şartlandırmayı, geniş düşenebilmeyi ve elbette neden ulan neden hamsi hayvandır sorusunu sormayı gerektirir.
ama ahdim var. bir daha aynı ortamda isim şehir oynarsak eşyaya yazacam hamsiyi. ona da bi şey desinler de göreyim?