insan bedeni ile ruhu arasındaki kılcal damarlardır aşk. insanın yiyip, içip boşaltım yapan 80 kg lık bir et parçası olarak tanımlanmasının önündeki en büyük engellerden birisidir aşk.
günümüzde ihanet edilen kelimedir bu. çünkü beş paralık, değersiz ve pragmatist tüm duygular bu kelimeye indirgenmiş durumda. ey insanlar bu kavrama ve bu kavramın kutsallığına ihanet içindesiniz!
aşk dediğiniz bir yaşamdır, uğruna hayatınızı feda etmezseniz yaşayamayacağınız bir öğretidir. o'nun ateşinde kavrulmak ve geri dönmemek üzere gemileri yakmaktır. bunun sonucunda ölmek ve perişan olmak var ama dönmek yoktur! sen'in ve ben'im tek olması, birbirine karışmasıdır. aşkın sırrına erişmek ve sevgilinin kollarında kaybolmaktır!
iyi ki varsın damarlarında gezindiğim, kabimde yaşayan sevgilim!
okuduğum bir hikayede *, bir ayyaş aşkı şöyle tanımlar:
"aşk en adi şaraptır. yıllandırmaya gelmez. bir ay sonra ekşiyip sirke olur; ama sen onu hep o tadıyla anarsın. içemediğine yanarsın. aşkı bulursan iç evlat. nasılsa yıllandıramazsın."
ulaşamayacağınızı düşündüğünüz şeye olan tutku, sahip olunca kaybetme duygusuyla bir süre daha devam eder, bir gün ona gerçekten sahip olduğunuzu düşündüğünüz anda biter. aşk bu yüzden nankördür.
Herkes aşka farklı bir açıdan bakar, kimileri için olmazsa olmazdır, kimileri için dünyanın en eğlenceli hissidir, kimileri için ise yaramazlıktır, kimileri için tüm hayat, kimileri için sadece oyun...
tikilere yaraşır kapağından çok farklı olarak sufizmin derinliklerine giden düşünceleri olan yeni elif şafak romanı.şems-rumi,ella-zahara ikilisinden ve sonunda her yerden de O'na ulaşabileceğiniz okunması gereken bir kitap.
Aşk kendinken herşeyden önce bi an düşünebilmektir bi başkasını.Bi resme bakarken dalabilmektir derinliklerine,dans etmektir içlerinde öylece.Özlemektir amansızca.korku nedir bimezken korkmaktır bi onun yokluğundan.Vazgeçmektir kendinden evet vazgeçmektir çünkü aşk herşeyi yaptırabilir bedeninde,ellerinde,gözlerinde.Gecenin karanlığında kaybolmuşken bulmaktır kendini,keşfetmektir içinde saklı odacıkları.Her bir parçasına kalbinin heycan eklemektir öylece.Gözünü karartmaktır herşeye cesurluktur heşeyin ötesinde...Sevdiğinin kokusunu hissederken bi yandan yanmasıdır içinde bi yerlerin,bakarken ona sanki bakarken bile inciteceğinden çekinmektir.Aşk deniz gibidir uçsuz bucaksız...içinde herşeyi barındırır ve tıpkı denizin kustuğu gibi öfkesini aşktada öfke vardır ve aynen öyle kuvvetlice.Gecenin karanlığıyla dost olmuşken selamlamayı öğrenmektir bulutları.Uçurumun sonsuzluğunu bile bile,attığın adımda ölümün kucaklıycağını bile bile bırakırsın yinede kendini o sonsuzluğa...Kanar çoğu zaman her yerin usul usul kanlar sızar yaralarından ama aşk öle bişey ki kalbinde yinede seversin öylece...Beklersin sonra gelmesini bulutların ardında o koskacaman güneşle...
AŞK!..
Genç kız annesine sorar:
- Anne aşk nasıl bir şey?
- Aşk mı? Şey... Aşk şöyle bir şeydir kızım... Hani mesela çok zengin ve yakışıklı bir adama rastlarsın, seni Venedike götürür, dönüşte sana güzel bir araba alır, bir daire alır, elmas gerdanlıklar, altın yüzükler hediye eder, mutluluktan uçarsın adeta, işte aşk böyle bir şeydir kızım...
- Ama anne, peki o heyecanlar, güzel duygular, kalbin küt küt çarpması, ilk buluşma, ilk öpücük... Bunlar yok mu ?
- Ha onlar mı? Kızım onlar seni bedavaya getirmek için meteliksiz komünistlerin uydurduğu şeylerdir, aldırma...
duruyorsun ya sen orada, ne kadar hasretsin aşka görüyorum. sen istemedikçe bir şey yapamıyorum, susuyorum. bu da onlardan biri olacak biliyorum. hani şu unutulmaz bir sevgili daha bırakarak arkada, belki de yaşanabilecek en güzel serüveni
terk ederek daha otobüsün ilk basamağında; arkasına bakmadan bırakıp gittiklerinden, gittiklerimden...
bazen insan olmak, doğru olmak, kendin olmak yetmiyor. görmek istediğimiz yerden bakıyoruz olaylara... gözümüzde en afilisinden bir gözlük. hayata atacağımız daha çok çalım var sanıyoruz. tutunacak dalları birer birer kırıyoruz. çoğul konuşuyorum, görüyorsun, okuyorsun...
ben de yaptım zamanında; ya kendimi kandırdım sevmeyen için, ya seveni görmedim at gözlüklerim sayesinde. ama sen büyüyeceksin, fikirlerini çoğaltıp yaptığın en iyi iş olarak onları savunacaksın. türkülerle güzelleştireksin hayatını, belki arada bir beni hatırlayacaksın çok kısa. "geldi geçti, üç beş günlük fasıldı" derken mesela, aklına o mahpus değil ben geleceğim.
ne değişecek sonra? sen ve ben yeni insanlar tanıyacağız, belki kayıp parçalarımızı yine onlarda arıyacağız. belki bulacağız, bilmiyorum. belki o kadar uzun vaktimiz bile olmayacak. ama yapamadıklarımız, deneyemediklerimiz hep bir yerlerde karşımıza çıkacak, koca bir "acaba" olacak hayatın akışında.
şimdi sana ne desem, ne konuşsam bilmiyorum. keşke insanların düşüncelerini okuyabilmek bazı zamanlarda mümkün olsa... sen savaşçısın, o sert sözlerinin altındakini biliyorum oysa ben. bilmek de yetmiyor bazen.
sen orada duruyorsun, fikrin benim seyir defterimde. ve ben sustuklarını türkçeye çevirmeye çalışıyorum.
acı çekmek ruhun fiyakasıymış, öyleyse özgürüm diyorum.
başkasıyla birlikte olunduğunda gerçek anlamda mutlu olmayı yasaklayan, o olmadan bir parçanın eksik olduğunu ve tamamlanamadığını hissettiren, en iyi arkadaşını üzmemek ve duygularını incitmemek adına onunla birlikte olamamanın verdiği büyük acıyı yaşatan bir garip ve çılgın duygu.