Son derece masum görünür. Fakat her defasında masumluğuna aldanılır, masum olduğu inandırılır. insana yapmayacağı şeyler yaptırır. Vermeyeceği sözler verdirir.
içip sarhoş olan bir kişi düz çizgide yürüyemez ama aşk sarhoşu olan bir kişi önündeki çizgiyi göremez. insanı körleştirir. Gerçekleri göremez hale getirir.
Aşık olduğu objenin kendisine değil, belirli bir özelliğine aşık olur.(güzellik, güç, vs). Sadece olumlu özelliklerini görür. Olumsuz özelliklerini göz ardı eder. Dedim ya kördür artık o..
Sensin sebep böylesine içimi acıtan,
Sensin bırakıp giden beni sonsuz karanlıklara,
Sensin aşkınla yakıp kavuran,
Alev alev yanan bir kül parçasının yansımasında,
Yalnızlığın dondurucu soğuğunda sürükleyen beni
O tutku dolu günlerin kavurucu sıcağına;
Yine sensin suskunluğunla,
Bitip tükenmeyen özleminle,
Geçmişin kırıntılarında
Sanki yanımdaymışsın gibi
Bana gülümseyen
Tıpkı minik bir çocuğun
Gamzesindeki o tatlı tebessüm gibi;
Belki de hem hüzünlü, hem de mutlu
Bir adamın sessizliğinde gizemli
Adı aşk kokan renkli mevsim çiçekleri gibi;
aşk mutlu etmek ve mutlu olmaktır. normalde yapmayacağın, yapamayacağın şeylere cesaret etmektir.
aşk ömrün boyunca hissettiğin, hissedebileceğin en güzel duygudur.
Bir zamanlar, bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış:
Mutluluk, Üzüntü, Bilgi ve tüm diğerleri, Aşk dahil.
Bir gün, adanın batmakta olduğu, duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terk etmek için sandallarını hazırlamışlar.
Aşk, adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş.
Ada neredeyse battığı zaman, Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik, çok büyük bir teknenin içinde, geçmekteymiş.
Aşk, "Zenginlik, beni de yanına alır mısın?" diye sormuş.
Zenginlik, "Hayır, alamam.Teknemde çok fazla altın ve gümüş var, senin için yer yok." demiş.
Aşk, çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir'den yardım istemiş. "Kibir, lütfen bana yardım et!",
Kibir "Sana yardım edemem, Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş.
Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü, seninle geleyim."
Üzüntü "Of, Aşk, o kadar üzgünüm ki, yalnız kalmaya ihtiyacım var."
Mutluluk da Aşk'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk'ın çağrısını duymamış.
Aşk, birden bir ses duymuş. "Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..."
Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki, onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş.
Yeni bir kara parçasına vardıklarında, Aşk'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu fark eden Aşk, Bilgi'ye sormuş:
"Bana yardım eden kimdi?" Bilgi "O, Zaman'dı" diye cevap vermiş.
"Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk.
Bilgi gülümsemiş:
"Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..." ****
sanırım başkasına karşı hisseilebilecek en büyük sevgidir
başkalarını seversiniz ama kim için gecenin bi yarısı uyanıp düşünürsünüz hemde saatlarce... kim için o kadar çok gözyaşı dökersiniz...
geçen bir yazı okudum.bir erkek yazmıştı hemde birisine aşık belli geceleri uyanıp ağlıyor,hiçbirşey yiyemiyor,sadece onu düşünüyormuş... Ve belkide erkekleri ağlatabilen nadir olaylardandır aşk....
don juan de marco filminde çok güzel tabir edilmiştir.
--spoiler--
Hayatımız boyunca cevabını aradığımız 4 soru vardır:
-gizem nedir?
-içimizdeki ruh nedir?
-ne için yaşıyoruz?
-ne için öleceğiz?
hepsinin de cevabı aynıdır: ask.
--spoiler--
bazen çözülmeyen bir bulmacadır. cözemedikce ugrasır ugrastıkca derine iner sıyırmak üzereyken bulabilirsiniz kendinizi. elinizden kayıp gidecegine inandigınz su damlasıdır bazen. terazinin bir kefesinde yalnızca o olup diger kefesine butun hayatınızı ve sevdiklerinizide koysanız da yine de onun ağır basmasıdır.
Yaklaşık 1 hafta sürer(Bu kadar açık konuşuyorum). Yerini duruma göre sevgiye, saplantıya ya da nefrete bırakır, çeker gider. O muhteşem haftanın sonucunda yerini neye bıraktığını anlamak için testlerimiz de vardır. Görelim;
"iyi ki aşık oldum lan, hayat ne güzel" diyor iseniz bu sevgidir. En güzelidir, Yaşanasıdır...
"Ne boktan bir durumdayım. Ne biçim birşeymiş bu duygu.. Kahretsin aklımdan bir an bile çıkaramıyorum. Kendimi arabeske vurdum hayır hayır hayır artık olmaz, bundan böyle yerin dolmaz, seni çaldığın kalbime gömüyorum!" diyor iseniz bu saplantıdır. Aşk saplantıya dönüşmüştür. Hele ki aşık olmamanız gereken biri ise durum daha kötü olur. insan her zaman ulaşılmazı ister. Fakat kendinize gelin! Bu iş olmaz, anlayın artık bunu!.
Aşık olduğunuz kişinin istemeyerek de olsa hep kötü yanları aklınıza geliyor ise bu nefrete dönüşmüştür. Yalnız bu durumda dikkatli olmakta fayda var. O kişiye yeniden aşık olabilirsiniz. Hatta bu durum defalarca tekrarlanabilir. Yine de saplantıdan daha iyidir.
bir kesim düşünce yapısına göre de aşık olurken, eşini bulurken... herkes kendinde olmayanı arar, kendini tamamlayana aşık olur zaten derler...
iyi güzel de;
bu teoriye "biz ayrı dünyaların insanıyız" seçeneğini nasıl yedireceğiz peki?
iki türlüsü de "en iyisi" olamıyor sanki. her iki taraf kafa dengi ve ortak tarza sahip olsa ve o insanlar kişisel olarak ne kadar genişlerse o kadar geniş bir ilişki olacak gibi. ama yine karşıdan "yeni" birşey gelmemiş oluyor gibi. yani cinsellik ve sevgi dışında.
her iki taraf farklı dünyalardan, ayrı telden çalanlardan olsa bu sefer de sırf aşk ve cinsellik uğruna belki de normalde sevmediğin, desteklemediğin şeyleri deneyimlemek zorunda kalacaksın. ama bunun yanında bir sürü sana "yeni" gelecek şeyleri deneyimleme şansı olacak. ilk cümledeki tamamlama gerçekleşmiş olacak.
zor iş bunlar zor. aşkın en güzel zamanları eski çağlarda, mağara dönemlerinde gerçekleşmiş bence. kafanın en rahat ve en net olduğu zamanlar. ki felsefe desen onun da kralı var. mağaralara o kadar yakınsın ki... bizzat içindesin zaten... al sana mis gibi platonun mağara alegorisi...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
kafa karışıklığıdır.
hiç aklınızdan çıkaramadığınız (belki de çıkartmak istemediğiniz) bir şeydir.
bazen acı çektirir, ama çektirdiği acı dünyaın en tatlı acısıdır.
bazen de güldürür ve o gülümseme de belki de dünyadaki en temiz, en içten gülümsemedir.