sebebi de çok basit, bilim şüphedir. bilim sorgulayıcılıktır. akılcılıktır.
bilimsel yöntem aynı sonuca ulaşan tekrarlı deneylerle desteklenmeyen hipotezleri reddeder. dolayısıyla din gibi bilimsel izahı bulunmayan olguları da doğrulanabilir hipotez oluşturulmadıkça reddeder. bilim her şeye aynı sorgulayıcılıkla yaklaşır, en çok da kendine. hiçbir zaman mutlak gerçek diye bir şey dayatmaz, kendi ileri sürdüğü şeyleri yine kendi yöntemi ile teste tabi tutar. gerekirse değiştirir, çürütür, yeni önermede bulunur. buna "dün söylediğini bugün yalanlıyor" diyenler haklıdır. ancak unutulmamalıdır ki bilim merkezi akılcılık olan ve her gün biraz daha büyüyüp gelişen bir süreçtir. zamanın getirdiği yeni keşifler ve akli gelişim ile eskiyi daima sorgular. 1400 yıl önce yazılmış "mutlak doğru"lara inananlar için anlaması bu yüzden zor sanırım. hawking radyasyonu gibi kavramlar henüz doğrulanamamış olsa da, dünyanın güneş etrafında dönüyor olması konusunda tartışma yoktur.
dindar olup da kendini bilim insanı olarak gören var mıdır vardır evet, ancak onların bu çelişkisi mutlaka bir noktada bilimselliğin kaybına neden olacaktır. dindar olması takip ettiğini iddia ettiği metodu uygulamadığını gösterir. ayrıca dini olan biri nereye kadar sorgulayıcılığını koruyabilir? yoksa cern'de proton çarpıştıran insanlar işi gücü bırakır "allahın bir hikmeti" der geçerlerdi.
iki farklı alanı ,bilimin kıstaslarıyla değerlendirip hatalı! sonuca varmaktır. dinden ,bilimcilik beklemek,bilimin ulaştığı sonuçlara ulaşmadığını görünce ,bilimi üstün görmek, bilimsel metodolojiyi dinden beklemek hatalı bir durumdur.
din ,bilimin bir rakibi, rekabet ettiği bir alan değildir. yanlış bilmiyorsam ,galieo'nun sözüydü; kutsal kitap cennete nasıl gideceğimizi söyler, evrenle ilgili bir şey değil" diyordu.ve galileo inançlı biriydi. bu her şeyi özetliyor aslında. din ve bilim çok farklı ,birbirlerine engel teşkil etmeyen, biri insanın var oluş sorularına cevap aramış ,kendince cevapları olan bir alan ,diğeri var olan maddeyi açıklayan ,felsefi konulara girmeyen bir alandır.
edit: bir yazar arkadaşımız " ikisi de insanın bu dünyaya nasıl geldiğini arar" demiş. hayır, din bunu aramaz. din ne için ? ,neden ? geldiğini açıklar. bilim ,var oluşun "nasıl " başladığıyla ilgilenir.
bilim süreklilik arz eder ve devamlı üzerine yeni bilgiler ekleyerek ilerler.
ayrıca din ve bilim çok farklı alanlar gibi görünse de birbirlerine etki edeceği alanlar vardır.
mesela dinde yaratılışı anlatan bir durumu gidip bilimden ayırmazsınız.
ikisinin de bu dünyaya insan nasıl geldi sorusuna aradığı cevap vardır. bunlar yöntem olarak farklı olabilir ancak ikisinin de ortak soruları vardır.
tabi gidip bilim şeytanın kaç bacağı var gibi bir soruyla uğraşmaz ama dinin bazı fikirleri bilimsel alana etki ederse bunlarla kendi gerçekliği içinde çatışmaya girebilir.
zaten dinlerin bilime müdahalesine bakarsanız yada düşman ilan etmesine kendi fikriyle bilim çeliştiği anda bunu yaparlar.
ayrıca bilimin sürekli ilerlemeci yapısı ve materyalist olanı hedef alması dinle hem onu fikir olarak net olarak ayırır hem de yöntem olarak.
ayrıca bilim nasıllar üzerinden sonuçlara ulaşır ve önemli nasıl sorusudur.
din ise neden ve kim sorularını da sorar ve sonuçlara kendi doğmatikliğinde ulaşır. ( aslında dinin bilgi edinme yöntemi eski bilimsel metodladır ama dinleşerek bunlar sabitleşmiş ve kutsanarak yalanlanamaz bir hal almıştır, hatta bir çok şeyin bilinmemesi daha subjektif alana onu itmiştir ve dilini sembolizme çekerek bir nevi karanlıktan beslenen yada karanlığı karanlıkla açıklayan bir duruma gelmiştir doğma dediğimiz şey öyle uhrevi bir bilgi değildir temelinde ilkel bilim vardır ancak sabitlendiği için amacından sapmıştır)
Tabii ki engeldir. 2. Dünya savaşında insanları denek olarak kullanıp üzerlerinde her tür ölümcül deney(!)i yapan bilim adamlarının zerre kadar imanı olsa o işleri yapmazlardı. Gördünüz mü din bilime engeldir.
Değildir hatta dinde bilime teşvik vardır. Fakat her dinin yobazi vardır avrupa bu yobazliktan orta çağ zamanı çekmiştir. Biz ise şu an çekmekteyiz ama güneşli günler yakındır.
bilim; tabiattaki kanunların neden-sonuç yoluyla araştırılmasına denir. bilimin konusu nasıl sorusuna cevaptır ve gelişmektedir. nereden geldik nereye gideceğiz ise felsefenin konusudur. dinde felsefenin alanıdır. ama önce dinin ne manaya geldiğini de söylemeliyiz din sistem demektir. yani rejim, yönetim, anlayış, ideolojiler v.s hepsi birer dindir. misal devlet ateizmi de bir dindir, dinsizlik diye birşey yoktur. inançsızlık vardır. misal demiş ki biri "dünya da dinler yüzünden savaş kaos var". bak bu doğru, çünkü her ideoloji bir dindir, her ideoloji kendi ilahını kendi doğurmuştur. nasıl ki geçmişte putperest paganlar tanrı'nın yanına eşyayı putlar edindiyse materyalizm de günümüzün müşrikliğidir. dünyada eğer bu kadar kan akıyorsa bunun nedeni insanın kendisini tanrının yerine koymasından ve din icad etmesinden dolayıdır. stalin, hitler ve bunun gibi türevleri müslüman veya hristiyan değillerdi ama katliam yaptılar. çünkü bu ve bunun gibi adamların dinleri bunu emrediyordu. lenin'in devlet ve devrim kitabına bakınız, sevgi pıtırcığı troçki'nin insanları "kuyruksuz maymunlar" diyerek aşağladığını görmezden gelip bütün hıncınızı sadece "savunma savaşına izin veren" yüce tanrıdan alamazsınız. tanrı tealanın ilk emri okudur, okumadan gelip islam'a nefret kusanlara ne denilebilir ki. din bilime engel değildir en azından allah katındaki din olan islam değildir.
Engel değildir, dinleri saçmalıkla yorumlayanlar engeldir, zaten bu adamların engel olmadığı şey yoktur. Yukarıdaki arkadaş da demiş, Avrupa bu adamlardan neler çekti geçmişte, ne zaman ki o yobazlıktan kurtulup dini kullanmanın önüne geçtiler, o zaman adamlar hızla yükselmeye başladılar.
Yani sorun dinde değil, dini her türlü şeyde kullanmaya sömürmeye çalışan insanlardadır, günümüzde de gördüğümüz gibi.
Zaman süratle ilerliyor. Milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümlerin geldiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişmesini inkar etmek olur. – Mustafa Kemal Atatürk
Din ve bilim, her iki tarafın da kendi çıkarlarını diğerinin pahasına öne sürmesi nedeniyle sıklıkla birbirine zıt olarak sunulmuştur. Bilim, fe-nomenlerin nasıl gerçekleştiğini; din ise neden gerçekleştiğini açıklar. Belirli atomaltı parçacıklarının nasıl çalıştığını biliyor olmanız, size ahlaklı bir yaşam sürmenin, manevi tatmin sağlamanın veya evrenin bir amacı olup olmadığının cevabını vermez.
Dinin bilime karşı hoşgörüsüz olduğu yönündeki yaygın iddialar sıklıkla dile getirilir; ancak göz ardı edilen husus, Katolik Kilisesi'nin modern bilimsel yöntemin temelini attığı, “Karanlık Çağ” boyunca klasik bilgiyi ve okuryazarlığı koruduğu ve Galileo gibi isimlerin araştırmaları da dâhil olmak üzere bilimin en büyük hamisi olduğu gerçeğidir. islam'ın Altın Çağı'nda da durum bundan farklı değildi.
17. yüzyılda Batı ülkelerinin büyük çoğunluğu bilimsel faaliyetleri destekliyordu. insanların çoğu, Katolik Kilisesi'nin Galileo'nun araştırmalarını finanse ettiğinden haberdar değildir. Galileo, Güneş merkezli görüşleri nedeniyle değil, kilise içindeki siyasi çekişmelerin kurbanı olduğu için yargılanmıştır. Dönemin papası VIII. Urbanus aslında Galileo'nun yakın arkadaşı ve destekçisiydi. Ancak Galileo, yazdığı eserde Papa'nın sunduğu ve astronomiyle hiçbir ilgisi olmayan argümanları “Simplicio¹” adlı karaktere söyletince, Papa bunu şahsına yapılmış bir hakaret olarak algıladı. Bu duruma otuz yıl savaşları'nın getirdiği siyasi baskı da eklenince, olay bilimsel bir tartışmadan çok bir güç gösterisine ve otorite savunmasına dönüşerek Galileo'nun yargılanmasıyla sonuçlandı.
(1) ahmak, saf.
---
Öte yandan, kendi ideolojik çıkarları uğruna bilime müdahale ederek onu yozlaştıran nazi, komünist, Pol Pot ve diğer tüm egaliteryen bürokratik yönetimlere bakıldığında, a-gnostik ve ateist ideolojilerin bilime dinden çok daha büyük zararlar verdiği açıkça görülmektedir. Günümüzde ırk, cinsiyet, transformers ve diğer tabu konuları sorgulamanın cancellanarak sosyal linç, hatta hapis cezasına uğramanıza yol açabildiği Batı dünyasının o yozlaşmış toplum yapısına bir bakın. Kendileri de aynı hoşgörüsüzlüğü sergileyen bu insanların dine hangi hakla ve nasıl bu denli nefret kusabildiklerini aklım almıyor.
Kültürel olarak dinden hoşlanmamanızın asıl nedeni, ahlaklı, alçakgönüllü, ölçülü, cesur, nazik ve iffetli olmayı gerektiren herhangi bir standarda tabi tutulmak istemeyişinizdir. Bunu sezgisel olarak ele aldığınızda, elbette hoşunuza gitmiyor; çünkü bu erdemler, doğduğu günden beri helikopter ebeveynlik ile hiçbir disiplin veya kural tanımadan “özgür düşünür” olarak yetiştirilmiş işlevsiz bir “güruh” için oldukça zor ve tatsız süreçlerdir. Toplum olarak dünyaya artık ahlaki bir pencereden bakmıyorsunuz, çünkü bu sorumluluğu üstlenmek istemiyorsunuz ve her türden yüksek standartlar karşısında “sınıfta kalmaktan” kaçınıyorsunuz.
Öte yandan, günümüzdeki anlamıyla bilimsel metodoloji, Orta Çağ'daki manastır rahipleri tarafından kurulmuştur. Entelektüel atılımlara bakarsanız, bunların çoğu durumda ruhani olandan kaynaklandığını görürsünüz. Benzer şekilde, bir toplum mistisizmden ve dinden uzaklaştıkça yaratıcılığını ve zihinsel keskinliğini yitirir. Bu gerçeği, modernite içinde bir anomali olarak açıkça gözlemliyoruz.
Din ve bilim, bugün mistizm olarak isimlendirdiğiniz aynı kökten türemiştir. Dinlerden miras kalan birçok temel varsayımı hafife alıyorsunuz ve bunların hayati öneminin farkına varamıyorsunuz. Örneğin, gerçek¹ kavramı köken itibarıyla dinî düşünceye dayanır. Toplumlar dinî değerlerini yitirdiklerinde, wokeizm, nazizm, feminizm veya komünizm örneklerinde olduğu gibi, hakikati önemsemeyi bırakırlar. Veritas'ı merkeze almayan bir toplumun bilimsel ilerleme kaydetmesi de imkânsızdır. Ayrıca ahlaki bir görev bilinci olmayan bilim adamları, yalnızca kendi çıkarlarına hizmet eden veya belirli çıkar gruplarınca fonlanan dogmatik mesajları yayan birer araca dönüşürler. Günümüzde bilimin sürekli olarak solun siyasi söylemlerini haklı çıkarmasının temel nedeni budur. Çünkü günümüzde bilim, birçok durumda ideolojik gruplar tarafından kendi ajandaları doğrultusunda yürütülen bir safsataya evrilmiştir. ilginç olan ise aynı “bilimin” ırk, cinsiyet, genetik farklılıklar veya transformers gibi konularda somut bilimsel verileri sistematik olarak görmezden gelmesidir.
(1) veritas ya da hakikat.
---
Batı’nın 15. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar gerçekleştirdiği en büyük bilimsel ve toplumsal ilerlemelere baktığınızda, bunların Batı’nın koyu bir Hristiyan toplum olduğu dönemlerde yaşandığını görürüz. Tüm medeniyetlerin maceraları apatheiaile başlayıp hedonizmle son bulur.
Tarihin en meşhur bilim adamları filozofları teist ya da deisti. Yani tanrı inancı vardı hepsinde ateizmin aksine, durum böyleyken din bilime engeldir demek cahillikten başka bir şey değildir. Tam tersi ateizm bilime engel demek daha doğru bir argüman olabilir.
bilim insanlığa değil emperyalizme ve küresel hegemonyaya hizmet ediyorsa, orada gerçek sorun din değildir. din ilmi insanın emrine sunar, toplumları yok etmek katletmek sömürmek için kullanışlı bir aparat haline getirmek için değil. hal böyle olunca bilimi bir silah gibi kullanan deistler dini öne sürerek hem dünya saltanatını ele geçirir hem dini kötüler hemde demokrasi denilen şeytan icadıyla bütün dünyayı kendi egemenliklerine boyun eğdirip köle haline getirirler. tabiki dini öcü olarak gösterecekler. evet.