Zaman,mekan,çevre kavramlarının varlığını yaşayana unutturan,karşındaki için hiç yapmayacağını düşündüğün şeyleri mutlulukla yaptırabilen,ona bakmanın,onun nefes almasının bile içinize enerji dolmasını sağlayan,hayattaki tek yaşam kaynağınızın o olduğunu hissettiren duygular bütünüdür aşk.Aşk onu içinde kendinden daha çok hissetmektir.
aşk; olmayanın acısıdır. karşılıklı aşk yoktur. çektiğin acı kadar aşık olursun. beklemek, acı çekmek, özlemek, her şarkı da onu düşünmek aşktır. (bkz: bana göre)
hani uykunun en tatlı yerinde sizi uyandırmak için acı acı çalar ya telefonun alarmı, 10 dakika ertelemeye alırsınız ya 10 dakika sonra uyanacağınızı bile bile, işte o 10 dakika hiç bitmesin istersiniz ya, 10 dakikaya sığdırılan bir uykudur bazen aşk.
insanların uydurduğu en büyük tarisel yalandır. Her şeyin üstünde ulvi bir duygu olduğu söylenir ama bugüne kadar bir zenginin bir fakire gönül verdiği ancak filmlerde görülmüştür.
yaşadığımız tüketim çağında bir kaç günlük soğuk algınlığıdır. korkmaya gerek yoktur bulaşıcı değildir, başka bir mikrop üreteci görülünce geçer gider.
elif şafak'ın mahrem kitabından; ''bazen biri çıkar karşına.bilirsin ki, onun karşısında zayıfsın.bir hamur parçasısın.alsın seni, dilediğince yoğursun oynasın.''
nesnelerde vücut bulan sanattır ve bu sanatın nesneleşmiş hali. oldukça zor bir tanımlamaya haiz bir duygu. aşk özünde "siniklik"tir. daha doğrusu objenin nesnelere sinmiş hali. "souvenir involontaire"nın sürekli tuzaklar kurduğu duygu. alışkanlıktan ziyade iyiden iyiye takıntı. bir obsesif kompulsif için ciddi anlamda gururdur. zira hafızanın en fazla tuzak kurduğu sürekli aklın zinası yolu ile kendilerine zarar veren bir düşüncedir.
sevilen obje eğer aşk ise, tüm nesnelere siniştir. bir kağıt ucunun ya da bir masa şeklinin bile size-eğer tramvatik ise-bu tramvatik olayı tekrar hatırlatmasıdır. À la recherche du temps perdu da yenilen bir madlendir. albertine kaybolduğunda anımsatan sahildir, ıssız adam daki toka, hitchcock filmlerindeki mcguffin'dir. de gerard de nervall'ın sinir krizleri ve bir sokak lambasına asılı bir şapkadır. "Do not wait up for me this evening, for the night will be black and white" *
narsiz ve goldmund'da meryem ananın suratındaki gülümsemedir. aslında bu gülümseme virgin immaculeta'nın gülümsemesi değildir. sevilen kadını tarihin bir anında yaptığı anın sonsuzlaşmasıdır. işte "eternal love" dediğimiz budur. aşk sanattır, mahir ellerde anlam kazanan.
aşk matematikten ibaret işe hormonların da karıştığı hastalıklı bir durumdur. Gönüllüyüz ama olamıyoruz kardeşim. Baltalığımızdan mıdır bilinmez artık.
Dört ana yönde yer alır aşk. kuzeyde aşık olanlar ya da olduğunu zannedenler. güneyde aşkta kaybedenler. batıda henüz aşkı arayanlar. doğuda da (burada bahsedilen sadece aşkın yönleri.. dört ana yönden kastedilen) aşktan henüz bihaberler. insanoğlunu asırlarca hem peşinden koşturmuş hem de acısıyla yakıp kavurmuş aşk. Hayata bir anlam kazandırmış her dem. Ancak sonunda huzur buldum diyenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Nedeni de herhalde aşkta taraf olmuş kişilerin klonlanmış olmamaları. Her insan kendine özgü bir birey ve kendi değer yargıları var. Ezici çoğunluğa yasak elmanın acısı olarak sunulmuş aşk. Nice acılar yaşatmış insanoğluna, nice ocaklar söndürmüş yeryüzünde. şairler cümlelerinde söylemişler de bir çare bulamamışlar ne yazık ki... Filozoflar, düşünürler hatta en sıkı aşıklar yıllarca kafa yormuşlar ama ne çare...