el-hazer ez ışk hazer her ki nişani bovedeş
Ger besitized bereved ışk-ı tu berhem zenedeş
Sakının aşktan, sakının... Ner korsanız alır-gider aşk. Birisi inada kalkışırsa aşkın, onun kırar-geçirir, darmadağın eder.
aşk, adamı candan eder, gönülden eder... adamı küstahlaştırır, inancını alır gider. Sel geldi mi, ovada ne varsa siler-süpürür; sürer-gider.
buna iyice kan ki yolunu kesen odur; kanın kendi boynuna..uzak ol onun hızından, şerrinden, uzak ol onun iyisinden, kötüsünden.
şarap içersin, sarhoş olursun; gönlün elden gider; gönülsüz, elsiz kalırsın... kurtuluş yoktur; seni çeker, yer-gider aşk.
Şu ırmağa ayak bastın mı, ta kıyamete dek kurtulamazsın.. kim dalgaya kapılırsa dalga, onu deniz kıyısınadek sürer-götürür.
aşka düşen şaşırır-kalır, her işten olur.. hüneri elinden tutmaz onun, aklı fayda etmez.
a soluğu tuzak kesilen, sus.. suçsuzları öldürme.. a yüzü, aklın-fikrin şarabı olan, bu şarap , içeni ebedi sarhoş eder.
dipnot: divan-ı kebir her ne kadar mevlana'nın şiirlerini topladığı eser olduğu düşünülse de prof.dr.mikail bayram'a göre birçok şairin şiirleriyle oluşturulmuştur. uzun bir yolculukta aşık atışması gibi şairler birbirlerine şiir söylemişlerdir. bu şiir mevlana'nın düşüncesine aykırı gibi görünmektedir. belki de onun düşüncesini beğenmeyen bir şair tarafından söylenmiştir.
Ağır ol biraz, asla sakin falan da olmaya çalışma dingin de.
Yoğun ol, karmaşık hatta. içinde kıyametler kopsun dışında yaprak kımıldamadan.
Böyle bağırsan sanki dünyanın yarısını ateşe verecek gibi boğazında alev olsun kelimeler.
Asla bağırma ama. içinde kalmalı onlar. Aklına gelen diline düşemeyen kelimeler.
Magma döner durur ya aynen öyle olmalı kalbin. Senin kontolünde zaten beynin.
Öylece boğuk ve yalnız dönüp durmalı. Durursa soğur, asla durmamalı.
Soğursan ölür içindeki hisler.
Elinden geldiği kadar, kalbin sürantrene olana kadar yoğurmalı bu alevleri.
Ağırlığıyla ezilmemen gerek hem. Önce yavaş yavaş ısınmana da gerek yok.
Al içine olan herşeyi öylece bastır. Tüm gücünle, varlığınla hatta olmayanınla.
Hayallerinle bastır mesela, hayali bir taş yarat bin dünya ağırlığında.
Çevir ondan sonra. Dönsün ışıktan daha hızlı, yüreğinden daha ağır.
Mısır öğütür gibi harmandan çok çok sonra. Hayır hemen değil çok çok sonra.
Değirmen taşının altında ezersin ya toza dönene kadar hah aynen öyle,
çevir hepsini o hayali taşın altında toza dönene kadar.
Sonra kinini kat içine, hırsını, kibrini, kuvvetini.
Hepsinden sonra iyice karışıtır ve kat tam ortasına sevgini.
Bastır onların ta ortasında kaybolana değin.
Çevir tekrar, yoğur hepsini birbirine kat. Hepsini toza çevir,
un gibi. Su istemez asla hamur olmak için. Sen sadece ez onları ve çevir.
Yanacaklar zamanla. Eriyecekler tümüyle. Birbirlerine karışacaklar her haliyle.
Sonra içinde bir yıldız gibi patlayacaklar. Canını öyle bir yakacaklar ki
ölmekten dahi korkmayacaksın bir daha. Sonra dağıldıkları gibi geri dönecek hepsi.
Aynı yere, bir araya. Daha katı daha yoğun daha sert daha sıcak.
işte aşkın devinimini böyle sağlayacaksın.
Ellerini korlara sokmak da ne demek, yüzünü yanana dek çakıllara sürtmekten de beter.
Zincirlere vurulup sürüklenmek üstüne bir de dikenli kamçılarla dövülmek.
Sonrası zaten senin elinde değil. istesen de kusamayacaksın bir daha.
içinde ateşler güneşten daha sıcak yıldızlardan daha parlak da olsa dışına
ne bir damla yaş düşecek ne de bir ah.
Senin dağların da yok patlayacak, püsürecek. En iyisi de bu aslında.
Hepsi içinde kalacak tümüyle, hiçbir eksiği gediği fazlası olmadan.
Biri, hiç ilgisi olmayan alakasız biri. Hissedecek o ateşleri.
Bilecek yandığını fakat bilmeyecek sebebini.
Aklında olmayacaksın en güzeli, hatta daha güzeli kalbinde.
istese bir çırpıda pulsar gibi öttürecek alevlerini ama
o da evet o da istememeli. O emeğin sahibi değil, o bulut.
Yağmur olup düşecek kim bilir nerelere. Sana değil asla.
Kim bilir nerelere.
iyidir güzeldir fakat tanımlamaya çalışanları gördükçe kendinden soğutur. aşka farklı tanımlar yaparak çekici veya düşünceli bir insan olarak görülmüyorsun arkadaşlar. siktir edin tanımı, yaşayın amına koyim.
aşka sevgiye inanmıyorum der ama her hafta sevgili değiştirip saçma şeyler paylaşır sosyal medyada.
yok özlüyorum yok hepiniz hayvansınız. lan kapçık ağızlı herkesle yatarsan tabi bu aşk olamaz.
sorsan hepiniz aşıksınız ama ne bok olduğunu bilmezsiniz.
güzel şey, yaşayalım her saniye... bizi sadece aşk kurtaracak.... lavvvv... kırmızı kalp... durgun bakışlar... seri hareketler... serin... sıcak.. şekerki.. miss.. muazzammm.. neler neler...
Çıplak ayakların hep aynı yeri görüyorsa, hep aynı dikdörtgen orta sehpanın etrafında içinden çıkılmaz bir halde tekrar tekrar döndürüyorsa seni bir şeyler seni; olmuştur. Yaşlı bir körün dediği gibi, sevip kavuşamayınca mı olur?
Yaşlı bir kör ne bilebilir ki?
Karısının kendisini gece uyurken terk edeceğini önceden gören, yaban elde muhtaç olmasın diye karısının ayakkabısına para sıkıştıran bir kör neyi bilmez ki...
Moneti bilmez mesela. Şemsiyeli Kadını
Keskinsindir, sınırların vardır. Puanlı, fırfırlı şemsiye taşıtır sana. Kırmızılı beyazlı.
Mumdan gemilerinle bile aşardın ateşten denizleri, karşı kıtada seni beklerken o şemsiyesiyle. Sanki karşı kıtadan gelen geminin direğini herkesten önce görmek içindi, topukları yerden kesilmişti. Ya da iki dudak mesafesini kısaltmak içindi minik ayaklara giyilen platformlar. Küçüktür o. Adından gelir küçüklük bençe.
510 milyon metrekarede aynı şemsiyenin altındasınızdır. Çenesinin altından kavramak istersin, masumiyetin kaynağı olan iri iri gözlerle sana bakarken, platforma karşılık diz kırıp dudaklara yapışmadan önce. Son nefesin kalsa, o ana değer.
Yürürsün 510 milyon metrekarede aynı şemsiyenin altında. Ne keskinliğin kalır ne sınırın. Yürürsün uzun uzun. Hep o konuşur, hep de o konuşsun istersin. Her bir kelimesinin senin hayatından çalacağını bilsen bile, dökülür müydü ağzından kelimeler onu susturmak için?
Şemsiye kapanır, üç sandalye çekilir. Herkes susar, içindeki ses konuşur. Bok etme. Eli eline değdiğinde ayrılmasına neden olacak tek bir kusur senin günahındır. Minik elleri elindedir, minik ayakları zangır zangır titreyen ayaklarındadır. Ağzına götürdüğü fincandan kahvenin dökülmesi peki nedendir.
Şemsiye açılır, gidilir. Kapatılıp üç sandalye çekilir. Birisi senin, birisi onun, diğeri de senin günahını örtecek çantasınındır. Bakarsın karşındayken, bakmaya doyamazsın. Doyulmaz işte, ona doymak büyük ahmaklık olur. Yaklaşır sana, öper yanaklarından. Her türlü çılgınlık gelir aklına yapamazsın. Yaptığınız zamansız kalkış olur. Sen, o ve o. Kötüdür zamansız kalkışlar. Kendisine çekilen sandalyenin diyetini ödetirsin çantaya.
o an icin ayrılış yaparsınız.
Ama çoktan sıkıştırmışsındır minik ayakkabısına hep bilsin diye, gökyüzünü dikdörtgen görene dek taşıyacağın aşkını.