Gerçek anlamda aşk diye bir şey yok bence lan bakıyorum da eski sevgilisi için göz yaşı döken tipler koluna yeni sevgiliyi takınca nasıl da unutuyor nereye gidiyor o kadar sevgi o gözyaşı.
sen neysen aşkın da odur. sende ne boşluk varsa aşka duyduğun ihtiyaç odur. sen aşkı nasıl tanımlıyorsan senin aşkın odur. seni harekete geçirecek sadece farklı olarak konumlandırdığın bir dış uyarıcıdır. o uyarıcı eşliğinde sen kendi kendini yaşarsın, aşk olarak. içinde var olan potansiyeli aşkla ortaya çıkarırsın. tahammül gücün, sabrın, öfken, iraden, cinsel açlığın, yalnızlığın, annenle babanla olan ilişkin, gerçeklerin, yalanların, basitliğin, fedakarlığın, ... boşluğun ne kadar fazlaysa o kadar dolarsın. ya da kabın ne kadar genişse o kadar alırsın. ilk aşk neden mühim: seni ortaya koyduğu için. acemice. daha hesapsızca.
yirmili yaşların başlarında yaşadığımızı sanıp, düşünmeden tükettiğimizdir.
adına milyarlarca kelimeler dökülüp kitap yazılıp, hala anlamadığımızdır.
müzikle zilyon farklı şekilde anlatılan, bize geçendir.
zora soktuğumuz, imkansız kıldığımızdır.
hayalin derinlikleri adlı kitabın, temaşa bayramı adlı bölümünde nefs-i emmare ile son dövüşü yapan ve dövüşü kazanandır.
dövüş alanına gelirken söylediği şarkı da şöyledir:
Ben o kimseyim ki, gücümden kainat titrer.
Ben o kimseyim ki, bileğimin gücü her canlıya hükmeder.
Ben o kimseyim ki kim olursa olsun bana baş eğer.
Ayağımı bastığım toprak insanların secde yeridir.
Ben o kimseyim ki yiğit yaratılışlı insanlar arasında bile benzerim yoktur.
Yiğit kimseler kapımın hizmetçileridir.
Ben o kimseyim ki adalet terazimde herkes eşittir.
Bence cihana hükmeden padişahlar ile fakirler aynı derecededir.
Kısacası ben izid'in kuvvet ve kudret kılıcıyım.
Ben Aşk'ım, gücümden kainat titrer.
kabul ve müsade görmemesi gereken duygudur. neye faydası var? tamam aşkına maşuksan eyvallah ama bu çok düşük bir ihtimal değil mi? bu riske değmez. sen de bir şişme bebek al ve keyfine bak.
hoşlanma dediğimiz olay üreme içgüdüsünden kaynaklanır. çoğu kişi farkında olmasa da, gözardı etse de böyledir. beyin karşı cinsten birini herhangi bir sebepten dolayı kendine uygun olarak nitelendirdiğinde hoşlantı ortaya çıkar. "evlilik aşkı bitirir" önermesi buna dayanır. evlilik aslında aşkı değil hoşlantıyı bitirir. üreme içgüdüsü sonuca ulaşınca hoşlanma da biter. ömrü en fazla bu kadardır. daha önce de bitebilir. adayın herhangi bir sebepten dolayı bu iş için uygun olmadığına beyin ikna olursa üstünü çizer ve hoşlanma durumu ortadan kalkar. bundan dolayı kişinin kendi isteğiyle beynini bunun imkansız olduğuna ikna ederek bu durumu ortadan kaldırması mümkündür. bunun için biraz kararlılık gerekir tabii.
bu arada not geçelim: kişi olayı cinsellikle bağdaştırmayabilir, aklına bile getirmeyebilir, tabiri caizse "masum sevgi" güdebilir; fakat farkında olmasa bile bilinçaltında yatan şey üreme içgüdüsüdür.
şimdi gelelim aşka. kelimelerle yeterince iyi ifade edilemez, yaşayan bilir tabii ama belli başlı konuları yazalım. hoşlanma belli bir süreç içinde ilerleyerek farklı boyutlara ulaşabilir. yani hoşlanma aşırıya kaçarsa, üreme içgüdüsünden tamamen sıyrılmış koşulsuz bağlılık ortaya çıkar. işte aşk dediğimiz şey bu. dolayısıyla aşk mantık dinlemez ve kişinin kontrolünden çıkar. bitmesi de çok zordur, ciddi sarsıntılar gerekir. normal şartlar altında ömür boyu bile sürebilir - ki bunun örnekleri de vardır. karşılıklı olduğu durumlarda dünyanın en güzel hislerinden biri olurken tam tersi durumda kişinin hayatını zehir eder. kişilik üzerinde çok kısa zamanda çok büyük değişikliklere neden olabilir.
özetle bu iki şeyi birbirine karıştırıp her boka "aşığım ben taam mı" diyip gezmeyin.
hiç yaşamadınız diye "aşk maşk yalan taam mı üreme şeysi hepsi" diyip de gezmeyin.