memleketimden sonra en sevdiğim il dir. güzelliği, doğallığı bir yana önemli anılar taşımaktadır. mesela her senenin ağustos ayında 3 ay görmediğim malum kişiyle buluşma noktası olması yeterlidir benim için. bekle bursa yarın ordayım.
Arabayla şehir merkezinden yarım saatte Uludağ'ın zirvesine, yarım saatte Gemlik, Kumsaz, Burgaz gibi bilimum deniz kıyısına gidebileceğiniz, yeşilin hemen her tonunu içeren güzide şehir. Bu yıl yağan yağmurlarla birlikte daha bir yeşil oldu sanki.
gidinceye kadar binbirtürlü fantastik hayaller kurup, gördüdükten sonra beni hayal kırıklığına uğratan şehirdir, osmanlı ya başkentlik yapmış , içerisinde bir çok tarihi zenginlikler barındıran bu kent resmen kaderine terkedilmiş, tarihi ama her yanı tarumar edilmiş bir yapı gibi durmaktadır.
bu nasıl bir sehircilik anlayışıdır anlamak mümkün değil. yüzyıllık hanları, hamamları, camileri, çarpık ve düzensiz yapıların arasına adeta hapsedilmiş sanki geçmişin izleri silinmeye çalışılmıştır elbirliğiyle.
keşke hiç gitmeseydim bursa ya , hayallerimde tasarladığım şekliyle kalsaydı zihnimde hep. nerede o evliya çelebinin bursa sı nerede şimdiki bursa yazık güzelim şehirlerimizi katlediyor iş bilmez yöneticiler.
neyse ki güzel insanlarıyla bir nebze olsun hafifletti içimdeki öfkeyi , bursa halkının o sıcak samimi tavırları da olmasa daha derin olacaktı hayal kırıklığım. inşallah bir daha gittiğimde daha güzelleşmiş görürüm kapitalizmin kirlettiği bursa yı.
tanım: karşılaştırma yapmak gerekirse, ankara'dan çok daha güzel şehir.
Gidiyorum son defa bursa'dan. kimse yok, yalnızım, gece olmuş, heryer sessiz.
aslında düşündümde yalnız değilim, anılar var yanımda. beynimin bir köşesine sıkıştırmışım onları. sadece bu gece değil, her zaman yanımdalar.
ciğerlerimi patlatırcasına soluyorum bursa'nın havasını ilk defa. özleyeceğim bu havayı bundan sonra. en büyük mutlulukları da, en büyük hayal kırıklıklarını da bu şehirde yaşadım galiba. Hava hafif rüzgarlı, sigaram bitmiş. unutmuşum pakedin bittiğini, almamışım... Öğlen almıştım oysaki. ne çabuk bitirmişim, senin havanı sanki bir daha soluyabilecekmişim gibi, her zaman yaptığımı yapıp sigara solumuşum ben yine.
Bu gece... Yabancısın bu geceden sonra. Zaten ne kadar tanıdık ki birbirimizi değil mi? Bu sefer ağlamak yok. pişmanlık var ve çaresizlik ... Ait olduğum yere gidiyorum aslında. Seni sevdim ama hakkını veremedim, sense beni sevdin mi, hiç bir fikrim yok.
Hayatım boyunca yaptığım 5. ayrılık bu. En kötüsü bu gecesi. gittiğimi bile bilen yok neredeyse. Dedim ya, sadece anılar var yanımda.
Bir de kalp burukluğu... Aşkı da burda öğrendim ben. Gelir gelmez seni sevdim bursa kızı, giderkende hala kalbimdesin.
Biliyorum çok fazla değer verdim ona. Belki de haketmediği kadar... Verdiğim değerden pişman değilim ama, pişmanım kendimden, hiç olmadığı kadar. Keşke, ah keşke...
Ne içten bir "ah"tır bu allah'ım. Anlatamıyorum, betimleyemiyorum, sadece "hissediyorum" sadece!
Kafamdaki anılar sürekli canlanmak istiyor, doktoru olan ben ise, ölü bir hücreyi tekrar canlandırmak istercesine çabalıyorum umutsuzca. Durduramıyorum bu çabayı... ölü olan ben mi yoksa anılar mı acaba?
Daha çok uzatabilirdim hissettiklerimi yazmayı ama hissettiklerimi anlatabilme yeteneği yok ne yazıkki bende. zorlarsam daha fazla, iyice saçmalayacağım galiba.
Vay be bursa! Geldiğimde çocuktum, gittiğimde ne olduğumu bilmiyorum şu anda. Elveda, "bursa".
Bitti...
Edit: sabah oldu, terminalden çıktım. Hava yine hafif rüzgarlı, sigaramı yakmışım bu defa, hiç meşhur olmayan ankara havasına inat. Gözüme ilişen ilk tabelada ise şunlar yazmaktadır: " ankara bir başka güzel şimdi." içimden bir küfür salladım bunu okur okumaz ama 10 saniye gibi sonra acaba dedim. Haksızlık mı yapıyorum sana ankara. Pek sanmıyorum ama...
Yinede: tekrar merhaba, "ankara".
gemlik'e doğru denizi görüp şaşırmadığım şehirdir. şairlerinde hayran kaldığı şehirdir. tarihte yolculuğa çıkmış gibi hisseder insan kendini. ayrıca memleketimdir benim. yeşildir.
bursaya ilk defa gelinir, arkadaş görükleden heykele nasıl gideceğimi telefondan tarif eder;
-küçük sanayide in ordan metroyla çeyreküstü durağında inersin
+nasıl..anlamadım...ne durağı?
-çeyreküstü..çeyreküstü durağında in.
+hmmm..ok anladım geliyorum.
sonra kendi kendime; ulan amma enteresan duraklar varmış burda, insan çeyreküstü diye durak yapar mı, te allaam yaaa..
diye konuşulur...ardından metroya binilir ve çeyreküstü durağının aslında şehre küstü durağı olduğu anlaşılır!!
çeyreküstü=şehreküstü
metroya binince gülsem mi ağlasam mı bilemedim, iyi ki etraftan birilerine sormadım çeyreküstü durağına nasıl gidebilirim diye, rezalet bi durum olabilirdi.*
çekirgeden bursaya bakmak adeta göz banyosudur çok şanslıyımki balkondan kafamı çıkarında o güzel manzarayı görebiliyorum allah beni bursadan ayırmasın.
sonradan gelenler için alışma süreci uzun sürebilen, vakit geçtikçe dar kaldırımlarına, kolay ilerlemeyen trafiğine, apaçisine, emosuna, kalabalığında kaybolmaya alışılan yeşil şehir.