baba

entry1789 galeri144 ses1
    336.
  1. son zamanlarda yüzüne baktıkça daha çok aklıma geliyor birgün olmayacağı içim acıyor. daha çok sarılıyorum, öpüyorum. artık o da eskisi gibi kaçmıyor sevdiriyor kendisini. sarılarak oturuyoruz. dizine yattım bugün saçlarımı okşarken ondan sonra bu anları düşünüp mutlu olacağım dedim. anı biriktirmeye çalışıyorum aklımca. allah çok uzun zaman versin ama ne kadar da olsa hayat sınırlı bir gün bitecek nasıl dayanırım bilmiyorum.

    hayatta en çok istediğim şey büromu ve çocuğumu görmesi. inşallah allah bunu bize verir.

    baba güzel bir şey, baba çok tatlı bir kavram. en güzel uçurtmayı yapan, en hızlı bisiklet süren insan.
    4 ...
  2. 335.
  3. çocukken 2 metre 57 cm boyudna gibi gelen adam. yıllar geçtikce boyu kısaldı, çekti yılların yorgunluğu üzerine bine bine, napsım garibim.

    geçen gün bayramın birinci günüydü sanırsam, bayram harçlığı vermemenin büyük hazını yaşadı babam. hiç bişi demedi gerçi ama anlayabiliyodum gözlerinden. büyüttüm seni eşşeoğluu kendi paranı kendin kazanıyosun kereta dedi içinden duydum...

    veya eskiden kendi kaldırıp götürürdü bayram namazına zorla morla işte... yarın kaçta kalkıyoruz diye sordum namazı kastederek. tebessümü yakaladım hoşuna gitti. artık oğlumu büyüttüm dedi içinden yine ben yine duydum..

    babam şimdi 1.85 boyunda sanıram bu onun gerçek boyu. daha küçülmesine yumamam bir an önce uyandırmalı süt ve balla beslemeliyim...
    5 ...
  4. 334.
  5. 333.
  6. 332.
  7. yaptığı veya yapmadığı herşeyle; evlatlarına, ebeveynlik makamını sorgulatan adam.
    2 ...
  8. 331.
  9. 9-10 yaşından beri kendisiyle nadiren görüşmemden dolayı oldukça hassas olduğum insan. çok severim onu. hayatımdaki değeri çok büyüktür. bir şey söylediği zaman güvenirim, söylediğini yaparım, her zaman örnek aldığım, olmak istediğim kişi olmuştur. bazen kızarım ona ama. bu nadiren görüşmelerimizden önce kim bilir neler yaşıyor da ben bilmiyorum hiç birini. yaşıtım çoğu kişinin babasına göre de genç olması aslında çok yakın olmamızı da sağlayabiliyor. ama koyuyor be sözlük. babanı çarşı da görüp "oo naber ya?" tarzı bir muhabbetten sonra "hadi kaçtım ben" cümlesiyle olayın noktalanması koyuyor bana. bunu söyleyen o da olabiliyor, ben de. bu hiç farketmez benim için. ama koyuyor be sözlük. o kadar küçükken ailenin dağılması demek, senin ilerde çok sağlam bir aile kurmak istemen demek oluyor. gelecekteki kızının veya oğlunun senin yüzünden zorluk yaşamaması için çok erken yaşlarda çalışmak demek oluyor. karına ve çocuklarına diğer erkeklerden kat kat daha fazla bağlanmak demek oluyor. daha onları tanımıyor olsan bile onlardan ayrı kalma ihtimalin olan durumları düşünüp sinirinin bozulup ağlaman demek oluyor. yine de kimseye kızgın olamamak bu. her şeye rağmen, çok genç bir yaşta da olsan ilerde iyi bir baba olma isteği oluyor.
    3 ...
  10. 330.
  11. aranız ne kadar bozuk olursa olsun, hasta olduğunuz bir gün elinde bir kase pekmezle gelip, kendi elleriyle kaşık kaşık size o pekmezi içirirken hissedersiniz ki, hayatta bir insana babası ve annesinden başka kimse bu kadar yakın olamaz. hiç kimse sizi onun kadar çok düşünemez. size ne kadar çok kızarsa kızsın, kimse sizi babanız kadar sevemez!
    2 ...
  12. 329.
  13. daha üç yaşında iken kaybedilince, söylemesi dudaklara ağır gelen... söylenemeyen.
    7 ...
  14. 328.
  15. Varlığıda yokluğuda problem olan kişi.
    2 ...
  16. 327.
  17. "sizin hiç babanız öldü mü ?" demişti süreyya ," benim ki öldü kör oldum " diye henüz babası ölmeden tabutunun başında dikilivermişti . çekebileceği acıyı ve yitiklik duygusunu tezahür edememekten olsa gerek şiire vurmuştu kendisini, şiirin deliliğine.
    gerçekten yokluğuyla ışıklarını kapatacak bir babası varmıydı yoksa yokluğunda kör kalmayı isteyecek derecede bir "baba" özlemi içindemiydi bilinmez. süreyya bilir .
    ben kendimi bilir kendi babamı konuşurum. hakkında konuşmaktan da bıkmam asla. süreyya'nın babası gittiğinde kör olmuştu benim babamın ışıklarını ölüm söndüremedi.
    çünkü babam ışığını hayattan değil , hayatın sahibinden alıyordu tıpkı ölümünde sahibi olan hakikatin kendisinden. bana öğrettiğin herşey için , benimle paketindeki son sigaraları dahi paylaştığın için , beni düşünce yağmurlarında ıslattığın için , beni inanç yolculuğumda yabancısı olduğum iklimlere hazırladığın için, konuştuğun gibi yaşadığın ve yaşadığın gibi konuştuğun için, merhametli olmayı öğrettiğin , yürekteki hakiki bilginin peşinde koşturduğun için, beni sevdiğin ve bütün hatalarınla sevilmeye layık bir baba , bir insan olduğun için teşekkür ederim babacım. yaratanın hayır dualarıyla , rahmetiyle yat.
    2 ...
  18. 326.
  19. -Evin reisi
    -Evin diktatörü
    -Evin terör estiren şahsı
    -Sadece sınav,okul vb. işlere yardım eden karsısında dısarı çıkmak için bile izin alamadıgım varlık.
    *
    0 ...
  20. 325.
  21. zor meslektir.her baba olamadığı ne varsa, çocuğunun o olmasını ister.
    bir çocuk ise ne olmak istediğine belki de en erken, kendisinin bir çocuğu olduğunda karar verebilir.
    karışık durumlar yani.
    2 ...
  22. 324.
  23. evladının yanlış bir şey yaptığına gözüyle görmedikçe inanmayan adam.
    çok garibime gitmişti, ısırarlı savunuşu. bin dereden getirilen suya rağmen ikna olmadı. lise yıllarında oğlunun ve arkadaş grubunun okulda estirdiği teröre, yıl sonunda eline geçen karnede 12 dersin toplamının 10 etmediğini (10 luk sistemde) görmesine rağmen. yok bir insan bir diğeri için içinde bukadar umut beslemez.

    oğlunun aldığı 3 ay uzaklaştırmayı görüşmek için okula geldiğinde, aynı anda bütün hocaların yaptıkları şikayetlere verdiği tek bir cevap vardı "benim oğlum öyle şey yapmaz". yaptı ama hem de dik alasını yaptı, ve şimdi de babasını hocaların önünde komik duruma düşürüyor. bu teröriste bu anarşiste nasıl olurda bu kadar güvenir bu adam diye.
    günlerce de bana kafayı yedirtti, hırsımdan çatlama noktasına getirtti. yalan söylemiştim yapmadım demiştim ve benim sözümü senet belledi bir daha da kimseye inanmadı. farkında olmadan yanlış kişiyi sonuna kadar savunuyordu, benim için her sey adına dönüm noktası oldu. kendimden başka umursamam gerekekn insanların varlığını sonuna kadar hissetmiştim.
    geçmiş temizlenmiyor belki ama gelecek hala boş bir sayfa, bu güveni kaldırabilmek adına o sayfaya güzel şeyler yazmak zorundaydım. düzeltmeye çalıştım kendimi, ders çalışmayı denedim ilk defa, ilk başlarda zor oldu çok sık frene basmak zorunda kalmıştım, zamanla bunun gerekli oldğunu da anladım. önce ön yargılarımı kaldırdım sonra adım atmaya başladım. o nefret ettiğim güruh olan insanların(öğretmenler) benimle bir dertleri olmadığını tam aksine tanıdıkça güzelleşen insanlar olduğunu gördüm. iyi bir şeyler yaptıkça benden daha çok mutlu olduklarını gözlemledim, bir adam kazandırmanın tatlı telaşı içinde gibiydiler.

    babam bir yıl sonra tekrar okula geldi, bu sefer çok kalmadı. ayrılırken ben size demedim mi der gibiydi. yanlış yaparken bile(haksız olanı savunmak) doğruyu buldurttun ya bana helal olsun.
    1 ...
  24. 323.
  25. keşke olsaydı da iki gözüm kör olsaydı dedirten, yokluğunda yüreğini cam kesiği ağrılara gark eden dünyanın en değerli hediyesidir...
    5 ...
  26. 322.
  27. 27 eylül pazar günü kazanacağım sıfat. nasıl bir duygu olduğu ise benim için şu anda sır. ama iyi olacağını düşünüyorum ve umarım doğru hissediyorumdur. babamı kaybettikten 20 ay sonra olması ise çok hüzün verici. babam gibi bir baba olmayı dilerim yüce yaratıcıdan. hayırlısı...
    5 ...
  28. 321.
  29. her zaman yanınızda olduğu hissini veren atm'dir.
    2 ...
  30. 320.
  31. 319.
  32. 318.
  33. varlığımın sebebi, canımın canı, sevdiğim, varlığı ümidim ve aydınlığım olan insan en büyük kahramanım...
    3 ...
  34. 317.
  35. baba olduğu için "baba" olduğunun bilincine varılması gereken insan.

    kendimi bildim bileli nefret ettim babamdan. içkisi mi vardı? ağzına sürmezdi. kumar? hayır, cebinde kalan birkaç lirayla iddaa oynuyordu, onun haricinde zaten cüzdanında en az 10 lira bulunurdu. evden 2 lira alıp sokağa çıkan birisi değildi. çalışkan mıydı? dana gibi yatardı işi rahat olduğundan. ama kazancı iyiydi. çevresi? babam gibi insanlardı, kahveleri vardı bi' tane, orada otururlardı. annem şikayetçiydi ama kimseye zararı olmazdı bu durumun, herkes mutluydu. evde oturabilen bir adam değildi. tutmayı denedik ama o zaman çocuklara bağırıyor, annemle tartışıyordu. kahvede rahatsa oraya gitsin diye düşünüyordum, nasılsa gece gelecek.

    aslında işime geliyordu. babam evdeyken bilgisayar açamam ben. sürekli gelip "ne bunlar?" demesinden korkarım. ondan gizleyeceğim bir şey yok. annem popmundo karakterimden sözlük nickime kadar her şeyi bilir. özel olması gerekeni zaten gizli tutarım. ama babamdan ayrı bir korkuyorum. korku da değil... kaldırsın atsın bilgisayarı, tokat atsın, küfretsin. "allah senin belanı versin" der susarım, oturup ağlayacak değilim. ama ne bileyim. babanın baba olduğunu bununla fark ettim. çok yanlışı oldu. dışardan süper aile gibiydik ama çok borcumuz vardı, hala da var. hele sülaledekiler de dindar olunca, "faiz yediriyosun domuzlara" laflarıyla hepten çekilmez oldu babayla yaşam. o bize bu borç harç içinde her istediğimizi alırdı. arkadaşım üniversiteyi kazandığında araba alacak babası. ben ps3 istediğim için çocuk oldum. akrabalarımız yediğimiz lokmaları sayardı. babam eve fazla gelmediği içni bütün lafları annem yerdi. o bize para vererek mutlu ettiğini sanıyordu ama yok; herkesin gözü üzerimizdeydi. yine de büyük adamdır babam. holding kadar borcu varken ailesini çatır çatır ayakta tutan, zibidi oğlunun sözlükte 13 bin entry girmesine olanak veren yine o babadır aylık 2-3 bin lira geliriyle. bir eşi, üç de çocuğu var. böyleydi işte.

    ona karşı ne hissettiğimi asla bilemedim. en son... izostar mıydı neydi, enerji içeceği vardı ya. halısaha maçlarına gidiyordum babamla, 7-8 yaşlarındaydım. çorluspor başkanı görmüştü beni, "takıma girmek ister misin?" demişti de "hayır ben basketbolcu olacağım" demiştim, kafama sıçayım. gitsem yine alır adam ama ne bileyim, bu saatten sonra futbolculuğumuz mu kaldı, veletmişiz o zaman, çatır çatır oynuyormuşuz. üstelik o gün sadece izliyordum. evet, babama karşı hislerim kendime geldiğim 11-12 yaşlarında oluştu. acı... ama ondan bütün hücrelerimle nefret ediyordum. öyle "hayat choq kotüü" triplerine giren mallardan olmadım hiçbir zaman. çünkü entryde bahsedilmeyecek sıkıntılarımız olmuştu, onlarla büyüdüm. sik kadar aklımla bile ilerde işime yarayacağını, bana deneyim kazandıracağını düşündüm. iyi ki de düşünmüşüm. diğer türlü hayatım rezil olacaktı, böyle 2 şey elde etmiş oldum. işte böyleydi. 12 yaşında bile babamla kavga ediyordum. beni hiçbir zaman sevdiğine inanmadım ben onun, hala da inanmıyorum. bana hiçbir zaman güvenmedi, yaptığım hiçbir işi beğenmedi. insanların içinde övmeyi denedi ama onu bile yapamadı. çok fazla arkadaşı var. benim yaşıtım birsürü de kızları var tabi onların. tanıştırırdı bizi. "kafala sen bu kızı, çok iyi bi kız" der gülerdi. 15 yaşındayım. bugün yine yaptı bunu. ve ben kendimi gerizekalı gibi hissediyorum. 6 ay önce ayrıldığım sevgilimi annemden öğrenince "bak sen benim fırıldağa" dedi. beni bu kadar aciz mi görüyor bu adam? anlam veremiyorum. çocukluğumda eziklik travması fazlasıyla geçirdim ama şu an götü boklulardan, götü siklilerden çok daha iyi durumda olduğumu, normal, sımsıkı taş gibi bir adam olduğumu biliyorum. büyüdüm çünkü, beynim var çok şükür. küçükken yoktu.

    sonra, lisede de bitmedi bu olay. yabancı dil seçtiğimde hayatında ikinci kez terlik fırlattı bana. kamyon tekerleği gibi ama. suratıma. "6 ay dışarda yaşa zaten tercüman olursun, bi bok olacağın yok senin" dedi. anlatmayı denedim, ısrarla aksini söylüyordu o. avukat, doktor, mühendis olmamı isteyen babalardan da değildi ama dilden bir halt olamayacağımı iddia ediyordu. bir tek yabancı kelime kullandığımı görmemiş. ne konuşsaydım be baba? ne diyeyim yani bir kişinin dil bilmediği evde ben? o kadar yalvardım, bir kere dayım olsun, akrabalar olsun, gönderdiniz mi yurtdışına, o kadar insan vardı gidilecek? biriniz de dediniz mi "dile meraklı bu adam gitsin geliştirsin" diye? bir saat özel yabancı dil dersi mi aldım ben? başında oturuyorum diye ağzıma sıçtığınız internetle 4 dil öğrendim ben. süper insanlarla tanıştım, her türlü geliştirdim kendimi. sözlüğe daldım, sözlükteki bokları gördüm, yetişkinlerin hayatını da gördüm. içlerinde kaybolmayacak kadar akıllıyım. ama gözünde hala beceriksiz ve aptal bir çocuğum sanırım. kendimi nasıl ispatlayabilirim, gerçekten bilmiyorum. "dilcisin sen bi bok olmazsın" dedin derece yaptık. "asosyal oldun öküz" dedin organizasyonlar düzenledik, gezilere gittik. tek kuruş para vermedin çıkarıp. 5 lirasız sokakta ne yapsın oğlun? kiminle ne bok yesin ya da? "spor yapmıyosun dana" dedin, tenisçi olduk. kulübe göndermedin. fazla sokaklarda gezinince "sokak iti oldun, otur evde" dedin. oturduk, bilgisayar manyağı olduk. asosyal, hadi dön yine başa... hepsini geçtim, rapçileri savundun bana. nasılsa hayatın içinden, herkes rapçi ya. "niye öyle diyon, normal iyi çocuklar?" dedin. ben rammstein dinleyince "tekno müzik dinleyen asosyal hayvan" oldum. o adamlar bozuktur senin gözünde belki. ama ben de bozuğum demek ki. büyüdü oğlun. eşinle sen, ona vermeniz gerekenlerin hepsini verdiniz. ama yolunu o seçmek zorunda, siz doğrusunu söyleyecek bile olsanız. kendisi bir şeyler yapmak zorunda. ama hiçbir zaman güvenmedin sen o "asosyal dana"na. annesini üzdün, kendisini üzdün. hep kırdın güvenini. ama asla. bir gün karşına dikilip "aha da geldim hacı, öpiyim" diyecek oğlun. nefret etse de. ölmediğin/ölmediği sürece burada.

    sonra...

    gitti babam. başka bir şehirde çalışmaya başladı. annem, kardeşlerim ve ben burada kaldık. misafir geldiğinde hoşgeldiniz deyip odama çekilirdim ben. babam yoktu. evin erkeği olarak ben konuşmalıydım onlarla. o bile iğrenç gelirdi bana, yapmacık tavırlar, komik muhabbetler... katlandım. kardeşimin dişini ben çektim. annem hastaydı, ben ilgilendim. borular patladı evi su bastı, levyeyi tornavidayı kapıp borulara ben koştum. ama hiçbir zaman güvenemedim kendime. "bir şey eksikti, belki hiç su basmayabilirdi evi" dedim. çünkü güvenmiyordum asosyal danaya. bir şeyi beceremez o. hele ki evin babası olarak...

    geri döndüğünde bir şey fark ettim, zerre soğumamıştım adamdan. saygı duyuyordum. terslemiyordum. güzel güzel konuşup anlaşıyorduk. hatta artistik bile yapıyordum, ses etmiyordu. sonra bir gün kredi kartını istedim. ne yapacağımı sordu. konsere gideceğimi söyledim. arkadaşlarımla. bilet almam gerektiğini, kredi kartını vermezse istanbul'a gitmem gerekeceğini söyledim. "aldım ben" dedi ve sustu. gittik. şimdi de rammstein konseri için kart kovalıyorum. ve babam hayatında ilk defa bu kadar incelediği adamların konserine gitmeme izin verecek. ben ondan para istedim aslında. 20'likler vardı birsürü. "iki üç tane versene baba, konsere gitçem ehihi" dedim. "konser zamanı söyle alırım ben bileti, şey etme onu" dedi. bu adamdan bu lafı duydum ya... cidden bi' farklı lan hayat artık.

    o değil de, baba babadır. onu gördüm. ondan bir parçasın, ne kadar iğrenç olsa bile bir şekilde karşılıklı anlaşabildikten sonra her şeyi çözebiliyorsun.

    onu seviyor muyum? bazı konularda nefret ediyorum, bazılarında minnettarım. bayramlarda arayıp, yanına gidip elini öpeceğim bir adam. ama her zaman agresif ve ters. ve ne olursa olsun, ben babamla asla bir baba-oğul ilişkisini tadamadım. onun boğazına sarılıp "hihohoa tey tey naber lan!" diyemedim. 15-16 yaşına geldim. arkadaşlarım bazen anlatıyorlar. "geçen x'le basket oynuyoduk babam da vardı süperdi lan" diye falan. düşünüyorum. bunlarınki farklı mı?

    benim babam öyle değildi. ama "baba". yazmamın lüzumu yoktu. anlatılacak somut bir şey yok. baba, baba.
    benim babam, montumu alırken bile sormadı bana. montla sıçışın hikayesiydi benimkisi, montla sıçtım ben.
    6 ...
  36. 316.
  37. kimi zaman sıkıntı kimi zaman moral verir size.

    kimi zaman nefret edersiniz kimi zaman seversiniz. anne gibi sevilmez sanki haksızlık mı yapılır hep düşünmüşümdür.

    değeri yitirildiğinde anlaşılır. hep ölenin ardında olduğu gibi.
    3 ...
  38. 315.
  39. 314.
  40. gün gelir en önemlisidir insan hayatının, gün gelir en büyük hayal kırıklığı olur
    4 ...
  41. 313.
  42. aklıma her geldiğinde aklımı alan. özlediğim ,yalnızlığımın alanı bilmemkaç metrekare ardından.
    1 ...
  43. 312.
© 2026 uludağ sözlük