sanırım başkasına karşı hisseilebilecek en büyük sevgidir
başkalarını seversiniz ama kim için gecenin bi yarısı uyanıp düşünürsünüz hemde saatlarce... kim için o kadar çok gözyaşı dökersiniz...
geçen bir yazı okudum.bir erkek yazmıştı hemde birisine aşık belli geceleri uyanıp ağlıyor,hiçbirşey yiyemiyor,sadece onu düşünüyormuş... Ve belkide erkekleri ağlatabilen nadir olaylardandır aşk....
don juan de marco filminde çok güzel tabir edilmiştir.
--spoiler--
Hayatımız boyunca cevabını aradığımız 4 soru vardır:
-gizem nedir?
-içimizdeki ruh nedir?
-ne için yaşıyoruz?
-ne için öleceğiz?
hepsinin de cevabı aynıdır: ask.
--spoiler--
bazen çözülmeyen bir bulmacadır. cözemedikce ugrasır ugrastıkca derine iner sıyırmak üzereyken bulabilirsiniz kendinizi. elinizden kayıp gidecegine inandigınz su damlasıdır bazen. terazinin bir kefesinde yalnızca o olup diger kefesine butun hayatınızı ve sevdiklerinizide koysanız da yine de onun ağır basmasıdır.
Yaklaşık 1 hafta sürer(Bu kadar açık konuşuyorum). Yerini duruma göre sevgiye, saplantıya ya da nefrete bırakır, çeker gider. O muhteşem haftanın sonucunda yerini neye bıraktığını anlamak için testlerimiz de vardır. Görelim;
"iyi ki aşık oldum lan, hayat ne güzel" diyor iseniz bu sevgidir. En güzelidir, Yaşanasıdır...
"Ne boktan bir durumdayım. Ne biçim birşeymiş bu duygu.. Kahretsin aklımdan bir an bile çıkaramıyorum. Kendimi arabeske vurdum hayır hayır hayır artık olmaz, bundan böyle yerin dolmaz, seni çaldığın kalbime gömüyorum!" diyor iseniz bu saplantıdır. Aşk saplantıya dönüşmüştür. Hele ki aşık olmamanız gereken biri ise durum daha kötü olur. insan her zaman ulaşılmazı ister. Fakat kendinize gelin! Bu iş olmaz, anlayın artık bunu!.
Aşık olduğunuz kişinin istemeyerek de olsa hep kötü yanları aklınıza geliyor ise bu nefrete dönüşmüştür. Yalnız bu durumda dikkatli olmakta fayda var. O kişiye yeniden aşık olabilirsiniz. Hatta bu durum defalarca tekrarlanabilir. Yine de saplantıdan daha iyidir.
bir kesim düşünce yapısına göre de aşık olurken, eşini bulurken... herkes kendinde olmayanı arar, kendini tamamlayana aşık olur zaten derler...
iyi güzel de;
bu teoriye "biz ayrı dünyaların insanıyız" seçeneğini nasıl yedireceğiz peki?
iki türlüsü de "en iyisi" olamıyor sanki. her iki taraf kafa dengi ve ortak tarza sahip olsa ve o insanlar kişisel olarak ne kadar genişlerse o kadar geniş bir ilişki olacak gibi. ama yine karşıdan "yeni" birşey gelmemiş oluyor gibi. yani cinsellik ve sevgi dışında.
her iki taraf farklı dünyalardan, ayrı telden çalanlardan olsa bu sefer de sırf aşk ve cinsellik uğruna belki de normalde sevmediğin, desteklemediğin şeyleri deneyimlemek zorunda kalacaksın. ama bunun yanında bir sürü sana "yeni" gelecek şeyleri deneyimleme şansı olacak. ilk cümledeki tamamlama gerçekleşmiş olacak.
zor iş bunlar zor. aşkın en güzel zamanları eski çağlarda, mağara dönemlerinde gerçekleşmiş bence. kafanın en rahat ve en net olduğu zamanlar. ki felsefe desen onun da kralı var. mağaralara o kadar yakınsın ki... bizzat içindesin zaten... al sana mis gibi platonun mağara alegorisi...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
kafa karışıklığıdır.
hiç aklınızdan çıkaramadığınız (belki de çıkartmak istemediğiniz) bir şeydir.
bazen acı çektirir, ama çektirdiği acı dünyaın en tatlı acısıdır.
bazen de güldürür ve o gülümseme de belki de dünyadaki en temiz, en içten gülümsemedir.
etkileşimin verdiği çekimle,karakterlerin güzelliğin çekimiyle oluşan hislerin zamanla aşka dönüşüp tehlikeli bir hal almasından sonra durgunlaşıp yavaşlayıp tehlikenin aza inmesinden sonra sevgiye dönüşebilen duygudur. aşk tehlikelidir,huzursuzluktur,aşk ulaşılamadığında daha aşk olur imkansızlaştığında aşk olur,kişinin karşı tarafı ilah gibi görmesi sebebiyle. aşk tutkudur. fakat uzun sürmez,bir süre sonra durgunlaşır eğer dönüşebilirse sevgiye dönüşür,yada kıskançlık ve aşkın tehlikeleri dolayısıyla biter.
"Aşk ancak yatakta tedavi edilebilen bir hastalıktır." demiş öğrenci..
"Kimsenin tedavi olmak istemediği bir şey nasıl hastalık olur?" demiş doktor,
"Aşk olsa olsa sanattır." demiş ressam...
"Bu nasıl sanat ki, izleyicisi yok...sadece iki kişilik" demiş aktör,
"Aşk olsa olsa bilimdir..."
"Böyle bilim mi olur?" demiş profesör,
"En başarısız öğrencim bile başarıyor da ben sınıfta kalmışım!"
"Aşk uğrunda mücadele ister." demiş işçi, "Aşk emek vermektir..."
"Nasıl emekse bu..bizim patron bile onun tarafını tutuyor!" demiş mühendis,
"Aşk olsa olsa karşılıksız vermektir..."
"Bence biri, bir başkasına bir şey veriyorsa rüşvet de olabilir." demiş savcı...
"Bir dakika!" diye atılmış avukat,
"iki taraf da razı ise bu bir sözleşme sayılır.."
Tartışma böyle uzayıp gitmiş...
aşk tarihsizliktir. yani maşukla hiçbir tarihinin hiçbir iyi ya da kötü birşeyinin olmadığı zamanki duygudur. onu uzaktan seyrederken her detayına kadar onu gözlemlerken hissettiğin şeydir aşk. o kadar uzaktan bir kamera gibi gözlerini kullanıp onu zoomlayarak slow motiondan izleyebilme yeteneğidir aşk. onun bütün davranışlarından uzaktan uzağa mest olduğun zamanlardır aşk.
ama tanıdığın zaman aşk biter, birikim başlar. iyi ya da kötü sürekli birşeyleri birktirirsin ve kötü bir zamanda kötüler yığılır insanın kafasına. kırarsınız birbirinizi, önce birer ikişer sonra üçer beşer, ardından onar onar. ve katlanamaz olursun o uzaktan uzağa içinin gittiği maşuğuna. aşk uzakta uzağadır; daha doğrusu tarihsizliktir.
insanın kendini unutturan bir kavram. kim olduğunu ne olduğunu nasıl yaşadığını herşeyi unutturan bir kavram. sevgiliye yetebilme çabası halindeyken asıl yardıma kendinin ihtiyacı olduğunu gözardı edebilecegi, fedakarlığın tepene kadar çıkması (her iki taraf için) ve bunlar karşısında pembe panjurlu evlerinde mutlu mesut küçücük bir alanda insanın içini çocuklugunda annesinden istedigi sütlü kahve gibi ısıtan bir başka duygudur. ne tadından vazgeçilir nede acısından .ne yana baksan bomboş heryan o olmayınca . hayatından çekip gitse bir bakarsın hayatın onla doluymuş her ne olursa olsun her yanın onla sarılmış . çekişmelerin, kavgaların, kırıcı sözlerin bile ardından bekleyiş günleri çok güzelmiş onsuz kalmaktan mağde bunları çekmekte güzel geliverir insana belli bir zamandan sonra. hat safhada canın sıkkın olduğu zaman sinirini çıkarabileceğin yegane en yakın insandır aşık olunan kişi. paramparça olsada sineye çeker. herkesle edilen güzel sohbetler bir yana onun cümlelerini kimse gideremez onsuzken. tek bir şey kelimesi bile yetiverir , ta uzaktan bir kez araması, sesini duymak ne güzel olur sevgilinin derin bir hasretin sonunda. ne güzeldir onun gözlerinin içine çekinmeden utanmadan sıkılmadan bakmak derin derin... el ele tutuşmak izbe bir sokakta yürürken el ele. sanki parisin sokakları gibi romantik gelir insana . romantiklik hiç bu kadar sıcak olurmu ki aşık olmadan başka kimle hissedilir bu duygular, başka kimle?
aşk güzeldir yaşamasını bilene , cebinde para olmasada karşısındakini mutlu edebilene, derdinden başını kaldırmasada merak edip halini hatrını sorana, bir bankın üzerinde bir simiti paylaşırken bile onu en lüks restorana götürmüş gibi gururla yanında taşıyana... bu insanlara aşk güzeldir. sevgi güzeldir. özü güzeldir o insanların...