başlarda nefret etsem de büyüdükçe aslında her şeye sahip çok güzel bir şehir olduğunu anlıyorum. dağa mı çıkmak istiyosun? deniz kenarı mı istiyosun? park bahçe yeşillik mi istiyosun? ne ararsan var etrafa bakınca. insanları biraz göçler nedeniyle sıkıntılı olabilir ama kesinlikle bursa'nın güzelliğini bozamaz. biraz da cepte para olması gerekiyor bu şehrin tadını çıkarmak için. makine mühendisliği okuyan biri olarak ayrı avantajlı benim için. umarım ilerde sağlam bi kapak atarım sana bursa.
öncelikle söyleyeyim karacabeyde oturuyorum üniversiteyi önce ankara (bırakıldı) şimdilerde de eskişehirde okuyorum. yani eve gitmek için her seferinde eskiden içinden, şimdilerde kenarından kıyısından geçmekteyim. bursada oturan milyon tane akrabam var ancak yaklaşık iki senedir bir kere bile gidemedim. her geçişimde dağa doğru bakıp hatıralarıma kapılıp giderdim ancak şimdi sözlükte şu toki'nin sıçtığı blokları görünce neden son zamanlarda otobüsle geçerken bursa'nın, havanın ya sisten ya yağmurdan bana yüzünü göstermemesini anladım ve bir kez daha aşık oldum ona. bu şehir tamamen canlı ve insanların ona yaptığı işkenceden büyük bir utanç duyuyor. nolur ona daha fazla acı çektirmeyin. nolur...
Belli bir süre yaşandıktan sonra insanı kendi monotonluğuna alıştıran şehir. Sanayinin gelişmiş olması ve işçi yoğunluklu nüfus yapısından mıdır bu yavaşlığı ve boğuculuğu bilinmez.
özledim be.
Geri gelmeyecek günlerini özledim bu şehrin. Doğum evi kantininde içilen sigarasını, kükürtlüsünde yapılan yürüyüşünü, osmangazi kültür merkezinde film seyrettiğim ucuz sinemasını, bursa anadolu lisesindeki halı sahasını, kayhan pideli köftecisindeki pideli köftesini, 48'ini, kozahanını, ulu camisini, yeşilin oraya giderken ki kaymak kadayıfçısını ve en çokta yurdumu ve bir daha asla birlikte o günleri yaşayamayacağım dostlarımı özledim be!..