bir şiir

entry111 galeri1
    36.
  1. ARTEM

    Üç adım ötede bağdaş kurmuş oturur kel, kör bir dilenci
    Kimse bilmez adını ve umut ettiklerini
    Önünden yürür gider gölge gölge insanlar
    Ancak kimliğinde geçer;
    Artem
    Cemiyeti:
    Ermeni
    Önüne serçeler konar ve göçer
    Gün geçer istiklâl'de seslere karşılık kokular eşliğinde
    Akordiyonunda hüzünlü notalar
    Ağzından düşürmediği yanık Birinci cigarası
    Beşer sessizliğinde makamlar çalınırken ruhi hislere

    Sisler perdesinde kırk yaşlarında bir dilenci geçer
    Kırık yürekler taşınırken bedenine.

    ViranŞairi
    0 ...
  2. 35.
  3. HADI YAPRAK SANA BENZESIN BU KEZ

    Üşüyen yaprak öylece adam akıllı salmış kendini rüzgara
    Gece tenimde karaları giyince siyah desek yeri ne
    Düşünen paydada paya kalan hangi yenilgiyse o kadar sustum demek
    Hadi yaprak sana benzesin bu kez
    Düşüncem de ki; sarışın, birazcıkta nahoş günbatımı; dalından ha düştü ha düşecek
    Ya da dalından henüz düştü farz et
    içimdeki ses giyse sensizliği sonsuza dek
    Kafile yol almış çöl ufkunda deve yüküyle keder taşı dediysek kader hep suçlu değil ya,
    Nafile bakışlarında kördüğüm göç-ebe çoktan çocuklukta kalmış
    Ancak sür ve sürgün hangi mısrada katil olur bu kadar söyle!

    ViranŞairi
    0 ...
  4. 34.
  5. HEP ERKEN DERKEN
    GEÇ KALMAK
    "Zaman, kar tanelerinin yere düşerken; o anı kadar yavaş, Ölümü; yere düştükten sonra bir o kadar ani "
    Eski müzik kutusunda döndükçe o güzel yüzlü balerin
    Şarkılar eskirdi duvarlarda,
    Bir merhaban eksik kalırdı mesela
    Masa ve sandalye, vitrin mankeni suratları kadar donuk, askılıklarla unutkan rolü oynarken kırmızı kaşkol ve palton
    Dostlar ayrılık vakti artık, (Hep neden erken?)
    Oysa Asırlık fotoğraflar tozlu raflarda hala birbirine aşık

    Alışık olmayan kör gözlere hitap ederken içimdeki kal
    "Alıştık artık" cümlelerdeki yerini çoktan aldı(alıştık artık)
    Çocukluk anılarımı konuk odasında tek başına beklemek
    Geç kalmak, hep erken derken
    Masal bitti değil mi?

    Viranşairi
    0 ...
  6. 33.
  7. NiHAVEND KADER

    Duvar takvimi yaslı ve sancılı notlara gebe
    " Doğum günü için pasta, çiçekçiden ağlayan gelin alınacak
    " Sakın unutma anneye sürpriz mayıs 25 "
    " Annem hasta nokta nokta nokta üzgünüm eylülün ikinci pazartesisi "
    " Babam yasta malesef azaril elimizden aldı seni canım benim "
    ( ocağa henüz girmeden aylardan bir aralık )
    Katil sağnak yağmurları başladı yine, maktul: tavan arasındaki eski birkaç kiremit ve üst yanı kırık sokağa bakan pencere
    sırılsıklam oldum yine her serpintide olduğu gibi...

    Arada bir delilik yapıp gölgemle oyun oynamaya başladım; "önüm arkam söbe, saklanmayan ebe. "
    Yalın ayak oturmuş baş köşeye: sual yok, cevap yok, saatler konuşur - tik tak, tik tak yalnızlık başa bela
    Uzakta çok uzakta sela verilir
    Ölü ölmüş vedadanmış(vebadanmış) harf hatası olacak o kadar
    Yıkanmış, cenazesi kılınmış ve iyi bilirdik denmiş, toprağa gömülü
    Tarlanın ortasında can çekişmekte ardıç gördüğüm o ki ötenazi onun da hakkı
    Ve Süleymaniye'de eğilmiş tüm ruhlar, boynu bükük Hakka karşı
    " Değil " buraya yakışmadı başka cümle içinde kullansak yeri ne.

    Kokmuş ve küflenmiş ranzada yaşlana dururken Umut Oteli'nde Deli Duğrul
    Otelin karşı yakasında muhabbet tellalığında bir genç
    Ve yanında da yüksek topuklu kaldırım serçesi( kız değil artık kadın;gecesi 100 dolara satılık )
    Otelin arkasındaki dolunay adlı çay bahçesinde
    "Kaldırın tüm özgürlükleri" der çığlık çığlığa boğaza nazır kapitalist Joni
    Düşüm içinden geçirince ipliği ve içimdeki kördüğüm gibi
    Çarkın içindeki felek döndükçe kahpe olsun kader artık
    Ve dönersek Püsküllü Sokak ( illa ki onyedi olacak )numara 17ye
    Ben masum bir kederde nihavend makamında Kaderi dinlemekteyim
    "Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç... "

    Viranşairi
    0 ...
  8. 32.
  9. UNUTULANA DAiR iZLER

    (Biz bir çift göz uyurken, yanındaki bir çift göz uyanık, diğer bir çift gözse sonsuza dek kapanmamıştı henüz)
    Yaprak yaprak dökülürken sonbahar, " annemizi kaybettik "
    Sonra evimizin bahçesindeki pelit ağacı da gelecek yazı göremedi, ne yazık
    Biliyorum etik değil ama kış çok çetin geçti o yüzden pelidi yakacak olarak kestik maalesef
    Evin verandası uzun yası kaldıramadı ki ay sonunda o da çürüdü ve yıkıldı
    Saksılarda kurudu o çok sevdiğimiz çiçekler (anne yadigarı)
    Esyalar toplandı bir gece ansızın
    Çalar saat yediyi çeyrek geçe, Aziziye Tren istasyon'undan üç kişilik bilet alındı bilinmezliğe doğru
    Yavaş yavaş evde kalan son gölgeler de çekildi inzivaya nihayet
    Ve mavi gocuklu oradan geçmekte olan çocuk işaret parmağıyla o evi göstererek "bir aya kalmaz yıkılır" dedi
    Sonraların sonu gelmedi bir türlü; fotoğraflar yakıldı,
    Yakılanlara gözü yaşlı son kez bakıldı (yalan da olsa)
    Vesaire, vesaire...
    Sonraları devrederken bir sonraki sonra-aya
    Aya Sofya'da bir çift göz secde etmeden evvel mihrabın olduğu yere bakarak....
    (Çoktan unutuldu orada yatmakta olan isimsiz mezar.)

    Viranşairi
    0 ...
  10. 31.
  11. DEDi
    VE...

    Üşümez umutlar dedi çoban
    Hani kar yağar ya lapa lapa "derinden" unutulan bir kuytu köşeye
    Düşünmez olur içimizdeki suskun fısıltı dedi düşünen adam
    Uzanır uyku ile uyanıklık arasında bir vakitte ölüm döşeğe
    Akis makbere çarpmadan önce kısıldı sonra da sustu dedim
    işitmek var feryadın bütün acı dolu ağıtlarını hangi lisana sığdırsak az

    Sokak lambası yanık hala bir sürü yanılmışlıklarımızın arasında gölgeler ile dedi dilenci
    Hangi soğuk ellerimizi üşütür, hangi sıcak çorba ısıtır içimizi?
    Ansızın vurdular parkta sevdiğini bekleyen bir genci orada bekleyen yabancı daha gencecikti dedi
    Oysa yazı çoktan razı çizilmiş yoldan çıkmaya çile olsa da sonun adı
    Siyahı beyazla sevemedikten sonra dünyada yaşamanın ne anlamı var dedim
    ihtiyar avuçlarına aldığı buğday tanelerine bakıp kaç başak büyütücek daha bu toprak dedi
    Ve ...

    Viranşairi
    0 ...
  12. 30.
  13. KUM SAATi

    Gobi Çölü'nü geçen kafile uzunca bir süre suskunluğun gölgesinde yol aldı
    Ölümü Glock marka tabanca kurşununda buldu zavallı Jinsan
    ve Nev Yorklu güzel kedisini okşuyordu gün batımına doğru
    Hangi dilde yazılırsa yazılsın sonbahar hiç böyle yakışıklı durmamıştı bizde şimdiye dek
    Öyle değil mi Nelly?

    Devrilen Lenin büstlerinin altında kalan papatyadan kime ne
    Devlerin ülkesine baldırı çıplak saldırırken Don Kişot'u bir de böyle düşün
    Kül rengindeki bulutlar tümüyle çalınırken cırtlak kızıla Kenai'de
    Çığlık çığlığa, nefes nefese Es Es askerleri süngülerinde masum birer ruah taşıyorlardı

    Bilmem saat hangi çileyi hangi çileye bağlarken, bir çile bitiyordu ellerinde Hanife Ninemin
    Tiflis'te açlık diye haykırıyordu gazeteci çocuk bölüşürken bir lokma ekmeği geceleri kardeşi ve annesiyle birlikte
    Listede adı geçenler okunuyordu yorgun gözlerinde, imza, ardından mühür, uykuya dalmıştı Alkatraz'daki müdür
    Demiri eritirken Kırgız Kınay, şekil verirken kan ter içinde kaldı; örs, özengi, çekiç

    Neyse pencere kenarında begonya büyütmek şöyle bir yana dursun
    diye düşünürken
    Şiire yazılmış bu papirüs avuçlarımın arasında bir parça saat oldu, birazcıkta kum
    Gözüm anne yadigarı o fotoğrafta takılı kaldı
    Sonra uyumuşum.

    ViranŞairi
    0 ...
  14. 29.
  15. DÖNÜNCE

    Uzun hikayeler kısa cümlelere dökülürken, satır başı mimiklerimizle duraksadık arada bir
    Gece siyahı yakıştırırken kendine ve huzur nefes alışlarımızla bir anılmaya başlarken
    "Alıştım sana"
    Hadi Dön başa...
    Unutulmuş saat bir kenarda dağınık ve aldırmadan ilerliye dursun adım adım tükenen geceye
    Akrep ve yelkovan buluşsunlar yine tam onikide "iki eski sevgili gibi"
    Cama yağmur damlaları vururken birer ikişer
    Sobamızın üzerinde demini alan çayımız haykırıverdi "içimi ısıt, içimi ısıt!"
    Dışarıda bir zemheri, bir zemheri ki- öyle hayal etmiştik sonbaharı hüznüne yakışır güzellikleriyle beraber-
    Tenim teninde üşüdü: sokul, yaklaş, yanaş ve herşeyi sen gibi paylaşalım, ey aşk!
    Sahibini unutmuş ıslık makamında rüzgar savrururken son ve baharı, yağmura aldansın yeni açmış gonca gül
    Nasıl olsa sonunda ölüm bizi de bulmayacak mı?
    Ama kim bilir -belki bir ihtimal daha var-
    "Dönersem ıslık çal"
    Öyle düşünürken düş dediğimiz gerçek yüzümüze -şaka dedi
    Sadece -şaka.

    ViranŞairi
    0 ...
  16. 28.
  17. Aşkın alev aldı yüreğim yanar
    Sevdan yüreğimde kor sevdiceğim
    Yavaş, yavaş kurur bu koca çınar
    Gel de şu halimi gör sevdiceğim

    Yüreğim yanarda çıkmaz dumanım
    Yalvarsam feleğe duymaz amanım
    Hayalin sararım geçmez zamanım
    Çekilmez bu hayat zor sevdiceğim

    Sevdam yas tutuyor aşkınsa nazda
    Adın türkülerde dertlerim sazda
    Benliğim diz çökmüş yürek niyazda
    Aşkın yüreğimde har sevdiceğim

    Akşamlar olunca karanlık çöker
    Bülbüller ötmez gül boynunu büker
    Hazan mı başladı yapraklar döker
    Bana sensiz olmak ar sevdiceğim

    Yanardağ gibidir aşkının harı
    Özleminle doldu kalbin her yeri
    Kar yağar başıma sanki zemheri
    Gel de yüreğimi sar sevdiceğim

    Sevdanla ölecek şu başım arda
    Bak uyuştu beynim aklım firarda
    Bir çıkmaz yoldayım yüreğim darda
    Bu halimi hayra yor sevdiceğim

    Gözyaşı döksem de sana günlerce
    Adın Hece, hece sanki bilmece
    Sayıklarım yine bitmez bu gece
    Hançeri kalbime vur sevdiceğim
    0 ...
  18. 27.
  19. Eskisi kadar özlemiyorum seni,
    Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda..
    Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor..
    Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
    Biraz yorgunum..
    Biraz kırgın..
    Biraz da kirletti sensizlik beni !
    Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
    “iyiyimler” yamaladım dilime.
    Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
    Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni..
    Gel diye beklemiyorum artık,
    Hatta istemiyorum gelmeni..
    Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
    Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum
    Benim derdim yeter bana banane !
    Alıştım mı yokluğuna ?
    Vaz mı geçiyorum, varlığından ?
    Tedirginim aslında,
    Ya başkasını seversem ?
    inan o zaman seni hayatım boyunca affetmem..
    1 ...
  20. 26.
  21. yarınlarını yitirmiş çocuklara,
    içecek bir tas su bile bulamayan insanlara,
    akıp giden zamana inat geriye giden yaşamlara,
    kaybedilen umutlara,
    ayrılıklara,
    sonlara,
    bitişlere,
    vedalara...
    her şeye rağmen hayat yaşamaya değer
    1 ...
  22. 25.
  23. Anılarda eskirmiş hayat
    tarihten, aynalardan ve yarınlardan habersiz
    bir söz söyle sen yine de
    yan yana durmasa da adımız
    susma
    ki bileyim hangi mevsimlerde asılı kalmış hayallerimiz.
    2 ...
  24. 24.
  25. 23.
  26. SINIR

    Biraz daha koy üstüne
    Ya da uzan yanıma
    Düz mantık sözcüklerin sinsi akıllardaki cezbeden saflığı
    Davetkar şehir ışıklarının sahtekarlığı
    Uykusuz gecelerine karışan alkol
    Yok edecek yorgunluğu uyuşturarak sınırları

    Hadi biraz daha koy üstüne
    Ya da karışsın kanına zehir
    Buz gibi duvarların sonsuzluğu
    Sert duyguların kalbini sürükleyişi
    Alt üst dünyanın fedakarlığı
    Herşey bir yana bu böyle olmamalı..

    Güneşin batıdan doğacakmış gibi tersine koşar dünya
    Ellerini karnında bastır ama hemen dinmez acı
    Çok uzakta değil sanki aradığın kapı
    işte orada oda
    Ama unuttuğun bir şey var..
    Bulamıyorsun anahtarları..
    Oracıkta kazacaksın mezarını..
    Sahte bir ölüm kurtuluş olacak sözlüğünde..
    Herşey bir yana bu böyle olmamalı..

    Şimdi biraz daha koy üstüne
    Ya da uzan yanıma..

    samuelenko
    1 ...
  27. 22.
  28. gece kadar karanlıkmış gözleri
    sessizce bakıyormuş o saf meleğinin gözlerine
    o mavi gözlerine
    yaşam kadar değerliymiş
    ölüm kadar gizemliymiş
    ve o tekmiş
    sessiz, çaresiz ve melankolikmiş
    yarım kalmış hayalleriyle yola çıkıyormuş
    ve hayata karşı tek başınaymış
    ve bir de meleğiyle... (ece kscgk)
    0 ...
  29. 21.
  30. dar bu mezar
    ruhları bedenlerinden kovuyor azar azar
    kabul etse beni koynuna
    nasıl mutlu olurum bu oyununa
    uzanırım korkak cesedinin yanına
    yalnız kalmam hiç değilse bu boktan dünyada.
    1 ...
  31. 20.
  32. bir gün gelir; sessizlikle boğuştuğun günler için ağlarsın
    bir gün gelir; karanlıktaki ışığın seni aydınlattığını görürsün
    o gün yalnızlığındaki, sessizliğindeki ve karanlığındaki titreyişin gelir aklına.

    yarım kavuşmalardaki sevinçler avutur senin yalnızlığını
    yarım hayaller ulaştırır seni hedeflerine ve arzuladıklarına
    o gün umutsuzluğundaki, ümitsizliğindeki ve yaralı zihnindeki düşüncelerin gelir aklına.

    her gün gittiğin o sokak köşesindeki ağlayışındır senin hüznün
    koyu kahverengi gözlerinden akan bir iki damla kandır senin yaran
    o gün o loş ışıklı evdeki, karanlık sokak köşesindeki ve yıkık deniz kenarındaki hırçınlığın gelir aklına.

    kalbindeki parçalanmış ve yok olmuş sevginle ayakta kalmaya çalışırsın
    yorgunluğundaki, ruhunun sıkkınlığıyla ve bedeninin yığınıyla kalırsın tek başına
    o gün küçücük çocukken saf ve temiz bir o kadar da masum olan kalbin gelir aklına.

    bu şehirde bıraktığın sevdiklerinin özlemiyle yanarsın, üzülürsün ve ölürsün!
    dev yalnızlığını barındırdığın bu şehirle birlikte yıkılırsın ve kaybolursun.
    o gün şehrin gizemiyle birlikte kendi ruhunu hapsettiğin hapishane olan bedenin gelir aklına.

    yaşadığın bu hayatın çetrefilli yalnızlığıyla gidersin bilmediğin diyarlara
    ölümün getirdiği en güzel sevgiliyi arzularsın bıkmadan ve usanmadan
    o gün ölürken bıraktığın, üzdüğün ama üzdüğünü sanmadığın o insanlar gelir aklına.

    ve ölüm! senin sıcaklığın beni sardığı gün ben işte o gün doğdum
    yeni bir hayatı büyük bir şuh içinde karşılıyorum ve ona kucak açıyorum
    ve yaşam! öldüğüm gün senin soğukluğun, sahtekarlığın, ıztırabın ve zulmün gelir aklıma...

    (ece kscg)
    0 ...
  33. 19.
  34. ağlar mı gece dersin,
    ağlamaz be...
    ne şiirlerde kaç gece ağladı.
    benimki sana ağlamayacak işte.

    bir öpüşle aşka davet edilip,
    bir sevişe bedenimi sunacağım.
    kanıp rüyaya boşlukta kendimi boğacağım.
    sonra an gelicek başka zevke dalacağım.
    ve bir hayal bitecek
    gitti yine diye ağlayacağım
    ama herkes gibi
    yenisini bulacağım
    gelip güldürecek ve
    binlerce yedi tad verecek
    ve her şey biter ya
    o da gidecek.

    bir hayatı yazacaktım,
    izin verseydi kağıt...
    daha binlerce dilek tutacaktım,
    affetseydi zaman...
    bir çocuk gibi ağlayacaktım
    yaşlanmasaydı gözlerim...
    ve dünya masal olacaktı,
    sevseydin denizin tuzu sevdiği gibi sen beni.
    1 ...
  35. 18.
  36. 'Nazlan
    Sitem et
    Kırıl bana
    Beni geç vakit
    Tek başıma suya yolla
    Bahçede yüzünü öteye çevir
    Güle hayret ediyormuş gibi yap
    Gülümseyerek konuş da başkalarıyla
    Somurt, avluda sadece ikimiz kalınca
    Kızıp en evecen adımlarınla üst kata çık
    En sevdiğim çiçeğin saksısı kaysın elinden
    Derinleşsin ben içerledikçe ruhumdaki sakarlık.

    Yamru bastım iş değildi hâke çakılmak bayırdan
    Dağ sıradağdı hangi haşin belden yol veresi
    Gece hep süzüldü yukardan lâkayt Kehkeşân
    Altımda hep beni yutmaya çağladı nehir
    Yetişir hecelemen sök beni bir kere
    En zoruma gideni yap hengâme getir
    Çel beni tökezlet tuttur çitlere
    Ahla istida edecek ahvâl değil
    Kim bana kıymazsan bilebilir
    Dünya dedikleri samut küp
    Acılar tınladıkça bende
    Hep seni seslendirir.'
    1 ...
  37. 17.
  38. "sen bu şiiri okurken
    ben belki başka bir şehirde
    ölürüm"

    her okuduğumda düğümleniyorum.
    1 ...
  39. 16.
  40. gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
    ...
    1 ...
  41. 15.
  42. oysa,şimdi
    kalbindeki ateşi
    söndür öldür
    unut gitsin diyorsun

    o kadar kolay olsa
    unuturdum biliyorsun

    (bkz: fikret kızılok)
    1 ...
  43. 14.
  44. ayrılık masanın üstündeydi kahve bardağınla limonatamın arasında
    onu oraya sen koydun
    bir taş kuyunun dibindeki suydu
    bakıyorum eğilip
    bir kocakişi gülümsüyor bir buluta belli belirsiz
    sesleniyorum
    seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları
    ayrılık masamın üstündeydi cıgara paketinde
    gözlüklü garson getirdi onu ama sen ısmarladın
    kıvrılan bir dumandı gözlerinin içinde senin
    cigaranın ucunda senin
    ve hoşça kal demeğe hazır olan avucunda
    ayrılık masanın üstünde dirseğini dayadığın yerdeydi
    aklından geçenlerdeydi ayrılık
    benden gizlediklerinde gizlemediklerinde
    ayrılık rahatlığındaydı senin
    senin güvenindeydi bana
    büyük korkundaydı ayrılık
    birdenbire kapın açılır gibi sevdalanmak birilerine ansızın
    oysa beni seviyorsun ama bunun farkında değilsin
    ayrılık bunu farketmeyişindeydi senin
    ayrılık kurtulmuştu yerçekiminden ağırlığı yoktu ama kendisi vardı
    vakit hızla ilerliyor gece yarıları yaklaşıyor bize
    yürüdük yıldızlara değen ortaçağ duvarlarının karanlığında
    vakit hızla akıyordu geriye doğru...

    nazım hikmet ran
    1 ...
  45. 13.
  46. "seni unutarak baktığımda bile
    dünyanın her yerlerinden geçiyorsun..."
    1 ...
  47. 12.
  48. tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün
    peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız.
    bitkisel hayatta yaşayan bir bedene
    yeniden ömür biçmek degil yaşadıklarımız..
    ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz..
    tümceleri sevda ile nakşedilmiş cümlenin içinde
    yüreği cennet kokan bir özneyle ile bir yüklemiz..
    ...
    sen ve ben ..
    sen ve ben hep biziz..
    biz ki; bir elif miktarı huzuruz yetim ceylanlara hediye edilen...
    biz ki; iki gonca gülüz
    nadasa bırakılmış topraklarda yeniden yeşeren...
    ve biz ki,
    birbirimizin kaderine yazılmış
    bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen...
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük