Herkesin birçok keşkesi vardır herşeye dair
Kimisi fakirdir keşke... der
Kimisi zengindir(onun da keşkesi var)
Ve kimisi de benim gibi keşkeler biriktirir yağmur sonraları pencere kenarını bekleyen akasya gibi
Dingin bir sonhabar
Kimsecikler yoktur;sokakta bir lamba, lambanın etrafında semah halindedir gölgeler
Ve yıldızlar ıslandıktan sonra gökyüzünden yeryüzüne düştükçe ışıltıları, çok güzel!
Başka hudutlarda nasıl karşılanır acaba özgürlüğün hayın bakışları
arasında"hürüm!"derken o bitmez tükenmez aşk? (mayın tarlaları büyüye dursun)
işte öyle bir keşke var tüm keşkelerden muaf
Tuhaf hikayeler birikirken pencereme yağmur damlarının her vuruşunda, dağılışında bir bilinmezliğe"sırf" incinir kırılır da bu söze lal olur tarumar ile...
Ve gözlerim kapanır bulutların göğü kapattığı gibi açılmak mı?belki bir hudut köyünde(sevdiğime)
Üç iklim ve beş sabah geçtikten sonra
Uzak bir gülüş ve bakışlarınla intihar süsü verilmiş o gamze
her yüzde gördüğüm ikilem mi yoksa kördüğüm mü? (sonra da benzese benzese sen-sizlik ancak bu kadar olur diyorum kendi kendime.)
Yaraya sorsan hem ot hem od ikisi arasında kararsız
Tarifsiz acılara"bulanık" rolünü uygun gördüğüm bir sırada
izini kaybetmiş bir düş karşıma dikildi ki sorma,
(ona bundan sonra düşizim dedim...)
Dördüncü iklim ve altıncı gecenin yedinci sabahında
Kırık bir türkü dolanmış dilime Macurlardan kalma
Ucunda yanık hasret kokusu
Islık makamında o korkak kuşku hani karanlık sokakta çaldığım(arkamdaki hain gölgeler hepsi birer puşttu)
Kırlangıç sürüsü, kumru sıcaklığı öyle olmalı dediğim kadınım
Hadi göç etmeden muhacir duruşu bu iz sürüşler,
Tutuklu ellerimdeki"Yaren"özgür, çözün beni çabuk!
Yazamıyorum artık, sana dair özlemle dolu bir mektup
Benim yerime; volta, duvar, demir parmaklık arasındaki küf kokusu
Henüz sorgusu tamamlanmamış kirli sakallı Sait Faik
Ve mahlası kayıp şair şunları kadere yazgı diye yazdı
"Geç kaldın"demeye daha çok var, Eylül."
Masa üstünde her zamanki yorgun haliyle duruyordu pencerenin demir parmaklıklı gölgesi
Sesi her nereye çarptıysa kalın do ile fa ve sol anahtarı arasında gidip geliyordu piyanonun tuşları arasında o narin parmakları
Yarı yarıya bölünürken zaman duvardaki baba yadigarı asılı saatte
Henüz sonraya bağlanamayan sözler;eski, paslı,köhne -e harfi eksik daktiloda sahte ölümü bekliyordu.
Komidinin üstünde bezden yapılmış bebek ağlamasını bilmiyordu hep gülüyordu sadece
Yan taraftaki rafta,siyah beyaz, donuk donuk bize bakan eskiye dair birkaç fotoğraf
Lafta kalıyordu tüm umutlar ve hayaller öylece bir zarfta çekmecenin içinde iç içe geçmiş"geçmişi" soluyordu
Çekip gitmek gibi acele acele açılıp kapanıyordu tüm pencereler ama sokağa bakan balkon kapısı hariç.
El dokuması halı cicili bicili dünyalar içinde gibi güya onu Vangohlu bir ressam yapmış öyle zannedersin
Kül tablası dolu,bizden yana bakan natürmort tablo bomboş,
vazoya bir hafta önce konulan bir demet gül çoktan mort
"Zan"ne dersin hangi renkte daha berrak durursun?
Ama bu kasvetli tavan arasına yakışmıyorsun bunu bil.
Sandalye ile büyük karanfil motifli ayna yüz yüze bakarken yüzsüzce yüzüstü bırakılmış gibi
Erken açılmıştı bu kez misafir odasındaki kapı
Hepi topu üç kişilik kurulmuştu yaşam,rol alırken insan;gölge, hayali ve perde
Sonraki gün duyduk ki kapılar sürgülenmiş,perdeler kapalı
Yas tutuyor ölünün arkasından ahali.
"Yıkık bir okul duvarında senin ismine K-harfi eksik olsa dahi rastlamak yine de güzel"
Derken
Kalp atışı uzaklığında özlem denen ebabil, sana Cebeci'de "ayrılırken ayrılığa dair ne varsa"cümlesini neden hatırlattı öyleyse
Söyle,kaç kere daha seninle aynı dizede buluşacak senin yerine cebimde unuttuğum eski bir resim?
ihtimaller ihmallere birkaç adım yaklaştı
Uzak dur benden!
içkimizi yarım bıraktığımızda masada sallanıp düşme faslındaydı suyla karışık dönülmez akşamın ufkundaki makam
inzivaya çekilirken dut ağacının yaprağından usulca içimizi ısıtıp sonra bizi üşümeye sevk eden bulanık efkâr
Suskunluklar bir anda ortaya çıkıp boğazmıza düğümlenip birer birer intikam almalıydı
Ve bej renkli uçurtmalar özgürlüğün ilhamıyla şiirde yer almak için işgal altındaydı.
Masamızdaki hayat oturmakla oturmamak arasında kararsızken
Azınlığımız çoğunluğumuza çoktan muhalif
Muhtelif dostlarla da ayrıldı yollarımız bir bir
"Pencereden kar geliyor,aman annem
"Gurbet bana zor geliyor....."
Mevsimlerin uzak kaldığını varsaydığım bir köşede zamandan öte demek isterdim ama bu arda zaman biter (varın gerisini siz sayın)
Kendi halinde bir insan gibi soluk alıp verirdi,mavi göğü bulutların parsellemediği saatler dışında maviyi paylaşmasını da bilirdi, o kadar da bencil değil. (bencileyin)
Pencere kenarını bekleyen yelken çiçeği için,
Cami avlusuna henüz üşüşmüşken güvercin alayı, özgürlüğü onlara ithaf eder maphus Celal(demir parmaklıklar ardından göğü görebildiği kadar)
Lal bakışlardaki o anlamsız çarpıntı(anlamını yüklemek mi?belki...
Mevlana şöyle derdi; Kime aşk sırlarını öğrettilerse,ağzını diktiler, söz söyletmediler)
Elinde parktan aşırılmış gül;
Orada, kaldırımın köşesinde beklemekte uzun boylu genç Tuğrul
Kime verilecek acaba intihar kırmızısı?
Ve gitme kal demeye namüsaitken otobüs arada çirkin sesler çıkararak ayrılmaya pek hevesli: yol uzun, yol engebeli, yol özleme gebe gibi.
Küçük gecekondu bakkalında birikmiş bir sürü borç; kimisinin üstü çizili, kimisi bol sıfırlı, kimisinin son bulmaya hiç itirazı yok gibi (kimisi bu dünyadan çoktan göçüp gitti)
Evler hep aynı yerden giyiniyor galiba: kiremitleri çürük domates kırmızısı, küçük pencere cepli ve haraç mezata çimento ile sıvalı(harç borca karşılık yana yana yaşayıp giderler)
Hangi semt bu kadar çapkın bakarsa işte o kadar; ne eksik ne fazla (işve ve cilve şivesini kaybetmiştir çoktan burada)
Bizi anne sıcaklığında öyle bir sarar ki saşırırsın(ninniler kayıp inka şehri ki tarih içindeki yerini aldı muhakkak)
Velhasıl elindeki fotoğrafa bakarak, birazcık da dalgın, "Adını kaderden aldığı besbelli"der MKE'den malulen emekli Adem Dayı
Tesbih arası nikotin basan kahve misafirliklerinde, çoğu zaman küfür ile karışık zifiri karanlıkta sarhoş narası
bu arada sen bu semtin neresindensin Zozan bakışlı güzel kız?
(Ozan burada esir düsmüştür bir gece baskınında cümleleri mısralara dizmeye giderken kendisi dizilmiştir kurşuna)
Kader dedik ya,
Var mı ötesi?
Zaman biter bir damlayan muslugun ucunda
Ucu ucuna denk gelir kimi zaman yanlizligin avucunda
Avuntuda tükenenini hic sorma tami tamina koca bir yalan,gidenden sana kalan
Zaman,saatin tik tagi degil bana göre
Bir kum tanesi cölde
Bir ölüm kadar yakin olan nefesin sesi
Ya da dün birazcik,bugün cok ve yarin cok uzak
Zamani bir yakalasam cekecegim kulaklarindan
Bir daha yaramazlik yapmasin diye.
EFSUN-i MUAMMA
Efsun bir renkse eğer benim için,
Senin için değil
Gözlerin derin ve anlamsız ve bazense serin;
Muamma kelimesi yakışıklı durdu benim yüzümde
Duruşum senden ötürü sefil
-Ölüm dediğin nedir ki?
Al efsun gözlerini içime muamma,
Azrail dayanmadan kapıma...
BiR iHTiMAL
Bir kaldırımdan kalkan güvercin
Kanadındaki ben olabilme ihtimalini de sayarsak
Özgürlüğüm için çiçekçiden bir gül al
Aşk ve tutku
Kan kırmızı ihtimalini de sayarsak
işte şimdi çıktı ihtilal
Kanadın bugün de sol yanımdaki kadınım
Vedalar bana yakışmaz gibi bakma sakın
Bir el-veda kadar uzaksa nefesin
içine çek derin derin
Unutma!
Lâl bakışmalarında bir adı var
"Hoşçakal"
Karla karışık bir havada yolunu kaybetmiş ayak iziydi beyaza bürünmüş istanbul
inatla ama biraz da mahçup tavırlı bakışıyla açılıp kapanmak arasında kalan cevizden yapılmış kapı
Neden Kapının ardındaki üstsüz ve tütünsüz kalmış sokak dilencisi elindeki bir kaç kuruş ekmek parasıyla bin parça içindeydi?
Düşüncelere dalmış ihtiyar Halil Dayı ayaklarındaki ilatihabı düşünmekten aciz, yürür nedensiz ulu çınarın yanı başındaki camiye
Sahtekar bakışlarının altında gizli hayranlıkla süzer uzun topuklu dilberi karşı kaldırımdan köşeyi dönen adam
Damlarından damlarken erimiş buz gibi su damlalarını sadece onu pencereden bakan çocuk fark etti, kimse farkında değil
Akardiyonun notaları biraz da eksik olsa çalmaktan memnun Polyushka Polye'yi camekan kenarındaki Gorki
istasyon saati bir dakika geri, ileri alınırken tüm kavuşmalar Doğu Ekspresi garı bugün erken terk edip gitti
Ayak sesleri, insan seslerine karışıp belli bir vakit sonra suskunluğa büründüğünde çoktan unutulmuştu orada mahsun haliyle sahipsiz bavul.
YANILGI
Romani bitmemis bir zaman sayifesinde;
Kalintilari arasinda dolasirken hangi ani, hangi aniyla bitisik kaldi bunca yildir,
Hangi yanilgi gercegi ararken,
Ve hangisi ayri kalan yanimla yalandi?
Bu biraz karisik
hicbiri, bir hic kadar
Yagmur yagarken pencereden disariya bakan cocuk nasilsa öyle
Yagmur üzgündür ama o degil
Ve cezaevindeki demir kapi gicirdar rüzgarin adini anarak
özgür-hapis birbirine ne kadar zit
Öyle iste
Velhasil
Üstsüz ve yüzsüz bir iz yüzümü cizdi
aynadaki aksim sana bakmaktan aciz
bana bakan seni görüyor cünkü.
BENIM HAYATIM
Öyle sıradan günler akıntsına kürek çekerken
Hayatı durdur tam ortasında mavi ve derin düşlerimin
Gök ve deniz ufka yakın;
Ben kayık içindeki o kayıp balıkçı
Derinlikler içinde kayboldum,
içime çekildi o ağ yavaş yavaş
Derin derin ağla: biraz tuz ve biraz aşk
Uçsuz bucaksız sarıl bana sonra
Katili olmadan benliğimdeki sensizliğin
Heyhat isyanından sıyrıl ve sarıl maviyi düş sanarak.
Bir şeyler yazabilmek suskunluğun sözcüklerine ayak ucuyla basarak
Basamak basamak düşüyor içimizdeki görünmeyen o ruh
Güya, elimizden tutan o sıcak el bir anda terk edip gitti bizi
Artık
Girizgah mesafesinde duran o güruhi nefes bizden çok uzak.
Portresinde çizdiği rüzgarın sesini duymadan öldü zavallı ressam
Azıcık sussam, ben duyar mıyım acep?
Adam avuç içindeki çizgeye bakıp kaderini okumasını bilmiyordu;
Çingene suretli bir kadına rastlayıncaya kadar,
Yineyi gene diye okudu ne adam anladı ne de ben.
iki perde sonra sufle vermekten yorgun düştü onun hayali
Perde perde düşüyor gaybı meşru her şey o malum hiçbir şeye
Perdelerin tülünden bakarken Madam Emma süzülür usulca uzanır yatağa o son ölüm
Le rideau desem kimsenin umrunda değil.
Kapı pencere ve duvar sıfat olsa bu dizede
Kurşuna dizilirken Balandi ve Alkozai
Kim korkar karanlıktan
Kapat tüm perdeleri, asıl korkak karanlık
Şimdi her şey kapı duvar.
Yazın sonuna yaklaşırken bütün gölgeler yavaş yavaş soğumaya başladı
Göl kenarındaki yansımalar daha bir titrek sanki
Ve dalından düşmeye hazır o yaprak
Hayallerin sonu yok gibi, olmasın da
Nahiyeye giden yol dolambaçlı, biraz çorak ve Mozart türküleri gibi melankolik bazen
Küçük bir evde nahiyeden uzak(hikayeden ayraç), alkolik bir palyaço yaşardı(burnu kırmzı, bir gözü hep yaşlı ve ayakkabılarına sığmazdı üstelik)
Hep Şopen(Waltz in A Minor)dinlerdi yatmadan önce muhakkak
Sokak aralarında pandomim yaparken kardeşi, göz ucuyla gördüm sadece. (gözü, göz ucuma değdi)
Yaz bitti; nahiye kendi kabuğuna çekildi nihayet(çekirdek çitleten kadınlar da oturmuyorlar her köşe başında)
Sonbahar hazırlanılırken; tüm yaza dair ne varsa dolapta yerini aldı şimdiden(kısa gömlek, şapka ve naftalin kokulu aşk da dahil)
Bir bizim kör Salih değişmedi ne yazne de kış hep aynı (mavi entari, beyaz çizgili, sol üstü yamalı pantolon, iki yanı da delik cepli ceket)
Evet o son yaprak da düştü dalından pencere kenarındaki süsünü tamamlarken elli yıllık kavak (çıplak)
Hüzün hangi hazirana yakışmadı, (bu küçük köyde)şimdiden ekime ne gerek vardı
Sivri Dağı'nda uçsuz bucaksız bir düşünce
Ve ile içimdeki ben üşüyünce(tamamlanmayan yalnızlığın ve hali diye)
Ve'yi yalnız bıraktım, ıpıssız ile tamamladım sonra
Rüzgar "hangi" makamda ıslık çalınca
Hatırlarım çocukken nenem hep bir bilmece sorardı "kime" ile biten
Ben de bilemezdim
Cevabı"kimse"dedi ölürken...
Dağınık duran ve henüz toparlanmamış birçok kelime arasında gezinirken
izini kaybetmiş bir ceylan kadar ürkek ve bir o kadar da sakin
Sürüklendiği kıyıları benimseven kum tanelerini bir anımsa
Yahut hayaline sığdırabilirsen; gözlerin neden kapalı değil öyleyse.
Bu yokluklardan korkuyorsak korkuluklarımızı koyalım her düştüğümüz yere (kolay olmasa bile)
Ya da küstügümüz her göze" kem"diyelim ve bizden azar işiten nazar ( mavi illa ki) boncuğumuz olsun bakış açılarımızda( b-aşka olmasın çünkü hepimiz aynıyız sanki)
Uzak durduğumuz her adımda gölgeler ıraklaşırken
Tuzak kurar oysa bize bencil yanımız yoksa siz de yok mu?
Ben de var üstelik sizin kadar( ayna ayna söyle bana dünyada benden daha güzeli var mı?)
Nasıl ve nicelik bakımından" birazcık insan"
Keşke olabilsek (bu arada masal burada biter.)
Kıyı kentleri bu yüzden güzeldir su ve tuz, mavi ve turkuaz
Ve yalnızlığa saplanan bıçak: kemiğe dayanmaya görsün
Kader tavan arasındaki örümceği farkedinceye kadar ağlarını örsün
Ne kent kalır ne kıyı; azıcık yaklaş kulağına fısıldayacağım( sevgi)Uçuç ile uçup gitti.
Kalan içindeki hangi pay ise; o ceylan
parantez açarak düşünüyorumdur- ürkek kelime, ürkek kelime Fransızca'sını düşünmek yerine,
Kendi içimizde bir yerlerde işte bunun Latince'sini de ben bilemem artık adını siz koyun
Sadece kum bir avuç okyanus içine sığdırdığımız, oradan oraya savrulurken Kalahari'de
Bir kum" tanesi"kadar olabilir miyiz? ( biz gizli özne)
Afişlere basılı yan yatmış harflerle dizilmiş büyük puntolarla bir palto reklamı
Aşifteler erken basmış St. Pauli yakasını kırmızı ışıkta beklemekte, tek yekün içinde tamamı
istiklal'de akordiyon sesiyle yükselmekte eskimiş bir tango
o vakitlerde
Kör kuyudaki bakraç mesela
Kaç yıldızla koyun koyuna uyur
Kaç koyuna can olur çamurlu suyuyla
Sarı çizmeleriyle salına salına nasırlı ellerine bakmadan yürüyor ispinoz kemal
Espanyol meyhanesi'nde şişeler boş, Don Pablo Evingez acaba hala sarhoş mudur?
Mundar bir kuş, serçe desek ne değişir gökyüzünden mahrum Gazze'de sokak ortasında sere serpe
Gazetede küçük bir köşeye saklanmış katil okunmamakta
(Acaba hangimiz masum? )
Mamak'ta mapusların voltası pusu kurmuş gölgesi asılmakta
o vakitlerde
Carcharodus Flocciferus özgürlüğe kanat çırpıyordu
Çırpınıyordu Karadeniz kayalarda olmasa kendinden çıkıp kendimi anlatacaktı
Sence bu kadar mıydı içimdeki poyraz? (benliğimi bendime atacaktı. )
Sığ bir limana sığınmış boyası dökülmüş kayıkta Sığıntı Cemal üşümemek için büzüşmüş
Üşengeç haliyle gecenin karanlığında yırtılmış bir ıslık bellli ki Antuan sevgilisini çoktan unutmuş
Düşengeç köyünde dört nüfusa bakar bir bakır tencere bulgur ve dört kaşık
o vakitlerde
Islak ağaca kazınmış N ve Ş kalbin içinden geçemeden yarım kalmış bir ok
Yanından akar gider boşu boşuna kerpiçten yapılmış yosun tutmuş oluk
Ve kabristanlıkta yana yatık taşlar arap saçı
Arapça yazılmış mermere oyulmuş El Fatiha rengi soluk
Varoş kahvesinde varoluşun tarihçesi yeniden yazılır ve çizilir
Çehresi düşük, köçek Gül Ayşe'nin küçük yaşta rakıya meze olmak kolay değil
Kalaylanır diyordu Çingen Memet kap kacak 3 ekmek fiyatına
o vakitlerde
Yeniden can buluyordu daldaki tomurcuk
Tomurcuktaki larvanın içindeki böcek
Buluyordu can
Cam bir fanusun icinde canı alınmış bir çocuk hayat bulsa
Darwin'e inat....
UZAKTAKi SEVGiLi
Adresi karışık bir yol tarifiyiz uzak ihtimallere karşılık
Alışık olmayan adımlarla yaklaşmışız birbirimize bakmadan
Ve ile aramızda kimse yok gibi
Sen eski bir maviyi yakıştırırken bir pastane camında
Ben maviye "eski hatıralar" derken içimden
-Hatırlarım, sözünü bu kez çok önceden söylenmiş söz gibi söylerken kendime
Satır arası
Arasına şu sözü eklemesem hatrı kalır;
Aramızda kalsın bu renk sana çok yakışmış.
ÇELiŞKi
Simit çıtırtısından ürkek ve sıcak bakışın içinde gibisin
Ben parça parça olmuş zaman içindeki o anım
Ardına baka baka gidişin
Anımı çalan guguk kuşum sanırım
Yanılmışım, yanılmışım.
Git ama yine gel, gitme hep kal
Ahde vefa var bilirsin
Gidenin kalana bıraktığı
Çek al bakışlarını benden
Yanılmışım, yanılmışım.
Nuh´un gemisinin üstünde durduğu dağ gibisin önümde
Terk edilmiş gemiler aklıma gelir nedense çölün mavi gözünde
Ölümünde tüm ölüler masumdur bilirsin
Terk eden ölüm gibisin
Yanılmışım, yanılmışım.
Yapraklar melodram misali dökülüyordu çınar ağacından
Döne döne ve birbirine çarpmadan yere düşüp ölüyordu
Annem sol elinde yıllardır taşıdığı yarayı sağ eliyle saklayarak hayatı diğerleriyle bölüşüyordu
Karşı
tarafta bizden yana bakan sokak gölgeler altında üşüyordu.
Karşı kaldırımda kimseden habersiz serçe, serçeden habersiz kimse diye başlayan bir not rüzgar ile beraber uçuyordu
( Uçmak sadece serçeye mi mahsus? )
Usul usul gün yüzünü dönerken, antikacıdaki Serkisof Rus yapımı köstekli saatte biraz mağrur, biraz mahmur çoktan zaman ikiyi beş geçe durmuştu
(Aslında zamanı durdurmak ne kadar kolay )
Karşı karşıya oturmuş aşka karşılık karşılıksız iki kişilik sandelye, hallerinden gayet memnun
Dante'ye ise, usunda sus pus olmuş tüm Olimposlu ilahlar ile öylece düşünmek düşüyordu.
Sözcükler orta yerde karmakarışık duruyordu
Karmakarışık saçlarını her tarayışında izabel
Sağ elindeki gül işlemeli ayna; mimiklerinin bile aksinde
Aksinde takip ediyordu hayat, akabinde saat(akrep ile yelkovan da buna dahil)
Onikiyi çeyrek geçe sustu.
Cümleler kurulurken cinayet saatine müteakip
Takip edilen ayak izleri nasılsa katile ait(belki değil)
Maktul gayet sakin, gözleriyle göze göze geldiğinde
Gözler önce yüze, yüz sonra gölgelere, gölgeler yüzsüze
Yüzsüz ile gölgeler ise yüzüstü düşünceye dek
Kim bilir ölü ölmeden az önce ne düşündü Jack (ölüler hep masumdur ya masum değilse)
Sonrası derin bir sessizlik....
iki çift yüksek topuklu potin sesi yankılanırken sesizlikle
Sessizlikte ses olup uçtu baykuş
Soğuktan uyuşmuş ellere bulaşan barut kokusu
Çoktan uyumuş izabel'in pencesinden içeri girip sızdı
Rakı kokulu masada meze niyetine, haraç mezata sevda herzamanki gibi satlık
Alacağın olsun izabel,
Alacağın olsun!
AYRILIĞIN ANATOMiSi
kirmizi gömlekli adam
siyah bakisli kadina asik olunca
ten renginde yayildi yalnizligin kokusu
tren yaklasiyordu kirli kirli ve ciglik cigliga
adamin ensesine yapisti coktan ayrilgin korkusu
kanlisi olan uzun boylu soluk renkli adamsa bir adim yaklasti adama sessizce"sus"dedi
bir soluk kadar yakin
sustali bicagin sesi duyulunca
bir sus kadar uzak ten simdi.
siyah bakisli kadin kim bilir nereye gitti
tren kalkmak üzere:
ciglik, figan ve feryat kan kardes oldular coktan
kirmizi gömlekli adam,
kocaman gözler,
4 kisilik kompartiman,
hicap renginde.
Hızlı hızlı dillendiriyordu paragrafları
Tüm noktalama işaretlerinde soluk soluğa
Arada bir başa dönerek yazdığı kaderi siliyordu
Bir saniye dur.
Sonra kelimelerin peşi sıra bir anlam ifade edince cümle içinde
Tırnak arası düşler kuruyordu kendince
Tebessüm gülüşlerle, gülüşler kahkahalarla bittiğinde
Satır arası.
Yavaş yavaş sona geliyordu beyazın üstüne vurulan her harfte
Sin ve tin ayrı harpte
Gün, hafta, ay, yıl
Düşünüyordu ölümü sonra
Nokta.
Gökyüzünün dağınık saatleri,
Birazdan yağmur yağacak
Yine bircok deli toplanmış beynimde, senin namına
Delil bulmak imkansız deliliğime
Fail mechul bir kişilikte ortalıkta dolanır.
Düsüncem de ki
-Gel gülüm uzanalım ölümün bağrına
Uzayan gecelerde yalnızlık bağrı yanık kaldığında
Yağmurdan sonra yıkanan yıldızlara bakalım bir de Sivri'den
acep nasıl göz kırpar, Diana Cupid'e?
SILADAN GURBETE MANZARALAR-1
Bulutlar yer değiştirirken bir de bana öyle bak derinden
Hem ürkek, hem delice
Ellerim tütün kokar, yüreğim ekmek
Al ve çek derin gözlerini yemenisi al yeşili sevdiğim
Gurbete yolum düşecek
Üşüyecek ellerim sensizken:
Unutulmamak dileğiyle,
işlemeli bir mendil yollarım sana Yemen ellerinden.