baba

entry1789 galeri ses1
    317.
  1. baba olduğu için "baba" olduğunun bilincine varılması gereken insan.

    kendimi bildim bileli nefret ettim babamdan. içkisi mi vardı? ağzına sürmezdi. kumar? hayır, cebinde kalan birkaç lirayla iddaa oynuyordu, onun haricinde zaten cüzdanında en az 10 lira bulunurdu. evden 2 lira alıp sokağa çıkan birisi değildi. çalışkan mıydı? dana gibi yatardı işi rahat olduğundan. ama kazancı iyiydi. çevresi? babam gibi insanlardı, kahveleri vardı bi' tane, orada otururlardı. annem şikayetçiydi ama kimseye zararı olmazdı bu durumun, herkes mutluydu. evde oturabilen bir adam değildi. tutmayı denedik ama o zaman çocuklara bağırıyor, annemle tartışıyordu. kahvede rahatsa oraya gitsin diye düşünüyordum, nasılsa gece gelecek.

    aslında işime geliyordu. babam evdeyken bilgisayar açamam ben. sürekli gelip "ne bunlar?" demesinden korkarım. ondan gizleyeceğim bir şey yok. annem popmundo karakterimden sözlük nickime kadar her şeyi bilir. özel olması gerekeni zaten gizli tutarım. ama babamdan ayrı bir korkuyorum. korku da değil... kaldırsın atsın bilgisayarı, tokat atsın, küfretsin. "allah senin belanı versin" der susarım, oturup ağlayacak değilim. ama ne bileyim. babanın baba olduğunu bununla fark ettim. çok yanlışı oldu. dışardan süper aile gibiydik ama çok borcumuz vardı, hala da var. hele sülaledekiler de dindar olunca, "faiz yediriyosun domuzlara" laflarıyla hepten çekilmez oldu babayla yaşam. o bize bu borç harç içinde her istediğimizi alırdı. arkadaşım üniversiteyi kazandığında araba alacak babası. ben ps3 istediğim için çocuk oldum. akrabalarımız yediğimiz lokmaları sayardı. babam eve fazla gelmediği içni bütün lafları annem yerdi. o bize para vererek mutlu ettiğini sanıyordu ama yok; herkesin gözü üzerimizdeydi. yine de büyük adamdır babam. holding kadar borcu varken ailesini çatır çatır ayakta tutan, zibidi oğlunun sözlükte 13 bin entry girmesine olanak veren yine o babadır aylık 2-3 bin lira geliriyle. bir eşi, üç de çocuğu var. böyleydi işte.

    ona karşı ne hissettiğimi asla bilemedim. en son... izostar mıydı neydi, enerji içeceği vardı ya. halısaha maçlarına gidiyordum babamla, 7-8 yaşlarındaydım. çorluspor başkanı görmüştü beni, "takıma girmek ister misin?" demişti de "hayır ben basketbolcu olacağım" demiştim, kafama sıçayım. gitsem yine alır adam ama ne bileyim, bu saatten sonra futbolculuğumuz mu kaldı, veletmişiz o zaman, çatır çatır oynuyormuşuz. üstelik o gün sadece izliyordum. evet, babama karşı hislerim kendime geldiğim 11-12 yaşlarında oluştu. acı... ama ondan bütün hücrelerimle nefret ediyordum. öyle "hayat choq kotüü" triplerine giren mallardan olmadım hiçbir zaman. çünkü entryde bahsedilmeyecek sıkıntılarımız olmuştu, onlarla büyüdüm. sik kadar aklımla bile ilerde işime yarayacağını, bana deneyim kazandıracağını düşündüm. iyi ki de düşünmüşüm. diğer türlü hayatım rezil olacaktı, böyle 2 şey elde etmiş oldum. işte böyleydi. 12 yaşında bile babamla kavga ediyordum. beni hiçbir zaman sevdiğine inanmadım ben onun, hala da inanmıyorum. bana hiçbir zaman güvenmedi, yaptığım hiçbir işi beğenmedi. insanların içinde övmeyi denedi ama onu bile yapamadı. çok fazla arkadaşı var. benim yaşıtım birsürü de kızları var tabi onların. tanıştırırdı bizi. "kafala sen bu kızı, çok iyi bi kız" der gülerdi. 15 yaşındayım. bugün yine yaptı bunu. ve ben kendimi gerizekalı gibi hissediyorum. 6 ay önce ayrıldığım sevgilimi annemden öğrenince "bak sen benim fırıldağa" dedi. beni bu kadar aciz mi görüyor bu adam? anlam veremiyorum. çocukluğumda eziklik travması fazlasıyla geçirdim ama şu an götü boklulardan, götü siklilerden çok daha iyi durumda olduğumu, normal, sımsıkı taş gibi bir adam olduğumu biliyorum. büyüdüm çünkü, beynim var çok şükür. küçükken yoktu.

    sonra, lisede de bitmedi bu olay. yabancı dil seçtiğimde hayatında ikinci kez terlik fırlattı bana. kamyon tekerleği gibi ama. suratıma. "6 ay dışarda yaşa zaten tercüman olursun, bi bok olacağın yok senin" dedi. anlatmayı denedim, ısrarla aksini söylüyordu o. avukat, doktor, mühendis olmamı isteyen babalardan da değildi ama dilden bir halt olamayacağımı iddia ediyordu. bir tek yabancı kelime kullandığımı görmemiş. ne konuşsaydım be baba? ne diyeyim yani bir kişinin dil bilmediği evde ben? o kadar yalvardım, bir kere dayım olsun, akrabalar olsun, gönderdiniz mi yurtdışına, o kadar insan vardı gidilecek? biriniz de dediniz mi "dile meraklı bu adam gitsin geliştirsin" diye? bir saat özel yabancı dil dersi mi aldım ben? başında oturuyorum diye ağzıma sıçtığınız internetle 4 dil öğrendim ben. süper insanlarla tanıştım, her türlü geliştirdim kendimi. sözlüğe daldım, sözlükteki bokları gördüm, yetişkinlerin hayatını da gördüm. içlerinde kaybolmayacak kadar akıllıyım. ama gözünde hala beceriksiz ve aptal bir çocuğum sanırım. kendimi nasıl ispatlayabilirim, gerçekten bilmiyorum. "dilcisin sen bi bok olmazsın" dedin derece yaptık. "asosyal oldun öküz" dedin organizasyonlar düzenledik, gezilere gittik. tek kuruş para vermedin çıkarıp. 5 lirasız sokakta ne yapsın oğlun? kiminle ne bok yesin ya da? "spor yapmıyosun dana" dedin, tenisçi olduk. kulübe göndermedin. fazla sokaklarda gezinince "sokak iti oldun, otur evde" dedin. oturduk, bilgisayar manyağı olduk. asosyal, hadi dön yine başa... hepsini geçtim, rapçileri savundun bana. nasılsa hayatın içinden, herkes rapçi ya. "niye öyle diyon, normal iyi çocuklar?" dedin. ben rammstein dinleyince "tekno müzik dinleyen asosyal hayvan" oldum. o adamlar bozuktur senin gözünde belki. ama ben de bozuğum demek ki. büyüdü oğlun. eşinle sen, ona vermeniz gerekenlerin hepsini verdiniz. ama yolunu o seçmek zorunda, siz doğrusunu söyleyecek bile olsanız. kendisi bir şeyler yapmak zorunda. ama hiçbir zaman güvenmedin sen o "asosyal dana"na. annesini üzdün, kendisini üzdün. hep kırdın güvenini. ama asla. bir gün karşına dikilip "aha da geldim hacı, öpiyim" diyecek oğlun. nefret etse de. ölmediğin/ölmediği sürece burada.

    sonra...

    gitti babam. başka bir şehirde çalışmaya başladı. annem, kardeşlerim ve ben burada kaldık. misafir geldiğinde hoşgeldiniz deyip odama çekilirdim ben. babam yoktu. evin erkeği olarak ben konuşmalıydım onlarla. o bile iğrenç gelirdi bana, yapmacık tavırlar, komik muhabbetler... katlandım. kardeşimin dişini ben çektim. annem hastaydı, ben ilgilendim. borular patladı evi su bastı, levyeyi tornavidayı kapıp borulara ben koştum. ama hiçbir zaman güvenemedim kendime. "bir şey eksikti, belki hiç su basmayabilirdi evi" dedim. çünkü güvenmiyordum asosyal danaya. bir şeyi beceremez o. hele ki evin babası olarak...

    geri döndüğünde bir şey fark ettim, zerre soğumamıştım adamdan. saygı duyuyordum. terslemiyordum. güzel güzel konuşup anlaşıyorduk. hatta artistik bile yapıyordum, ses etmiyordu. sonra bir gün kredi kartını istedim. ne yapacağımı sordu. konsere gideceğimi söyledim. arkadaşlarımla. bilet almam gerektiğini, kredi kartını vermezse istanbul'a gitmem gerekeceğini söyledim. "aldım ben" dedi ve sustu. gittik. şimdi de rammstein konseri için kart kovalıyorum. ve babam hayatında ilk defa bu kadar incelediği adamların konserine gitmeme izin verecek. ben ondan para istedim aslında. 20'likler vardı birsürü. "iki üç tane versene baba, konsere gitçem ehihi" dedim. "konser zamanı söyle alırım ben bileti, şey etme onu" dedi. bu adamdan bu lafı duydum ya... cidden bi' farklı lan hayat artık.

    o değil de, baba babadır. onu gördüm. ondan bir parçasın, ne kadar iğrenç olsa bile bir şekilde karşılıklı anlaşabildikten sonra her şeyi çözebiliyorsun.

    onu seviyor muyum? bazı konularda nefret ediyorum, bazılarında minnettarım. bayramlarda arayıp, yanına gidip elini öpeceğim bir adam. ama her zaman agresif ve ters. ve ne olursa olsun, ben babamla asla bir baba-oğul ilişkisini tadamadım. onun boğazına sarılıp "hihohoa tey tey naber lan!" diyemedim. 15-16 yaşına geldim. arkadaşlarım bazen anlatıyorlar. "geçen x'le basket oynuyoduk babam da vardı süperdi lan" diye falan. düşünüyorum. bunlarınki farklı mı?

    benim babam öyle değildi. ama "baba". yazmamın lüzumu yoktu. anlatılacak somut bir şey yok. baba, baba.
    benim babam, montumu alırken bile sormadı bana. montla sıçışın hikayesiydi benimkisi, montla sıçtım ben.
    6 ...