sevilecek adam değil ukala, kendini beğenmiş. alkolik kumarbazın teki. kadınlar üzerine içip içip zırvaladığı şeyleri beğenenler var. sanatçının ukalası çekilmiyor bir diğer örnek sagopa kajmer gibi. böyle adamlara hala prim veren insanlar var.
Yaşam beni dehşete düşürüyor. Yemek, uyumak ve çıplak dolaşmamak için insanın yapmak zorunda kaldıkları ürkütücüydü. Bende yatakta kalıp içiyordum. içtiğin zaman dünya yine oradaydı, kaybolmuyordu ama boğazına sarılmıyordu en azından.
Özgür olmak, haftanın 5 günü yapmak istediğin herşeyden vazgeçip, düşünmekten dahi kendini alıkoyup, çişe gittiğin vakitleri hesaplayıp gece yatağa girip ayaklarını uzatmak değil.
Özgür olmak, haftanın 5 günü 3 kuruşa nefret ettiğin bir sürü insanla dipdibe yaşayıp, zoraki gülücükler saçıp, renklerinden arınmaya çalışarak 2 günü beklemek değil.
Özgür olmak, insanların seni sevmesi uğruna sevmediğin herşeyi yapmak, iğrendiğin birşeye "ah çok güzel olmuş" demek değil.
Benim bir sorunum var insanlardan hoşlanmıyorum, samimiyetle söylüyorum tümünden olmasa bile büyük çoğunluktan hoşlanmıyorum.
Kötü oldukları için değil, zavallı oldukları için değil. Hepsini anlayabilirim. Hepsine mazaretler bulup, anlayışla karşılayabilirim. Hoşlanmıyorum. Bu benimle alakalı.
Ne hastalıklı bir duygu değil mi? Bence değil işte. Bence çok doğal, olağan.
-Biliyorsun beni, severim markette dolanmayı, sonra tuvalet kağıtlarının olduğu rafa geldim ve 92 yaşında bir kadın gördüm, en hesaplı tuvalet kağıdını arıyordu.
- iyi de herkes yapar bunu.
-Tamam ama, 92 yaşındasın, yarın ölebilirsin, üç kuruşun hesabını yapmanın ne anlamı var?
Yani, 92 yaşında sıçabiliyor olmak zaten muhteşem bir olay neden en pahalı tuvalet kağıdını alıp bunu kutlamıyorsun?
(bkz: pis moruğun notları) ilk okuduğum kitabıdır, iyidir
''intihar aniden yanan bir ışık gibi karanlıkta. çıkış yolu olduğunu bilmek içerde kalmayı kolaylaştırır. anlıyor musunuz? yoksa sonu deliliktir. o da hiç hoş değildir dostlarım.'' der.
sadece içinde biraz ''hank''lik olan insanların tam olarak anlayabileceği yazar sanırım.
Yan yana yürümeyelim diye dar yapılmıştı kaldırımlar. Ve yine yan yana yürümeyelim diye dar kafalıydı insanlar. Ve sırf dardı diye kafalar, düşünmeyi bırakıp sevmeyi denedik, Sarılmak yakar bizi" deyip aşkı hep, uzaktan sevdik diyerek düşündürendir
amerika'nın her bir yanındaki sabahın üçü sarhoşları nihayet pes etmiş olarak duvarları seyrediyordu. Acı çekmek için ayyaş olmak, bir kadın tarafından sıfırlanmak gerekmiyordu, ama acı çekip ayyaş olunabilirdi. Bir süre, gençlikte özellikle, talihin senden yana olduğunu sanabilirdin, bazen senden yanadır da gerçekten.
Hayatı daha güzel özetleyen başka bir adama rastlamadım ben sözlük.
'o' sarmalayıcı karanlıkta, başka birinin kolları arasına hapsolmuşken, hayatta elde edebileceğiniz her şeyin sonunda çöpe gideceğini anladığınız zaman ağlamak çok kolaydır.
charles bukowski fransa'da yazarların katıldığı bir söyleşiye konuk olur. zaten sıkılmakta olduğu her halinden belli olan kahramanımız program boyunca yanındaki bordeux şarabı şişesinden ufak ufak piiz yapmaktadır. sonlara doğru kafasının zozik gibi olmasıyla birlikte olaylar gelişir.
malum video'da şahsına çok ayıp edilmiş kişi. "oldduuu hadi görüşürük" diye çevirebileceğimiz şekilde şutlanmıştır programdan. bizde olsa bu olay alır adamı saatlerce konuşturur rating'lerden rating beğendirirlerdi.
''Gözlerimi kapayıp dalgaları dinledim. Binlerce balık vardı suda, birbirlerini yiyorlardı. Yutan, sıçan, düzüşen sonsuz sayıda ağız ve kıç deliği. Yutan, sıçan ve düzüşen ağız ve kıç deliklerinden ibaretti dünya.''
işte, burada oturmuş, eski şarkıları dinliyorum yine, hüzünleniyorum; gözyaşlarının bir türlü akmadığı modası geçmiş hüzün. Olsun. Biraz daha dinliyorum. Gece kendi içinde ilerlerken, zihin inanılmaz miktarlarda anı tüketebilir; bir puro daha yakılırken, nasıl da cıvık bir duygusallık, eski şarkılar birbirlerini takip ederken. Anımsanan yüzler, genç yüzler, bir elmadan kesilmiş taze dilimler misali ölüler şimdi, neredeyse hepsi ölü şimdi.
Sözüm ona harikulade, sözüm ona cesurlar, yoklar artık.
Anımsıyor, bir kez daha dinleyerek, budalalığın bir kez daha girmesine izin vererek. Sonsuza dek budalayız hepimiz, sonsuza dek aldatılarak, memnuniyetle, şimdi.
EN iYi ADAMLAR YALNIZKEN GÜÇLÜDÜR - Charles Bukowski
ergenlerin yeni oyuncağı olması bi yana, kendisine laf atmakta bambaşka bir modadır. seven ergendir, reyis'e laf atan da hayatın sillesini yemiştir, feleğin çemberinden geçmiştir.
iki tarafın da amına koyayım c.bukowski reyis'e bir şey olmasın..
kim beni seviyor kaygısı güymeyen, ahlaksız, dinsiz ve bir o kadar da kural tanımaz. kitapları olabildiğince sade, mesaj verme kaygısı gütmeyen kitaplar. her şekilde, sevilesi. hayran olunası.
--spoiler--
Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. iyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. ilgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem.Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.