Üç adım ötede bağdaş kurmuş oturur kel, kör bir dilenci
Kimse bilmez adını ve umut ettiklerini
Önünden yürür gider gölge gölge insanlar
Ancak kimliğinde geçer;
Artem
Cemiyeti:
Ermeni
Önüne serçeler konar ve göçer
Gün geçer istiklâl'de seslere karşılık kokular eşliğinde
Akordiyonunda hüzünlü notalar
Ağzından düşürmediği yanık Birinci cigarası
Beşer sessizliğinde makamlar çalınırken ruhi hislere
Sisler perdesinde kırk yaşlarında bir dilenci geçer
Kırık yürekler taşınırken bedenine.
Üşüyen yaprak öylece adam akıllı salmış kendini rüzgara
Gece tenimde karaları giyince siyah desek yeri ne
Düşünen paydada paya kalan hangi yenilgiyse o kadar sustum demek
Hadi yaprak sana benzesin bu kez
Düşüncem de ki; sarışın, birazcıkta nahoş günbatımı; dalından ha düştü ha düşecek
Ya da dalından henüz düştü farz et
içimdeki ses giyse sensizliği sonsuza dek
Kafile yol almış çöl ufkunda deve yüküyle keder taşı dediysek kader hep suçlu değil ya,
Nafile bakışlarında kördüğüm göç-ebe çoktan çocuklukta kalmış
Ancak sür ve sürgün hangi mısrada katil olur bu kadar söyle!
HEP ERKEN DERKEN
GEÇ KALMAK
"Zaman, kar tanelerinin yere düşerken; o anı kadar yavaş, Ölümü; yere düştükten sonra bir o kadar ani "
Eski müzik kutusunda döndükçe o güzel yüzlü balerin
Şarkılar eskirdi duvarlarda,
Bir merhaban eksik kalırdı mesela
Masa ve sandalye, vitrin mankeni suratları kadar donuk, askılıklarla unutkan rolü oynarken kırmızı kaşkol ve palton
Dostlar ayrılık vakti artık, (Hep neden erken?)
Oysa Asırlık fotoğraflar tozlu raflarda hala birbirine aşık
Alışık olmayan kör gözlere hitap ederken içimdeki kal
"Alıştık artık" cümlelerdeki yerini çoktan aldı(alıştık artık)
Çocukluk anılarımı konuk odasında tek başına beklemek
Geç kalmak, hep erken derken
Masal bitti değil mi?
Duvar takvimi yaslı ve sancılı notlara gebe
" Doğum günü için pasta, çiçekçiden ağlayan gelin alınacak
" Sakın unutma anneye sürpriz mayıs 25 "
" Annem hasta nokta nokta nokta üzgünüm eylülün ikinci pazartesisi "
" Babam yasta malesef azaril elimizden aldı seni canım benim "
( ocağa henüz girmeden aylardan bir aralık )
Katil sağnak yağmurları başladı yine, maktul: tavan arasındaki eski birkaç kiremit ve üst yanı kırık sokağa bakan pencere
sırılsıklam oldum yine her serpintide olduğu gibi...
Arada bir delilik yapıp gölgemle oyun oynamaya başladım; "önüm arkam söbe, saklanmayan ebe. "
Yalın ayak oturmuş baş köşeye: sual yok, cevap yok, saatler konuşur - tik tak, tik tak yalnızlık başa bela
Uzakta çok uzakta sela verilir
Ölü ölmüş vedadanmış(vebadanmış) harf hatası olacak o kadar
Yıkanmış, cenazesi kılınmış ve iyi bilirdik denmiş, toprağa gömülü
Tarlanın ortasında can çekişmekte ardıç gördüğüm o ki ötenazi onun da hakkı
Ve Süleymaniye'de eğilmiş tüm ruhlar, boynu bükük Hakka karşı
" Değil " buraya yakışmadı başka cümle içinde kullansak yeri ne.
Kokmuş ve küflenmiş ranzada yaşlana dururken Umut Oteli'nde Deli Duğrul
Otelin karşı yakasında muhabbet tellalığında bir genç
Ve yanında da yüksek topuklu kaldırım serçesi( kız değil artık kadın;gecesi 100 dolara satılık )
Otelin arkasındaki dolunay adlı çay bahçesinde
"Kaldırın tüm özgürlükleri" der çığlık çığlığa boğaza nazır kapitalist Joni
Düşüm içinden geçirince ipliği ve içimdeki kördüğüm gibi
Çarkın içindeki felek döndükçe kahpe olsun kader artık
Ve dönersek Püsküllü Sokak ( illa ki onyedi olacak )numara 17ye
Ben masum bir kederde nihavend makamında Kaderi dinlemekteyim
"Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç... "
(Biz bir çift göz uyurken, yanındaki bir çift göz uyanık, diğer bir çift gözse sonsuza dek kapanmamıştı henüz)
Yaprak yaprak dökülürken sonbahar, " annemizi kaybettik "
Sonra evimizin bahçesindeki pelit ağacı da gelecek yazı göremedi, ne yazık
Biliyorum etik değil ama kış çok çetin geçti o yüzden pelidi yakacak olarak kestik maalesef
Evin verandası uzun yası kaldıramadı ki ay sonunda o da çürüdü ve yıkıldı
Saksılarda kurudu o çok sevdiğimiz çiçekler (anne yadigarı)
Esyalar toplandı bir gece ansızın
Çalar saat yediyi çeyrek geçe, Aziziye Tren istasyon'undan üç kişilik bilet alındı bilinmezliğe doğru
Yavaş yavaş evde kalan son gölgeler de çekildi inzivaya nihayet
Ve mavi gocuklu oradan geçmekte olan çocuk işaret parmağıyla o evi göstererek "bir aya kalmaz yıkılır" dedi
Sonraların sonu gelmedi bir türlü; fotoğraflar yakıldı,
Yakılanlara gözü yaşlı son kez bakıldı (yalan da olsa)
Vesaire, vesaire...
Sonraları devrederken bir sonraki sonra-aya
Aya Sofya'da bir çift göz secde etmeden evvel mihrabın olduğu yere bakarak....
(Çoktan unutuldu orada yatmakta olan isimsiz mezar.)
Üşümez umutlar dedi çoban
Hani kar yağar ya lapa lapa "derinden" unutulan bir kuytu köşeye
Düşünmez olur içimizdeki suskun fısıltı dedi düşünen adam
Uzanır uyku ile uyanıklık arasında bir vakitte ölüm döşeğe
Akis makbere çarpmadan önce kısıldı sonra da sustu dedim
işitmek var feryadın bütün acı dolu ağıtlarını hangi lisana sığdırsak az
Sokak lambası yanık hala bir sürü yanılmışlıklarımızın arasında gölgeler ile dedi dilenci
Hangi soğuk ellerimizi üşütür, hangi sıcak çorba ısıtır içimizi?
Ansızın vurdular parkta sevdiğini bekleyen bir genci orada bekleyen yabancı daha gencecikti dedi
Oysa yazı çoktan razı çizilmiş yoldan çıkmaya çile olsa da sonun adı
Siyahı beyazla sevemedikten sonra dünyada yaşamanın ne anlamı var dedim
ihtiyar avuçlarına aldığı buğday tanelerine bakıp kaç başak büyütücek daha bu toprak dedi
Ve ...
Gobi Çölü'nü geçen kafile uzunca bir süre suskunluğun gölgesinde yol aldı
Ölümü Glock marka tabanca kurşununda buldu zavallı Jinsan
ve Nev Yorklu güzel kedisini okşuyordu gün batımına doğru
Hangi dilde yazılırsa yazılsın sonbahar hiç böyle yakışıklı durmamıştı bizde şimdiye dek
Öyle değil mi Nelly?
Devrilen Lenin büstlerinin altında kalan papatyadan kime ne
Devlerin ülkesine baldırı çıplak saldırırken Don Kişot'u bir de böyle düşün
Kül rengindeki bulutlar tümüyle çalınırken cırtlak kızıla Kenai'de
Çığlık çığlığa, nefes nefese Es Es askerleri süngülerinde masum birer ruah taşıyorlardı
Bilmem saat hangi çileyi hangi çileye bağlarken, bir çile bitiyordu ellerinde Hanife Ninemin
Tiflis'te açlık diye haykırıyordu gazeteci çocuk bölüşürken bir lokma ekmeği geceleri kardeşi ve annesiyle birlikte
Listede adı geçenler okunuyordu yorgun gözlerinde, imza, ardından mühür, uykuya dalmıştı Alkatraz'daki müdür
Demiri eritirken Kırgız Kınay, şekil verirken kan ter içinde kaldı; örs, özengi, çekiç
Neyse pencere kenarında begonya büyütmek şöyle bir yana dursun
diye düşünürken
Şiire yazılmış bu papirüs avuçlarımın arasında bir parça saat oldu, birazcıkta kum
Gözüm anne yadigarı o fotoğrafta takılı kaldı
Sonra uyumuşum.
Uzun hikayeler kısa cümlelere dökülürken, satır başı mimiklerimizle duraksadık arada bir
Gece siyahı yakıştırırken kendine ve huzur nefes alışlarımızla bir anılmaya başlarken
"Alıştım sana"
Hadi Dön başa...
Unutulmuş saat bir kenarda dağınık ve aldırmadan ilerliye dursun adım adım tükenen geceye
Akrep ve yelkovan buluşsunlar yine tam onikide "iki eski sevgili gibi"
Cama yağmur damlaları vururken birer ikişer
Sobamızın üzerinde demini alan çayımız haykırıverdi "içimi ısıt, içimi ısıt!"
Dışarıda bir zemheri, bir zemheri ki- öyle hayal etmiştik sonbaharı hüznüne yakışır güzellikleriyle beraber-
Tenim teninde üşüdü: sokul, yaklaş, yanaş ve herşeyi sen gibi paylaşalım, ey aşk!
Sahibini unutmuş ıslık makamında rüzgar savrururken son ve baharı, yağmura aldansın yeni açmış gonca gül
Nasıl olsa sonunda ölüm bizi de bulmayacak mı?
Ama kim bilir -belki bir ihtimal daha var-
"Dönersem ıslık çal"
Öyle düşünürken düş dediğimiz gerçek yüzümüze -şaka dedi
Sadece -şaka.
Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda..
Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
Biraz yorgunum..
Biraz kırgın..
Biraz da kirletti sensizlik beni !
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
iyiyimler yamaladım dilime.
Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni..
Gel diye beklemiyorum artık,
Hatta istemiyorum gelmeni..
Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum
Benim derdim yeter bana banane !
Alıştım mı yokluğuna ?
Vaz mı geçiyorum, varlığından ?
Tedirginim aslında,
Ya başkasını seversem ?
inan o zaman seni hayatım boyunca affetmem..
yarınlarını yitirmiş çocuklara,
içecek bir tas su bile bulamayan insanlara,
akıp giden zamana inat geriye giden yaşamlara,
kaybedilen umutlara,
ayrılıklara,
sonlara,
bitişlere,
vedalara...
her şeye rağmen hayat yaşamaya değer
Anılarda eskirmiş hayat
tarihten, aynalardan ve yarınlardan habersiz
bir söz söyle sen yine de
yan yana durmasa da adımız
susma
ki bileyim hangi mevsimlerde asılı kalmış hayallerimiz.
Biraz daha koy üstüne
Ya da uzan yanıma
Düz mantık sözcüklerin sinsi akıllardaki cezbeden saflığı
Davetkar şehir ışıklarının sahtekarlığı
Uykusuz gecelerine karışan alkol
Yok edecek yorgunluğu uyuşturarak sınırları
Hadi biraz daha koy üstüne
Ya da karışsın kanına zehir
Buz gibi duvarların sonsuzluğu
Sert duyguların kalbini sürükleyişi
Alt üst dünyanın fedakarlığı
Herşey bir yana bu böyle olmamalı..
Güneşin batıdan doğacakmış gibi tersine koşar dünya
Ellerini karnında bastır ama hemen dinmez acı
Çok uzakta değil sanki aradığın kapı
işte orada oda
Ama unuttuğun bir şey var..
Bulamıyorsun anahtarları..
Oracıkta kazacaksın mezarını..
Sahte bir ölüm kurtuluş olacak sözlüğünde..
Herşey bir yana bu böyle olmamalı..
gece kadar karanlıkmış gözleri
sessizce bakıyormuş o saf meleğinin gözlerine
o mavi gözlerine
yaşam kadar değerliymiş
ölüm kadar gizemliymiş
ve o tekmiş
sessiz, çaresiz ve melankolikmiş
yarım kalmış hayalleriyle yola çıkıyormuş
ve hayata karşı tek başınaymış
ve bir de meleğiyle... (ece kscgk)
dar bu mezar
ruhları bedenlerinden kovuyor azar azar
kabul etse beni koynuna
nasıl mutlu olurum bu oyununa
uzanırım korkak cesedinin yanına
yalnız kalmam hiç değilse bu boktan dünyada.
bir gün gelir; sessizlikle boğuştuğun günler için ağlarsın
bir gün gelir; karanlıktaki ışığın seni aydınlattığını görürsün
o gün yalnızlığındaki, sessizliğindeki ve karanlığındaki titreyişin gelir aklına.
yarım kavuşmalardaki sevinçler avutur senin yalnızlığını
yarım hayaller ulaştırır seni hedeflerine ve arzuladıklarına
o gün umutsuzluğundaki, ümitsizliğindeki ve yaralı zihnindeki düşüncelerin gelir aklına.
her gün gittiğin o sokak köşesindeki ağlayışındır senin hüznün
koyu kahverengi gözlerinden akan bir iki damla kandır senin yaran
o gün o loş ışıklı evdeki, karanlık sokak köşesindeki ve yıkık deniz kenarındaki hırçınlığın gelir aklına.
kalbindeki parçalanmış ve yok olmuş sevginle ayakta kalmaya çalışırsın
yorgunluğundaki, ruhunun sıkkınlığıyla ve bedeninin yığınıyla kalırsın tek başına
o gün küçücük çocukken saf ve temiz bir o kadar da masum olan kalbin gelir aklına.
bu şehirde bıraktığın sevdiklerinin özlemiyle yanarsın, üzülürsün ve ölürsün!
dev yalnızlığını barındırdığın bu şehirle birlikte yıkılırsın ve kaybolursun.
o gün şehrin gizemiyle birlikte kendi ruhunu hapsettiğin hapishane olan bedenin gelir aklına.
yaşadığın bu hayatın çetrefilli yalnızlığıyla gidersin bilmediğin diyarlara
ölümün getirdiği en güzel sevgiliyi arzularsın bıkmadan ve usanmadan
o gün ölürken bıraktığın, üzdüğün ama üzdüğünü sanmadığın o insanlar gelir aklına.
ve ölüm! senin sıcaklığın beni sardığı gün ben işte o gün doğdum
yeni bir hayatı büyük bir şuh içinde karşılıyorum ve ona kucak açıyorum
ve yaşam! öldüğüm gün senin soğukluğun, sahtekarlığın, ıztırabın ve zulmün gelir aklıma...
ağlar mı gece dersin,
ağlamaz be...
ne şiirlerde kaç gece ağladı.
benimki sana ağlamayacak işte.
bir öpüşle aşka davet edilip,
bir sevişe bedenimi sunacağım.
kanıp rüyaya boşlukta kendimi boğacağım.
sonra an gelicek başka zevke dalacağım.
ve bir hayal bitecek
gitti yine diye ağlayacağım
ama herkes gibi
yenisini bulacağım
gelip güldürecek ve
binlerce yedi tad verecek
ve her şey biter ya
o da gidecek.
bir hayatı yazacaktım,
izin verseydi kağıt...
daha binlerce dilek tutacaktım,
affetseydi zaman...
bir çocuk gibi ağlayacaktım
yaşlanmasaydı gözlerim...
ve dünya masal olacaktı,
sevseydin denizin tuzu sevdiği gibi sen beni.
'Nazlan
Sitem et
Kırıl bana
Beni geç vakit
Tek başıma suya yolla
Bahçede yüzünü öteye çevir
Güle hayret ediyormuş gibi yap
Gülümseyerek konuş da başkalarıyla
Somurt, avluda sadece ikimiz kalınca
Kızıp en evecen adımlarınla üst kata çık
En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden
Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık.
Yamru bastım iş değildi hâke çakılmak bayırdan
Dağ sıradağdı hangi haşin belden yol veresi
Gece hep süzüldü yukardan lâkayt Kehkeşân
Altımda hep beni yutmaya çağladı nehir
Yetişir hecelemen sök beni bir kere
En zoruma gideni yap hengâme getir
Çel beni tökezlet tuttur çitlere
Ahla istida edecek ahvâl değil
Kim bana kıymazsan bilebilir
Dünya dedikleri samut küp
Acılar tınladıkça bende
Hep seni seslendirir.'
ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın arasında
onu oraya sen koydun
bir taş kuyunun dibindeki suydu
bakıyorum eğilip
bir kocakişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
sesleniyorum
seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
ayrılık masamın üstündeydi cıgara paketinde
gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
cigaranın ucunda senin
ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
aklından geçenlerdeydi ayrılık
benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
ayrılık rahatlığındaydı senin
senin güvenindeydi bana
büyük korkundaydı ayrılık
birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden ağırlığı yoktu ama kendisi vardı
vakit hızla ilerliyor gece yarıları yaklaşıyor bize
yürüdük yıldızlara değen ortaçağ duvarlarının karanlığında
vakit hızla akıyordu geriye doğru...
tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün
peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız.
bitkisel hayatta yaşayan bir bedene
yeniden ömür biçmek degil yaşadıklarımız..
ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz..
tümceleri sevda ile nakşedilmiş cümlenin içinde
yüreği cennet kokan bir özneyle ile bir yüklemiz..
...
sen ve ben ..
sen ve ben hep biziz..
biz ki; bir elif miktarı huzuruz yetim ceylanlara hediye edilen...
biz ki; iki gonca gülüz
nadasa bırakılmış topraklarda yeniden yeşeren...
ve biz ki,
birbirimizin kaderine yazılmış
bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen...