bazen kökü sağlam dişinizi uyuşturmadan çeken dişçi gibidir ayrılık. siz istemediğiniz halde dişçi gerekli gördüğü için çekiverir dişinizi. acımasızca ve aniden. dişiniz çekilirken canınızı acır.. müthiş bir acı ama öyle böyle değil. acının ne olduğunu o zaman anlarsınız. ağzınızda kötü bir tatla günler geçirirsiniz. diş etinizin orayı onarması günler sürer. içine bişey kaçar ağrır. ekmek kıtırı oraya kaçar ağrır. o oradadır bir tehdit gibi. her an canınızı acıtmak için tetiktedir. bu böyle günlerce sürer.. günler sonra alışırsınız. o dişiniz yoktur ama artık daha az hissedersiniz.. yokluğuna alışmanız uzun sürer belki ama neye alışılmıyor ki ona da alışırsınız.
bazen tırnağınızı yanlışlıkla kökünden kesen manikürcü gibi dikkatsizlikten ya da çok özenmemekten doğar. ilk önce biraz zonklar 1-2 güne tamamen geçer. ama siz manikürcüye hep bir kin duyarsınız..
bazen de su içmek, yemek yemek gibidir, olması gerekendir, başka alternatif yoktur. o kadar doğal gelir ki ne canınızı acıtır ne iz bırakır.
bir mecburiyet, bir tercih, bir başlangıç
acı, azap ve uzun ve yorucu geceler
daha çok sigara kokar parmakalrın ve daha çok kıskanır diğer insanları
akrep ve yelkovann anlamı daha bir başkadır senin için
hayatın bundan sonra nasıl devam edeceği ile ilgili bir fikrin olmaz
ve insanların tuhaf bakışları arasında bir köşede ayrlığı yaşarsın
eski güzel ve yarınlara umutla baktığın günleri özlersin...
"neden ayrıldık?" yerine "neden beraber olduk?" diye sormak lazım mesela. Ne vermedim diye düşünmek yerine ne verdim diye sorgulamak gerek. 6 milyar insanın arasından seni bulmuş olması daha tuhaf değil mi ayrılıktan?
hiçbir şey olmamış gibi davranılan süreçtir... Hiç dokunmamış, hiç teninin kokusunu içinize çekmemiş gibi... Tüm bildiklerinizi unutmalısınızdır, o insan aslında hayatınızda hiç olmamıştır belki. Kim bilir... Siz öyle sanmışsınızdır.
hiç beklenmedik bir anda oluşan gerçek. inanması güç ve zor olan. hayatınızı eksik bırakan. şaşkınlığın ne demek olduğunu kalbinize giden damarlarınızda hissettiren. *
--spoiler--
ıslak bir sokakta bulursun kendini,
yüreğin taş,
dudakların yok!
yaşadığını zannedip, yürümek istersin,
ellerin titrer, gözlerin dolar.
yüreğinde ne varsa,
yaş olup akar gözlerinden.
üşüdüğünü zannedersin,
ölmektesindir.
sıkı dur bebeğim,
buna ayrılık derler!
--spoiler--
Ayrı kalmak gibi bir durumu beraberinde getiren olaydır. Zordur. acılıdır. Çoğu kez dayanılmazdır. Özlem duygusuyla kendini gösterir ilk başlarda ve daha sonra yavaş yavaş acı çektirir. insanın içini sızlatan durumdur.
yalandır bir kez yaşandığında ikinci kez aynı acıyı hissetmediğin. ayrılığa alışmak diye bir şey yoktur çünkü. insan öylesine saftır ki, her defasında inanmak ister sonunun iyi biteceğine. "geçen sefer insan benzeri bir varlığın hayatımı sikip atmasına müsaade ettim amaaaa artık akıllandım. artık güvenmem kimselere" hatırladın mı bu sözleri? güveneceksin zihnine sıçtığım. güveneceksin ve unutacaksın bu sözleri. ettiğin yeminlerin kefareti girecek götüne.
sonra yaşayacaksın ayrılığı yeniden. bu sefer ilkinden farklı olacak evet. çünkü artık kandıramayacaksın kendini. "o ilkti bilememiştim. saftım, tecrübem yoktu ve inanmıştım" diyemeyeceksin. tüketeceksin kendini ama sanma ki yeniden inanmayacaksın. yeniden güveneceksin ve son nefesinde hala "hata neredeydi?" diyeceksin. hata yok aslında. doğru insan diye bir şey de yok. sana dayatılmış doğrular, kurallar, inançlar var sadece. ölüm gibi bir gerçeği sindirebilmişsen, ayrılığı sindirmek çok zor değil bilesin. lakin o sıkı sıkı tutunduğun dayatılmışlar var ya, onlardır sana keşke dedirten. onlardır kendinden iğrenmeni sağlayan.
bir de, kötü olman gerekir ey insan. ayrılığın etkileyemediği ve çok değil birkaç ay sonra yeni bir bedende kendini avutan zatlar gibi olmaya hevesliysen, ruhunun kaşarlaşması gerek, bedeninin değil. öyle kötü olmalısın ki, yapılan kötülüklere şaşırmayacak hale gelmelisin. başaramıyorsan, sızlanma boşuna. bu kısır döngü hep seninle olacak.
"ayrılık ne biliyor musun? ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık."
insanın acısını insan alır - şükrü erbaş
ayrılığın her türlüsü acı verir. tek ilacı zamanla unutabilmektir. eğer unutmak olmasaydı, son yolculuğa uğurlarken sevdiklerimizi, gün geçtikçe zor da olsa unutamasaydık... işte o zaman yaşamak imkansız olurdu... hep bir umut var olsun kavuşmaya dair... işte bir ayrılığın sonu... asım yıldırım'dan buyrunuz :
ardından geldiği aşk kadardır şiddeti. hakkı verilmeli, layığınca yaşanmalıdır. kesilen hesap ödenmeli, bedelle yüzleşmeli ki, helal olsun mu denilecek, haram mı kılınacak bilinsin.