usta birliği dağıtımlarından sonra haftanın bugünü kullanacağı çarşı izninde, tim gibi 3-5 kişi toplu halde gezen yanık tenli; pırasa, mercimek yemekten beti benzi atmış er bireylerin yaptığı vatani görevdir.
en rahat denilen yerde ızdırap çekebilmektir. son dakikada çıkan bir olayın içinizde patlamasıdır askerlik. ne güzel nato askeri olarak belçikada yapacaktım niye iptal ettiniz? hadi iptal ettiniz 2 dönem sonra niye tekrar çıkartıyosunuz? hadi oda olmadı niye bölüğümü değiştiriyosunuz? dimi ama?
hamallıktan başka bir şey değil. sıfırlama atışında yoncayı oluşturan (ayrıca kağıdı bulamaz çoğu değil ki iç köşe teşkili becersin) kendini lord sanıyor olay bu. çim yol bok temizle. hep aynı.
insanın en verimli çağında devlet eliyle cebren hayatından 6-15 ay çalınmasıdır.
hiç kimse vatan millet muhabbetine girmesin zira devlet 6-15 ay boyunca zorunlu hizmet kapsamında en sikko devlet işinde bile o kadar genci istihdam etse vatana çok daha katkı sağlanmış olurdu.
kısacası meslek olarak yapılmıyorsa iş cebren oluyorsa gereksizdir.
zorunlu askerlikten gönüllü askerliğe geçmenin vaktidir.
ayrıca bu dediklerime savaş halleri dahil değildir.
albay dayım sayesinde yata yata bitirdiğim, karamanlı ve urfalı 2 elemana da hergün sıçmadan ve sıçtıktan sonra girdiğim tuvaleti temizletip 1 saat boyunca parlattırdığım, hayatımın en rahat günlerini geçirdiğim yerdir. *
ülkemizde dar gelirli, makam, mevki sahibi olmayan ailelelerin çocuklarının vatan borcu olarak beynine işlenen görevdir. bu vatana borcu olan sadece halkın bir bölümü mü hep? milletvekili, general, savcı, hakim, iş adamı, profesör gibi unvanlara sahip kaç tane adamın oğlu, yeğeni askerde şehit ya da gazi olmuş? başbakan, cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanının oğlu değil yedi göbekten sülalesi için bile bunu soramayız. bu a.ına kodumun terörü madem bitecek masaya oturup konuşmayla, 30 yıldır ülkeyi yönetenlerin daha önce hiç mi aklına gelmedi yahu kardeşim sizin derdiniz nedir diye sormak?
biri gider pop star diye 28 gün yapar, biri başbakan oğlu diye bilmem neresinden kanser oldu diye çürük alır, bilmem kimin oğlu avrupa' da, amerika' da kaç yıl okumuş diye 1 ay askerlik yapar, yaptıkları yerler de şemdinli, nusaybin, sarıkamış değil elbette.
iyimser yaklaşayım diyorum yine olmuyor arkadaş. bu vatanı emperyalistlerin elinden adamlar aç aç cephede kurşun sıkarak kurtardılar. kanlarıyla toprakları suladılar. bu düzen için mi? paşazade ibnelerin tatlı evlatlarının canına zeval gelmesin, ülkede at koşturanların, bir yağda bir eli balda olan ibnetorların rahatı için, dün emir verip üstlerine bizi kurşun sıkarak gönderenlerin, bugün kurşun attığımız adamlarla tokalaşmaları için 20 yaşımızda bok yoluna ölelim. tabuta sar bayrağımızı, şehit ilan edip bir dinden vur, bir atalarımızdan girip milliyetçilikten vur, kutsal değerlerle avut aileleri. vatan böyle sağ olacak demek. kurtuluş savaşındaki şehitlik mertebesinden uzağız. şehit vermiyoruz amk, katledilmek için boku bokuna canımızı veriyoruz. yok terörist diye ilan edilen adamlar haklıysa biz niye onlarla savaştık? götlük bizi yönetenlerdeyse biz düşmanı yanlış yerde aramışız. piyonluk vatana hizmetse sokayım öyle hizmete. ne düşman belli ne safımız.
Vatan borcu adı altında, sana ait olan hayatın hasretiyle ve hatta hiç sahip olmamışçasına hayaliyle geçen zaman zarfında; itaat, sabır, yokluk, hakkını aramama gibi kavramların dibine vurulup, sorgulama yetisinin yitirildiği; çile tadında geçen günlerin bitmesinin umudu ve sisteme adapte olma çabalarını bünyesinde barındıran, tamamen psikolojik harekattan ibaret olan olgular bütününe askerlik denir.
An itibariyle Kıbrıs'taki Mekanize Taburlarından birinde, Muharebe Destek Bölüğü çatısı altında dahil olduğum bu kurumda yapılan vazifenin bendeki karşılığı bu tanımdır efendim.
(bkz: siz kaçın ben onları oyalarım)
Nöbette yazdığım bir yazıyla bitiriyorum sözlerimi:
Zaman öyle bir şey ki burada; beklersin, azdır artmak bilmez. Geçsin dersin çoktur sonu gelmez. Hele birde ondan ayrı geçen zaman var ki, anlatmaya kelimeler yetmez!..
(bkz: Duygusalım bu aralar alttan alın.)
hayatın sıkıntılı bir dönemindeyken başvurulması çok daha kolay olan zorunlu hizmettir. henüz başvuru sürecinde iken bilinçaltı askerlikle ilgili fikirler edinmeye başlar, ama asker adayımız bunu yalnızca bir başvuru sürecinden ibaret sanır. evet bekleyecektir ve sıraya girmek zorundadır. bunu okuyan potansiyel asker adaylarımızın aklına sıramatik, numaratör gibi teknolojik kelimeler gelmemelidir. zira askeriyede bu gibi düzenleme kolaylıklarına yer yoktur. orada sıralama daha basittir. kolları uzatır, kol mesafesi aralığı açılırsın, nerden geldiğin, kim olduğun, ne iş yaptığın ve kredi kartının önemi yoktur.
binbir eziyetle başvurursun gönüllüymüş gibi. binbir eziyetle sınav sırası bekler, sınavına girersin.* acemi birliğine teslim olmak için nizamiye önünde sıra beklersin. kıyafetin verilecektir sıra beklersin. koğuşun belirlenecektir sıra beklersin. ilk yemeğini yemeğe götürülürsün sıra beklersin. tıraş olacaksın sıra beklersin. telefon kullanacaksın sıra beklersin.* içtima olur sıraya girersin. sıra bozulmadan eğitim yapılır. aşı olmaya, evrak işlerini yaptırmaya sırayla gidersin.
acemi birliğini bitirip izin kağıdını alıp evine gitmek için bile sıraya girersin. havalanını kullanıyorsan uçağa binmek için bir dizi sıraya daha girersin.*
böylelikle acemi birliğinden askerliğin birinci şartının sıraya girmek olduğunu görebiliyoruz. Hiza ve istikamet önemlidir. Lütfen kolları uzatınız, ensede kaybolunuz ve en sağdaki arkadaşınızı görmeyiniz. aksi halde sırada bekleme süreci uzayacaktır.
askerliğin ikinci şartı bilmiyor olmak ve sorgulamama kabiliyetinin gelişmiş olmasıdır.
TSK'ya teslim olunduğu andan itibaren onların malısın, seni istedikleri gibi kullanabilirler. -askere gitmeden önce "the prisoner" dizisinin izlenmesi ve iron maiden'ın aynı isimli şarkısının dinlenmesi tarafımca tavsiye edilmektedir.- içeri girdiğin andan itibaren her şey garip gelecek ve ne yapacağını bilmiyor olduğundan otomatik olarak kendini TSK'nın kucağına bırakacaksın.*
üçüncü şart rutine dayanıklılıktır.
her gün aynı saatte kalktığına ve tıraşına yüzünün aynı yerinden başladığına aynı yerinde bitirdiğine tanık olacaksın. kendine şaşırma, kendine kızma, üzülme. bu olay TSK'nın kendinle barışıklık kendini kabullenme eğitiminin bir parçası.
dördüncü şart sayabilme yeteneğidir. dur hemen stres yapma. birer birer sayabiliyorsan sıkıntı yok.
şafak diye bir şey var. genelde nöbet kulübesinde yüzleşiyorsun. dışarıda güneşin batışıyla romantizm yaşıyan çiftlerin tam aksine nöbet kulübesinde yalnız ya da nöbetçi arkadaşınla birlikte güneşin doğuşunu bir sonraki şafağın özlemiyle yanıp tutuşarak kutlayacaksın. herkesin şafağı kendine, kimi tezkere için sayar kimi çarşı için.
emir alma konusunda obsesif olmak askerliğin beşinci şartıdır.
komutan tamam mı, anlaşıldı mı gibi tuzak sorular soracak, ancak cevap hep aynı. EMREDERSiNiZ KOMUTANIM.
şart # 6: selam alma verme yetkinliği
ne kadar komutan, o kadar selam. çok zor bir şey değil. koskoca albay bile selam vermeyi bilmiyor.
kendini defalarca tanıtmanın dayanılmaz hafifliği 7. harikamızı oluşturuyor.
tekmil verilecek. adam zaten beni tanıyor, daha sabah selam verdim diyemiyoruz. telefonu açarken bile "nizamiye piyade er abbas" diyoruz. bir rivayete göre karşınızdaki komutanın adını söyleyerek tekmil verince çift çarşı ödülü veriliyormuş.
ikili ilişkilerde üçüncü şarttaki kendinle barışık olma deyimi çok önemlidir. zira herkes birbirine şaka yapıyor olma ve takılma kisvesi altında yaptığın her şeyi eleştirecektir. kendi yaptığının bir mantığı olduğunu unutmayıp etrafındakileri sallamamalısın.
8. şartımız da şu an olduğu gibi çarşı izninin son saatinde olunduğu unutulup internet kafede vakit kaybedilmemesi yani ZAMAN YÖNETiMidir.
asker olma hali; savaş sanatını ve tekniğini bilme mesleği. Askerlik, insanların toplu halde yaşama ve kendilerini toplu halde savunma gereğini duymalarıyla başlamış sayılır. Bu işin meslek haline gelişiyse çok sonradır. Askerliği meslekleştiren ve ilk düzenli orduyu kuran ulusların başında Türkler gelir.
katı bir ast-üst ilişkisi çerçevesinde, "ulan binlerce adamı vatan millet diye buraya topladık ama savaş mavaş da yok. ne yapsak acaba ?" mantığıyla geçilirilen ve hayatınızın en verimsiz aylarına tekabül eden süreç.
hele birde hudut karakolunda ise çok güzel günler sizi bekliyordur
25 kişilik aile
bol bol karnıbahar pırasa yemekleri
nöbette mışıl mışıl uyuma
telsizle nöbet yerınden nöbet yerıne sohbet
sıracılık varsa ilk 6 ay hizmetçilik
karakolundan diskosuna kadar her yeri gezdim inanın bana hayatınızın en maceralı 15 ayı sizi bekliyor gençler.
Allah gideceklerin yardımcısı olsun. Gitmeyenler ya da kadınlar neden öyle dediğimi anlamaz belki. Sıkın dişinizi, kimse için değmeyen adamlardan laf yemeye değmez. Oraya girerken olan bütün alışkanlınlarınız değişecek, çünkü oradaki psikolojik baskı ve gerizekalı tipler sizde kalıcı hasarlar bırakacak.
1913 yılına kadar istanbullular osmanlı döneminde askerlik yapmıyormuş efenim.
az önce tarihin arka odalarında murat bardakçının kanıtladığı durum. çanakkale savaşı ile artık askerlik görevi istanbullular içinde zorunlu hale getirilmiş.
vay anasını osmanlıya bak istanbulluları niye askere almıyordu ki acaba... şakirt çakma osmanlıcılar bunu cevaplasın.
nisan 2013'de profesyonel olarak başlayacağım meslektir. şimdiden beynimin yarısını stand by moduna aldım, az enerji harcıyorum, a plus kıvamındayım. askerliği sevmeyen, milliyetçi olmayan, vatan-millet-sakarya kelimelerine pek sıcak bakmayan insanoğlu olarak nasıl geçeceği konusunda muazzam bir merak beslediğin iştir.