aşk

entry15877 galeri793
    1948.
  1. sevilen kişinin gözlerini yeme isteğidir.
    2 ...
  2. 1947.
  3. yasanması en güzel hayat oyunu...
    1 ...
  4. 1946.
  5. alıp götürendir. uykusuzluk yapıp bolca entry girmeye sebep olur. özletir. elin telefona gider bir kaç saniye sesini duyayım diye ama kıyamazsın uyandırmaya. araya yollarda girsede her gün daha da artan duygudur karşıdakine hissedilen. yaşatır, umutlandırır. gece vakti çöken hüznü bir nebzede olsa alır götürür, gülümsetir. bazen öldürür, hemde yaşarken.

    edit: *
    2 ...
  6. 1945.
  7. 1944.
  8. 1943.
  9. ömür boyunca insanın elinde patlayan duygu yoğunluğu.
    **
    4 ...
  10. 1942.
  11. ömür boyunca bir kez yaşanma ihtimali olan duygu patlaması. sizin aşk diye nitelendirdiğiniz şey ne lan.
    1 ...
  12. 1941.
  13. mad men' deki esas oğlana göre;

    aşk benim gibi adamlar (reklamcılar) tarafından naylon çorap satmak için icat edilmiştir.
    1 ...
  14. 1940.
  15. insana tükürdüğünü yalatan , gururunu hiçe saydırandır. Herşeye rağmen daima fedakarlıklara değendir aşk. Kazanan taraftır.
    1 ...
  16. 1939.
  17. aşk insanın kendini salak gibi hissetmesinden zevk almasıdır, aşk aptallıktır ama güzel bir aptallık.
    2 ...
  18. 1938.
  19. arayınca bulunamayan bulununca korunamayan, tek yanlısın tum dogruları goturdugu, ne yalan ne de gercek olandır.
    2 ...
  20. 1937.
  21. "tüm raslantıları reddedip bir mucizeyi anlamaktır."
    2 ...
  22. 1936.
  23. sanıldığı kadar güçlü olmayan, unutulabilen.
    3 ...
  24. 1935.
  25. 1934.
  26. ''iki yalnızın, yalnızlıklarını paylaştıkları ortak yalnızlıktır.'' der yazar..
    4 ...
  27. 1933.
  28. aşk beklentilerin ötesinde, kimsenin erişmek istemediği gözümüzde her zaman yücelttiğimiz yerde...

    insan hayatı boyunca birilerini sevip dururken acaba aşık oldum mu diye sorarsa kendine cevabı ne olmalıdır...

    ...aşk ruhuyla sevmektir , birken iki olmaktır aşk ...

    herkes sevmiş sevilmişken, herkes bir zamanlar acı çekip mutlu olmuşken, herkes yıkılmışken bir sevgi için ve hayatındaki herşeyden vazgeçmişken acaba bunlar aşkmıdır diye sormaktır kendine bazen aşkı aramak...

    ufacık bir sevgi kırıntısı bile insanı bukadar acıtıyorken, aşkın içine insan kendini cesaretle atabilir mi? aşkı arayabilir mi? yüreği dayanır mı? gözlerinden kan akar mı?

    Aşk ,aşk, aşk bir ütopyamısın sen?

    Biliyorum öylesin aşk, o en masum halinle ve henüz yaşanmamışken güzelsin...
    1 ...
  29. 1932.
  30. Sen varken kötü diye bir şey bilmiyorduk
    Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu
    Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
    Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
    Nicedir bir pencereden deniz güzel değil
    Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.

    (bkz: Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar).
    *
    1 ...
  31. 1931.
  32. günümüz dünyasında tüm yüzeyselliğiyle yaşanan kavramdır.
    2 ...
  33. 1930.
  34. ten sevdasından çok uzakta olan kavramdır.
    1 ...
  35. 1929.
  36. bugüne dek duyduğum en güzel tanımını yeditepe istanbul'da remzi rolüyle izlediğimiz güven kıraç yapmıştır..

    ''aşk neye benzer biliyo musun?? lunaparktaki tahta ata.. hani jetonla çalışan.. binersin atın üstüne; bi ileri bi geri, bi ileri bi geri, sen gidiyosun zannedersin ama at olduğu yerdedir.. jeton biter, rüya da öyle..''
    4 ...
  37. 1928.
  38. tum zamani onu gordugunde soyleyeceklerini dusunerek gecirdikten sonra, gordugunde dilin tutulmasi.
    2 ...
  39. 1927.
  40. montaigne aşkın tarifini arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey
    değildir, gibi veriyor.
    venüs'ün bize verdiği şey sonunda bir
    boşalma hazzı değil mi? tıpkı doğanın başka taraflarımızın
    boşalmasına kattığı haz gibi. bu haz ölçüsüzlük yahut hayasızlık
    yüzünden kötülük haline geliyor. sokrates'e göre aşk, güzelliğin
    aracılığıyla çoğalma arzusudur. ama nedir, bu hazzın insana verdiği o
    acayip gıdıklama, zenon'u, kratippos'u düşürdüğü o delice, budalaca,
    saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz azgınlık, aşkın en tatlı
    anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden
    kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip
    kendinden geçme? hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş
    dolaş edip hep bir yere koymuşlar? ne diye insan hazzın son
    kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? bunlara
    bakınca, platon'un dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak
    diye yarattıklarına inanasım geliyor. insanların bu en bulanık, en
    karışık işinin en ortak işleri olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum.
    böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri, insanlarla hayvanları
    birleştirmek istemiş. insanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir
    düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık oluverir. tavus
    kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır.

    oyun arasında ciddi düşüncelere yer vermeyenler, bir aziz heykelinin
    karşısında, önü açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir. biz de
    pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama bunlar ruhumuzun göreceği
    işlere engel olmaz, bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz.
    işte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri, platon'un bütün felsefesini
    ve ilahiyatını emri altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve seve,
    insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır. başka her yerde az çok nazik
    olabilirsiniz; başka her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu
    işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli düşünülemez bile. bir arayın
    da bulun bakalım bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasıl yapılabilir?
    büyük iskender, herkes gibi bir ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de
    uyumada anladığını söylermiş. uyku ruhun kötü güçlerini sarıp
    yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp darmadağın eder. onu sadece
    mayamızdaki bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın bir
    belirtisi sayabiliriz kuşkusuz.

    doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer, gördüğü işlerin en
    soylusunu, en yararlısını, en güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da
    bizi bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye utanır kaçarız,
    perhizi sevap sayarız. bizi yaratan işi hayvanlık saymaktan daha
    büyük hayvanlık mı olur? türlü ulusların dinlerinde vardıkları,
    kurban, mum yakma, oruç, adak gibi ortak taraflardan biri de cinsel
    arzunun kötülenmesidir. onun bir cezalanması demek olan sünnet bir
    yana, bütün kanılar bu konuda birleşir. hoş, bir bakıma insan denilen
    bu budala varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan
    taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz ya... insanın
    doğuşunu görmekten herkes kaçar, ama ölümünü görmeye hep koşa
    koşa gideriz. insanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar
    ararız, ama onu yaratmak için karanlık köşelere gizleniriz. insanı
    yaparken gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini bilmekse birçok
    erdemleri içine alan bir şereftir. biri günah, öteki sevaptır. aristoteles
    ülkesinin bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek anlamına
    geldiğini söyler.

    bazı uluslar yemek yerken başlarını bir örtüyle kaparlarmış. bir
    bayan tanırım, hem de en büyüklerden bir bayan, o da aynı kafada:
    çiğnemek hiç güzel bir hareket değilmiş, kadının zerafetine,
    güzelliğine çok zarar verirmiş. bu bayan iştahı olduğu zaman
    herkesten kaçarmış. başka bir adam bilirim ne başkalarını yemek
    yerken görmeye, ne de başkalarının kendini yerken görmesine
    katlanamaz. karnını doldurmak, içini boşaltmaktan çok daha ayıp bir
    iştir. türk padişahının ülkesinde birçok insanlar varmış ki
    başkalarından üstün sayılmak için kendilerini yemek yerken
    göstermezlermiş, haftada bir tek öğün yerlermiş, yüzlerini gözlerini
    param parça ederlermiş, kimselerle de konuşmazlarmış. bu softalar
    demek doğayı bozdukça değerlendireceklerini, yaratılışlarını hor
    görmekle yükseleceklerini, ne kadar kötüleşirlerse, o kadar
    iyileşeceklerini sanıyorlar. şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi
    kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini başının belası sayıyor.
    hayatlarını gizleyen, başkalarının gözüne görünmekten kaçan insanlar
    da var. sağlık, sevinç içinde olmak onlar için en zararlı, en belalı
    hallerdir. değil yalnız birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki
    doğuşlarına lanet eder, ölümlerine şükrederler. güneşe lanet edip
    karanlıklara tapanlar bile var. biz insanlar kendimizi kötülemeye
    gösterdiğimiz zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz. kafamızın, o her şeyi
    bozabilen tehlikeli aletin peşine düştüğü, öldürmeye kastettiği av
    kendi kendimizdir.

    ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar.

    bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler
    uyduruyorsun. az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini
    kötülemeye özeniyorsun. ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya
    çalışıyorsun? içinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! o
    kadar rahat mısın ki rahatının yarısı sana batıyor? doğanın seni
    zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz güçsüz kaldın da mı
    başka işler çıkarıyorsun kendine? sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir
    yerde değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin yaptığın, bir taraflı
    acayip, uygunsuz yasalara uymaya çabala. üstelik bu yasalar ne kadar
    özel, dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların da o ölçüde
    arıtıyor senin. mahalle papazının sana emrettiği gündelik işlere sıkı
    sıkıya bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda değildir. bak,
    bir düşün bunlar üzerinde: bütün yaşamın böyle geçiyor.
    3 ...
  41. 1926.
  42. hem gecici hem de delilik hali olarak tarihe gecmis bir duygudur.
    1 ...
  43. 1925.
  44. ANLATAMIYORUM

    Ağlasam sesimi duyar mısınız,

    Mısralarımda;

    Dokunabilir misiniz,

    Gözyaşlarıma, ellerinizle?



    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

    Bu derde düşmeden önce.



    Bir yer var, biliyorum;

    Her şeyi söylemek mümkün;

    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

    Anlatamıyorum
    1 ...
  45. 1924.
  46. "ah bu çiçekler, bu böcekler ne güzelmiş, gökyüzü ne kadar da maviymiş" durumuna gelmek ki, olumlu düşünmeye sevk eder insanı.
    "neden aramadı, benden vaz mı geçti yoksa? başkasıyla mı acaba? durumuna gelmek ki, bu da felaket senaryoları yazdırarak olumsuz düşünmeye sevk eder insanı... fotoğrafçı tabiriyle, bir filtre takmasıdır insanın düşüncelerine.. toz pembe bir filtre...
    öte yandan sevmek ve sevgi ile sürekli karşılaştırılan, "acaba aynı şey mi, yoksa farklı mı" tartışmalarına yol açan sözcüktür, duygudur,hastalıktır efendim..
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük