Mükemmel varlık. Bize bakmak için emekli olmasına rağmen çalışmaktan bıkmayan hep daha fazlasını vermek için uğraşan insan.
Gülünce mutluluk saçan , kızınca bizden daha çok üzülen. Modern çağın getirilerini öğrenmek için uğraşan bize ayak uydurmaya çalışan. Kahkahalarımızın sebebi. Güzel günlerimizin mimarı. Evde olmadığında boşluğunun ne kadar büyük olduğunu gösteren. Ve evdeyken uyumanın huzuru. Evde yoksa uyurkenki huzursuzluk. O evdeyken horlamasını bile duymak öyle büyük bir güvenceymiş ki. Duygusal , zeki , güçlü. içten içe sever. Saçını okşarken insanın içindeki mutluluk hiçbir aşkta yoktur. işte öyle birşeydir baba. Yokluğun boşluk varlığı kahkaha mutluluk. O varsa insan güçlüdür, sevgi doludur, mutludur , huzurludur.
hayatında seni anlayabilen tek insan veya hiç anlayamayandır. kişilere göre değişir bu durum.
kızların kimi zaman koluna girip bir sevgili edasıyla dolaştığı, kimi zaman da eve erken gelmesi hususunda tartıştığı erkek.
öyle biridir ki o,
uzakken yakın,
yakınken uzak olabilir kimi zaman.
arada beraber aldığınız aynı tişörtleri aynı vakitlerde giyip başbaşa dolaşmanın verdiği mutluluk, insanların imrenmeleri, çektiğiniz dikkatler yaşanması en güzel şeylerden biridir.
akşam geldiğinizde yine tartışabilirsiniz. ama yorgunluğunun verdiği aksiliktendir, sonra yine yanına çağırılırsınız.
kalp hastası bir babanın bir anda zor nefes almaya başlamasında gözlerinize dolan yaşlarla su almaya koşmanız, yaşanabilecek en içten heyecanlardandır.
yine her zamanki ağrılarıyla size geldiğinde, merhemle beraber omuzlarını ovduktan sonra aldığınız "ellerine sağlık" dileği, bir anda o somurtan yüzünüze tebessüm konduracak en güzel sözlerdendir.
anlaşılamayan anneyle tartışıldığında, yine arayı düzeltendir.
okumak için geldiği üniversitenin yanındaki telefon kulübesinden köyü, ailesiyle konuşmak için aradığında tak diye aldığı "babanı geçen hafta toprağa gömdük" sözüyle o sokakta bir anda gözlerinin kararmasını, dolmasını, yine de yoluna devam etmesini yıllar sonra gidilen o durağın önünde anlatan, fakat bu sefer yalnız olmadığını bilip kızına sarılan adamdır.
zamanında yediğin sertçe atılan ilk tokat aylar sonra hatırlatıldığında, bir anda solan, özür dileyen bir bakışla sana bakandır, bakacaktır.
en çok, birileri beni kırıp incittiğinde, üzdüğünde, hiçe saydığında aklıma gelen adam...
hep kurmuşumdur kafamda: babam olsaydı şimdi burada duman ederdi sizi, kırıp geçirirdi, gebertirdi diye..
ama hiç söylemem ki ben ona beni kıran-üzenleri.
korkarım üzülmesinden, kırılmasından....
doğduğumuz zamanlar, daha neyin ne olduğunu kavrayamadan sadece sevgisinden hayatı anlamaya başladığımız kişi. o zamanlar bile onun kucağına geldiğimizde bir güven hissiyle mutlu oluruz. yani en azından ben olurmuşum annemin dediğine göre. onun kucağına gittiğimde türlü gülücükler atar, konuşmaya çabalarmışım.
güven duvarı. sanırım babayı tarif edebilecek en iyi kelime ikilisi olurdu. arkanızda da önünüzde de olsa, size her zaman bir desteği dokunan insan. bir şeyler için önünüze geçmiş olsa da sizi korumak için olduğunu bilirsiniz, bilirsiniz de hep o duvarı aşma isteği belirir içinizde.
3,4 yaşlarına gelip de dışarıda arkadaşlarla oynamaya başladığımızda arkadaşlarımızı şikayet ettiğimiz yetkili merci olur.
- seni babama derim tamam mı?
+ benim babam senin babanı döver bir kere
6,7 yaşlarında yavaş yavaş harçlğımızı vermeye başlayan, yanına gidip dizine yatmaktan ya da öpücük kondurmaktan zevk aldığımız güvenilir adam olur. kızlar için ilk aşk, erkekler içinse hatun muhabbetinin yapıldığı ilk dost olur.
korkulandır her zaman. ailenin reisi ya. hayat düzeni ondan korkulacağı yönünde yazılmış ya. ee bir de işin içinde anne faktörü var ya.
- akşam baban gelsin görüşürüz. yaptıklarını bir bir anlatayım da gör sen!
yaşınız büyüdükçe başını önüne eğdirmemek, ismini yere düşürmemek uğruna fedakarlıklar yaptığınız değerli varlığınız olur. onun soyadını yaşatmalıyım diye düşünmeye başlarsınız. benden bahsederken gözlerinin içi parlamalı, benle gurur duymalı.
ortaokul ve lise döneminde her ne kadar sert gözükse de en büyük dert ortağınız, konu siz olunca gözü kararan, kendinden geçen canınız olur. ama ergenlik dönemi olduğundan yine de onla zıtlaşmaktan, her dediğine karşı çıkmaktan alıkoyamayız kendimizi, sanki bizim kötülüğümüze bir şey söylermişçesine.
annenizin olay örgüsünden kurtulmak için tüm sorumluluğu üstüne bıraktığı insandır o. gene de gık demez.
- ben bilmem, beyim bilir.
- ben bir şey diyemem, babana sor.
üniversite hayatınız gelip de yuvadan ayrıldığınızda en çok özlediğiniz adam olur. onun yanı kadar güven veren bir yer olmadığını anlarsınız, onun kadar kucaklayıcı gözler göremezsiniz etrafınızda. sert ama fedakar bakan gözler. özlersiniz ona belli etmezsiniz üzülmesin diye. bazı geceler korkarsınız onun için. çünkü siz büyürken o da yaşlanmıştır. geceleri yalnızlığınızda o düşüncelerle uğraşırsınız. ya ona bir şey olursa?
işe atılır, yuva kurar, hayat örgünüzü oluşturmaya başlarsınız. artık seyrek görürsünüz babanızı, daha da yaşlanmıştır ve torunlara maymunluk yapmaktadır. oysa ki bir zamanlar korktuğunuz sert görünüşlü adamdır bu. içinizden dersiniz "canım babam".. ama o canım öyle bir geçer ki içinizden içinizi yakar.. artık daha sıkı sarılırsınız ona her an kaybetme korkusuyla.. tuhaftır sanki her ölen ihtiyarmışçasına..
öyle bir şeydir baba. otoritesinden dolayı ördüğü kabukları vardır etrafında, içindeyse evlat sevgisine boyun eğen bir yürek ve her şeyiyle sizi korumaya endekslenmiş bir beyin.
yaptığım herşeye karısan, dakika başı ders çalış diye başımın etini yiyen, küçük bir şeyde bağırıp kalbimi kırıp daha sonra da küçük şeylerle gönlümü almaya çalışan şimdi ise mekanının cennet olmasını dilediğim kişidir. *
hayatımın adamı olmasına 1 haftası kalmıştır.hayatımın orta yerine oturmuştur.allaha havale ettiğimdir.istemediğim mesleği yaptırmak isteyendir.baba artık benim için birşey ifade etmeyendir sözlük.hayattan soğutandır.sadece budur.başka da birşey olamaz zaten.
lanet olsun gelmiş olduğum senin soyuna.
sevgiyi öğretmedin bana it herif, ki seni seveyim.
ben yemem bunları sen devam et oyuna.
ne dediğini bil ki sana adam diyeyim.
ne dersen seni kırmadım, tamam dedim,
insan bir şevkat gösterir oğluna,
seni hep güvenilir ve sabırlı bildim
ama artık herkes kendi yoluna.
hesap vakti gelir çatar,
baba hakkı ödenir mi derler...
kazık gelir bir tarafa batar,
kul hakkı neymiş sana öğretirler...
ozamanLar en büyük keyfimdi hafta sonLaRı babamla inönü stadına gidip, içeride sucuk ekmek yemek. rahmetLi babam galatasaRaylıydı, hemde en kıRmızısından. feneRbahçeLi olan dedeme inat galatasaRayLı olduğunu söyleRdi hep. ben de babama çekmiştim. ona inat feneRbahçeLi olmuştum bende. elbette bu beni, dedemin en sevdiği toRunu yapmıştı. böyLece sadece bir kuşak süRen cimbom egemenliği sona eRmişti ailede.
ama dedim ya . o cimbomlu, ben feneRLi, ayda en az biR kez gideRdik inönü stadına. kadıköyden vapuRLa kaRşıya geçeR sonRada yüRüRdük inönüye kadaR beşiktaştan. yanımızda sadece iki bilet.
öğretmendi babam. matematik öğRetmeni. yıLLaRca köşe bucak çalıştıktan sonRa bağdat caddesinde biR okuLda buLmuştu kendini. öğRencileRinin okuLa özeL aRaçlaRla bıRakıldığı cinsten biR okuL. nede oLsa istanbuLun en zengin muhitLeRinden. onLaRca patRon, mühendis, doktor çocuğu aRasında biR tanesi vaRdı ki bize en keyifLi anlarımızı yaşaTTı avrupa yakasında .. babası inönü stadınında yer kapmıştı kendine. sucuk ekmek satıyoRdu. küçümsemeyin sakın. inönü stadında yemek satmak diyoRum. bu çölde su satmak gibiydi..
babamı çok seveRdi. heR hafta iki bilet göndeRiRdi ona oğLuyLa. maçı izlemiyeceğimizi biLiyoRdu. bu onun bizi yemeğe davet şekLiydi.
bizde geneLde önemsiz maçLaRı seçeRdik gitmek için. yukarıda zıplayan 15.000 kişinin altında sucuk yeRdik maç boyunca. sonRa canımız isteRse tRübüne çıkaR izleRdik ikinci yaRısını maçın tüm ruhsuzLuğumuzla .
biRde galatasaRay divan kuRulundan birisinin çocuğu vardı sınıfında. samiyen'e paRa veReRek giRdiğini çok nadiR biliRim babamın. beni de çağıRırdı. düRüst olmak geRekiRse aRada bende gideRdim. eLinde iki galatasaRay biletini suRatıma sallayaRak hava attığını hatırlarım babamın. gel de taRaftaR gör, stad göR diye şov yapaRdı bana . daha feneR stadının yenilenmediği zamanLar.
yapacak hiç biR şey bulamassam bende takılıRdım babamın peşine. tek faRkı samiyende yiyeceğe paRa veRiyoR olmamızdı. benim içide değişiklik oluyoRdu. crcuna içine giRmek keyifliydi. en azından geoRge hagi'yi canLı izleme fıRsatım oluyoRdu.
ama hakkını yemiyeLim. bana bir doğum günümde feneRbahçe tRibününden kombine hediye etmişti babam. kabullenmişti bu ezeLi rekabeti. ve hoşuna gidiyoRdu. avRupa şampiyonu olduklarında ki guRuRu gözLeRimin önünde haLa. 6-0 lık maçı görememişti oysa. ömRü yetmemişti. yaşasaydı eminim konuşmazdı benimLe biR süRe .
ama biR keResinde onuda feneRbahçe tribününe sokmayı başaRmıştım. kadıköydeki galatasaRay maçında hemde. atkinson'un hatrick yaptığı maça. galibiyete somuRtan tek kişi olarak tRübünde otuRuyoR olması dikkat çekmedi neyseki...
sonRalaRı kaç maça gittim. kaç kez gıRtlağımı stadlarda bıRaktım hatıRlamıyoRum. ama onunla gittiğim maçLarın tadını bulamadım birdaha. güzeLdi baba-oğuL maça gitmek. ezeli rakip olmak..
manowar ın temmuz da çıkan single ı "thunder in the sky" 2.cd den hoş parça. . . Evet "Türkçe" hemde gayet tatlı bi Türkçeyle. . . dinlemek isteyenler için
Hayatımdaki tüm enleri bir araya gelmiş hali!
En anlayışlı,
En mantıklı,
En yakışıklı,
En zeki,
En güzel gülen, en güzel güldüren,
.
.
.
Bilmiyorum karşıma çıkar mı hayatta senin gibi biri daha.
Var mıdır senin kadar mükemmel bir insan daha bilmiyorum.
Var mıdır dünyada babasından benim kadar memnun başka çocuk?
Var mıdır en kötü hitabı 'prensesim' olan senin gibi bir baba?
Var mıdır bu kadar güzel bakan zümrüt göz?
Var mıdır bilmiyorum baba.
Varsa tüm güzelliklerini barındıran senden bir tane daha, ne mutlu bu dünyaya!
mükemmeliyetin ete, kemiğe bürünmüş haliyle beraber bana hep mutlu bi hayat sunduğun için teşekkür ederim baba, Teşekkür ederim!
arkadaşım, hocam, yol gösterenim, saatlerce muhabbet edebileceğim, uğruna ölebileceğim, gözlerine bir kez daha bakmak için her şeyimi verebileceğim!
seviyorum seni ama çok, her şeyden herkesten çok.
hep yanımda ol.
ne kadar kavgalı, fırtınalı bir ergenlik geçirmiş de olsam, ne kadar birbirimize "istemiyorum senin gibi baba/evlat, olmaz olsun!" diye bağırmış da olsak, ne kadar "senden nefret ediyorum, bencil, anlayışsız, ukala adamın tekisin!" cümlesi bir aralar dilime yapışmış da olsa, yine de hiç bir erkek tırnağı bile olamaz onun. babamın onaylamayacağı bir şey yaptığımda düşünürüm hep, babamı haksız yere çok üzdüm,, şimdi yine üzülecek, diye...
hayatım boyunca hiç bir erkek bana onun sarıldığı gibi sarılmadı, ben de hiç bir erkeğe ona sarıldığım gibi sarılmadım. bir insan ancak bu kadar düşünceli olabilir, ergenlikte düşündüğümün aksine. ancak bu kadar anlayışlı olabilir. baba, hayatta güvendiğim tek insandır. bilirim ki benim için en doğrusunu benden bile ayrıntılı düşünür. bilirim ki benim atacağım her adımı benden bile önce bilir. çünkü beni o yetiştirdi, ne yapacağımı, neyi yapamayacağımı benden daha iyi bilir. çünkü güvenir bana, şimdiye kadar kimsenin güvenmediği kadar ve şimdiye kadar onu milyarlarca kez hayal kırıklığına uğratmış olmama rağmen.
annemden kıskandığımı biliyorum babamı, yan yana oturduklarında ortalarına oturup öte tarafa itelediğimi biliyorum kadını. sırf babama en yakın, onun dünyada en sevdiği dişi olabilmek için. şimdi saçlarının siyahları üç beş tane kalmışsa da, gri saçları şakaklarından biraz açılmaya başlamışsa da, artık yorgunluğu yüzünden okunsa da, hala dünyanın en yakışıklı erkeği o, hala tanıdığım en süper kahraman. hoş, ondan başka süper bir kahraman tanımıyorum ya, o yüzden ilk aşkım olduğu kadar, son aşkım da olacak kendisi.