acıtır, güçlü görünmek istersin, ama başaramaz kuytu bir köşede sessizce ağlarsın çaresizliğine...
zamanı geri almak istersin, tekrar gülüşünü seyre dalmak istersin, tekrar gamzelerinde ölmek istersin yapamazsın.
günlerce, gecelerce için içini kemirir, tonlarca avazın çıktığınca sessiz çığlık atarsın kimse duymaz.
dört duvarın arasında boğulursun saatlerce. en yakınındaki bile yabancı olmuştur sana.
bu kadar zamansız olmamalıydı...
baktığın soğuk betondan ibaret olsada onlarca şey görür beynin. onunla gittiğin gezdiğin yerler canlanır beyninin en kuytu yerinde. zamanımıydı be dersin sitem edersin kaderine söversin olduk olmadık yerde.
ağlarsın. hayatın acımasızlığına ağlarsın ciğerlerin parçalanırcasına ağlarsın. yine nafile...
çünkü yetmez gözyaşların onu geriye getirmeye. yıldız yıldız bakan gözleri gelir aklına mezarlığın en uçsuz yerine hapsolmuş bir ceset gibi olursun. her gelen geçenden bir fatiha bekleyen bir ceset. tanrının gazabında boğulan bir ceset...
bir tür fizik kuralı olduğuna inanmaya başladığım şey. hatta ayrılığın gelme süresinin bir formülü bile olabilir. bir şekilde bitiyor arkadaş. '' lan nasıl ayrılırız biz bu kadar mutluyken! '' diyorsun, iki gün sonra ne olduğunu anlamadan, bir köşede sessizce ağlıyorsun.
Ayrılıkları severim , sadece ayrılacağın zaman aklına gelir yaşadığın tüm olaylar. Oysa ayrılmadan önce pek düşünmeyiz bu anıları. iyi olayları hatırlarız. kapalı havalarda daha güzel olur ayrılık!
daha adını ilk söylediğinde çarmıha germiştin ruhunu
bir gün,
bir gün gelecek ve tuzla buz olacaktı tüm ütopyalar
Sahibi tarafından istenmeyen bir köpekti
Sadık ve kör
...
En büyük yalanlar , doğrulukların arasına gizlenir
Bunun farkına vardığında peşinde koştuğun gerçekten Millerce uzaklaşmış ve sen
içindeki dervişi yitirmiş olursun.
Sonrası ..
Sonrası yarım kalmışlık...
Offf !
Yarım kalmışlık hissikadar berbat birşey var mı ki ?
Aynaya her baktığında ,
Aynada ki o yüz senin değildir artık.
Parmak uçlarınla dokunmak istersin gördüklerine..
içinden ;
keşke ya çok kötü biri olsaydım yada bir derviş saflığında..
böyle arada kalmak zor .
ne tam yanabildim ne de tam ışığa dokunabildim.
oturmuş bir otoyolun ortasında elimde oyuncak bir kamyon bekliyorum sanki.
gram zevk alamıyorum ne iyilikten ne de kötülükten.
artık hayatımda bir sevgili yada bir dost yada sevgiye dair ne varsa olmasın istiyorum ama bir yandan da deli gibi sevmek istiyorum.
dersin.
her ne kadar da birşey değiştiremesekte* hayat devam etmektedir. ama şunu unutmamak gerek , ayrılık her ne kadar bizde pek çok şeyi götürsede , pek çok şeyi de bize kazandırır!
ayrılık parçalanma halidir. doğumla başlayan ölümle sona eren, o iki tarih arasındaki kısa çizginin ta kendisidir. anneden ayrılırsın önce, sonra evinden, okulundan, sevdiğin insanlardan, mekanlardan, sonra dünyadan. her geçtiğin yerde parçanı bırakırsın, her geçtiğinden bir parça alırsın. geri dönebildiklerinde görmüşsündür ki o parçalar durmaz bıraktığın yerde, çoktan oranın/o kişinin harcına katılmıştır. böylece, parçalandıkça çoğalır, büyür ve tüm dünyayı kaplarsın.
her ayrılık parçalanmak, her parça bütüne bir adım yaklaşmak, tek vücut olmak demektir..
dolmayacak gibi gelen boşluğun ardından geçen her güne lanet etmeye başlama anıdır. gidenin boşluğunu her defasında başka bir şeyle doldurmaya çalışacaksınız ama...
"herkesi ona benzetip kimseyi onun yerine koyamayacaksınız."