Savunma sanayindeki başarısını sivil alanada taşıyacak olan, özellikle telekomünikasyon ve sağlık sektöründe de faaliyet gösterecek olan ,Türkiye'nin en etkin teknoloji inovasyon ve ar-ge odaklı kurumudur, gerçekten Teknoloji üretirler, Akıllı telefon pazarı'nda da başarılı olacaklarını ve ülkemiz içindeki kazanımlarımız ile muhteşem bir gelişim ve dönüşüme imza atacaklarını düşünüyorum,bariz bu alanda da toplum yerli otomobil de olduğu gibi yerli bir telefon markasına da sahip olmayı arzuluyor. aselsan'da da bunu yapabilecek tüm dünya pazarı'nda kabül görebilecek kendi akıllı telefon işlemcisini tasarlayabilecek inovasyona sahip bir kurumumuz . Akıllı telefon üretmesi ve Pazar'a sağlam bir giriş yapması halinde ülke içindeki kazanımlarımız aşağıdaki gibi olacaktır .
En Üst Düzey Siber Güvenlik ve Dijital Egemenlik: Savunma sanayisindeki kriptolu haberleşme teknolojileri ve siber güvenlik altyapısı bu telefonlara aktarılacaktır. Özellikle kamu kurumları, askeri personel ve kritik bürokraside dinlemelere, veri sızıntılarına ve siber saldırılara karşı tamamen güvenli, dışa bağımlı olmayan bir iletişim ağı kurulmasını sağlar.
Kritik Bileşenlerde Bağımsızlık (Yerli işlemci ve Donanım): işlemci (çip tasarımı) ve batarya gibi en hassas donanımların milli imkanlarla geliştirilmesi, küresel tedarik zinciri krizlerinden etkilenmeyen, arka kapı (backdoor) barındırmayan ve verilerin ülke içinde kaldığı bağımsız bir teknolojik altyapı yaratır.
Ekonomik Kazanım ve Cari Açığın Azaltılması: Türkiye’nin ithal teknolojiye harcadığı milyarlarca dolarlık bütçenin yurt içinde kalmasını sağlar. Ayrıca Türk Devletleri Teşkilatı başta olmak üzere bölgesel pazarlara ihraç edilerek ciddi bir döviz girdisi potansiyeli oluşturur.
Ar-Ge ve Yan Sanayi Ekosisteminin Büyümesi: Proje; yerli yazılım, donanım, batarya teknolojileri ve telekomünikasyon (Argela, Netsia vb. ortaklıklar üzerinden) alanında çalışan yüzlerce yerli alt yükleniciyi ve mühendisi besleyerek sivil teknoloji ekosistemini yukarı taşır.
Tersine Beyin Göçü ve istihdam: ileri teknoloji, yarı iletken tasarımı ve gömülü yazılım alanlarında nitelikli mühendisler için içeride devasa bir istihdam alanı yaratarak beyin göçünü önlemeye katkı sunar.
Muhtemelen ümit ediyorum bu işi arm ile yapmazlar lisans ücreti ödememek ve daha özgür hareket etmek için RISC-V mimarisi ile işlemcinin komut setini sıfırdan, kendi siber güvenlik ihtiyaçlarına göre tasarlarlar, ASELSAN da bunu yapacak bilgi birikimine sahiptir, apple kendi ürettiği çip için arm 'a lisans parası ödüyor.
Türkiye'nin en başarılı teknoloji markasıdır, adamlar akıllı telefon işlemcisi tasarlıyor ve bu muhtemelen siber güvenlik tehditlerini bertaraf edecek şekilde konumlandırılacak bir işlemci olacak .
ASELSAN, bir akıllı telefon işlemcisini fabless (üretimsiz) iş modeli, ARM mimari lisansları ve mikroelektronik tasarım tecrübesiyle tasarlayabilir. Dünyadaki Apple, Qualcomm ve MediaTek gibi devler de işlemcilerini kendileri üretmez; sadece tasarlayıp üretimi Tayvan (TSMC) veya Güney Kore'deki (Samsung) gelişmiş çip fabrikalarına (foundry) yaptırırlar.
ASELSAN'ın bu süreçte izleyeceği temel adımlar ve teknik yöntemler şunlardır:
Mimari Lisanslama (ARM Tabanı): Mobil işlemcilerin neredeyse tamamı ARM mimarisini kullanır. ASELSAN, ARM firmasından gerekli mimari çekirdek tasarımlarının (Cortex CPU ve Mali/Immortalis GPU gibi) lisansını alarak işe başlar. Sıfırdan bir komut seti yazmak yerine, bu hazır ve optimize blokları bir araya getirir.
SoC (System on Chip) Entegrasyonu: Akıllı telefon işlemcileri sadece CPU'dan ibaret değildir; bir "Yonga Seti" (SoC) mimarisidir. ASELSAN; ARM çekirdeklerinin yanına kendi uzmanlık alanı olan askeri seviyedeki siber güvenlik kripto modüllerini, yapay zekâ birimlerini (NPU) ve görüntü sinyal işlemcilerini (ISP) entegre ederek özgün bir tasarım ortaya koyar.
Siber Güvenlik Odaklı Özelleştirme: ASELSAN'ın sivil bir işlemci tasarlarken sunacağı en büyük fark, donanımsal güvenlik katmanlarıdır. işlemcinin içine dinlemelere, veri sızıntılarına ve dış müdahalelere karşı kriptografik donanım blokları eklenir. Bu sayede işletim sistemi hacklense bile veriler donanım seviyesinde korunur.
Tasarım Araçları (EDA Yazılımları): Tasarım süreci, milyarlarca transistörün simüle edildiği gelişmiş EDA (Electronic Design Automation) yazılımları kullanılarak bilgisayar ortamında gerçekleştirilir. ASELSAN, savunma sanayisinde (radar ve aviyonik sistemler için) zaten bu gelişmiş tasarım ve simülasyon araçlarını aktif olarak kullanmaktadır.
Üretim (Tape-Out) ve Dökümhane: Tasarım bittikten sonra "Tape-Out" adı verilen aşamaya gelinir ve tasarım dosyaları üretim için yurt dışındaki (örneğin TSMC) yüksek teknolojili (4nm, 5nm veya 7nm gibi) fabrikalara gönderilir. Üretilen çipler Türkiye'ye getirilerek telefon kartlarına monte edilir.
dünya'da cep telefonu işlemcisi tasarlayabilen yarı iletken teknolojilerine hakim birkaç firmadan biridir
böyle bir şey olsa şimdiye 20 tane yerli telefon markamız olurdu.
Dünya'da cep telefonu işlemcisi tasarlayabilen yarı iletken teknolojilerine hakim birkaç firmadan biridir, BlackBerry' nin pazar payının yüksek olduğu dönem'de bile kendi işlemcisini kullanmayıp, ASELSAN 'ın kullanması takdire şayan bir gelişmedir , akıllı telefon pazarı'nda başarılı olacaktır.
Apple.
Samsung.
Aselsan.
Huwai.
Gibi markalar sadece kendi işlemcisini tasarlayıp, Tayvan'da ürettirmektedirler Ve bunların arasına en kısa zaman'da aselsan da girecektir, Gerçekten gurur verici bir durum...
BIST 100 endeksinde piyasa değeri 1 trilyon lirayı aşan ilk şirket olmuş. dolar bazında 22 milyar dolar civarı yaptığını düşünürsek ekonomimiz sahiden ski tutmuş.
uğur mumcu'nun, 1978 tarihli yazılarından derlenen aselsan aş kitabı, anlık bir polemiğin çok ötesinde, keskin bir sosyal teoridir. mumcu, bu başlığı atarak milliyetçiliğin saf, tözsel bir duygu ya da ilke olmadığını, aksine, belirli maddi çıkarlar ve iktidar ilişkileri zemininde üretilen, pazarlanan ve tüketilen bir meta, bir "anonim şirket" olduğunu ilan eder.
mumcu'nun temel tezi, yurtseverlik ile milliyetçilik arasına kalın bir çizgi çekmesidir. onun için yurtseverlik, kurtuluş savaşı'nda somutlaşan anti-emperyalist bir duruştur; ülkenin doğal kaynaklarına, tam bağımsızlığına sahip çıkmaktır. Aselsan a.ş.'de defalarca "sömürge milliyetçiliği" olarak adlandırdığı ve mhp'nin temsil ettiği yapı ise bunun tam tersidir. bu milliyetçilik, nato'ya ve abd'ye olan bağımlılığı sorgulamaz; aksine, ülkenin asıl tehlikesini "komünizm" olarak kodlar ve bu mücadelenin gereği olarak emperyalist merkezlerle kurulan ilişkileri meşrulaştırır. mumcu, ataş rafinerisiyle ilgili yazısında, yabancı petrol şirketlerinin çıkarlarını savunanların nasıl "milliyetçi" geçindiğini teşhir ederken, bu ideolojinin ekonomik ve sınıfsal temelini gözler önüne serer. milliyetçilik, bu bağlamda, ulusal burjuvazinin ve onlarla işbirliği içindeki komprador unsurların çıkarlarını, "milli dava" kisvesi altında halka pazarlayan bir şirketin markası haline gelir. şirketin yönetim kurulu, siyasetçiler, bürokratlar ve sermaye sahiplerinden oluşur; şiddet ise bu şirketin pazarlama ve dağıtım ağını güvence altına alan güvenlik mekanizmasıdır.
bu yapının en temel özelliği, düşmanı dışarıda değil, içeride aramasıdır. "millet," homojen, kutsal bir bütün olarak sunulurken; bu bütünlüğün dışında kalanlar "vatan haini," "bölücü," "anarşist" olarak damgalanır. 1970'lerde bu düşman figürü öncelikle solcular, devrimciler ve sendikalı işçilerdi. mumcu, mhp'nin ve onunla ilintili yapıların (kontrgerilla, ülkü ocakları) sola yönelik şiddet eylemlerini, bu eylemlerin devlet içindeki uzantılarını ve arkasındaki siyasi koruma zırhını belgeleriyle ortaya koyar. bu şiddet, rastgele bir öfke patlaması değil, siyasi bir projenin parçasıdır: solun ve işçi sınıfı hareketinin yükselişini durdurmak, toplumsal muhalefeti ezmek ve düzenin bekasını sağlamak. bu, devletin ve egemen sınıfların şiddet tekelini, sivil faşist bir vekalet savaşıyla tabana yayma stratejisidir. Aselsan a.ş., bu şiddetin maliyetini yine halka ödetirken, karını egemenlerle paylaşır.
işte bu yapısal analizi günümüze taşıdığımızda, genel olarak sağ milliyetçiliğin işlevindeki sürekliliği görürüz. "düşman" tanımı, iktidar bloğunun ihtiyaçlarına göre esneklik gösterir. dün "komünistler" olan düşman, 1990'larda ve 2000'lerde kesin bir dille pkk lideri abdullah öcalan olarak kodlanmıştır. Savunma sanayi şirketleri varlığını ve halkla kurduğu duygusal bağı, neredeyse tamamen bu "düşman" üzerine inşa etmiştir. öcalan'ın idam edilmemesi veya onunla herhangi bir temas kurulması, en büyük "ihanet" söyleminin malzemesi olmuştur.
ancak, "devlet aklı(!)" ve iktidar bloğunun stratejisi değiştiğinde, aselsan a.ş.'nin de pozisyonunu güncellediğini görürüz. devlet bahçeli'nin, iktidar ortağı olduğu bir dönemde, "çözüm süreci" adı verilen ve bizzat devlet tarafından öcalan ile görüşmelerin başlatıldığı sürece yönelik tutumu, bu yapısal işlevin en net örneğidir. geçmişte başkası tarafından yapılması "teröristle masaya oturmak" ve "ihanet" olan bir eylem, iktidar bloğunun bir parçası olarak yapıldığında "devletin ali menfaatleri" adına atılmış bir adım haline gelebilir hatta bu süreci bizzat mhp lideri devlet bahçeli başlatır. burada ilkesel bir tutarlılık değil, pragmatik bir iktidar stratejisi devrededir. milliyetçiliğin ne olduğu, kimin yaptığına ve hangi amaca hizmet ettiğine göre yeniden tanımlanır. eğer eylem, mevcut iktidar bloğunun bekasına hizmet ediyorsa meşru, ona karşı bir konumda ise gayrimeşrudur. tıpkı uğur mumcu'nun dediği gibi: iktidarın parçası olan bir milliyetçilik, emperyalizme karşı değil, iç muhalefete karşı bir silah olarak kullanılır.
sonuç olarak, uğur mumcu'nun aselsan a.ş.'de sunduğu çerçeve, bir dönemin fotoğrafı olmanın ötesinde, türkiye'de sağ milliyetçiliğin yapısal bir analizidir. bu, milliyetçiliğin, ulusun ortak çıkarlarını değil, belirli bir sınıfın ve iktidar odağının çıkarlarını korumak üzere seferber edilen, içeriği konjonktüre göre doldurulan ve en büyük sermayesi "düşman" olan bir şirket olduğunu gösterir. bu şirketin varlığı, gerçek bir toplumsal barışın ve sınıfsal adaletin önündeki en büyük ideolojik engel olmaya devam etmektedir. mumcu'nun neredeyse yarım asır önce yaktığı bu ışık, bugünün karmaşık siyasi ilişkilerini anlamak için hala en güçlü projektörlerden biridir.
ASELSAN yabancısından çok daha yüksek nitelikte kamera yaptı.
Kanada'nın ambargosunu tersten koyduk.
Azerbaycan tarafından kullanılan TB2 BAYRAKTAR iHA sisteminde Kanada imalatı kameraların bulunması diplomatik bir krizi da getirmişti. Kanada, Karabağ Savaşı ile birlikte hem Azerbaycan hem de Türkiye’ye ambargo uygulamaya başlamış, kamera sevkiyatını durdurmuştu.
Kaynak: https://tolgaozbek.com/sa...k-nitelikte-kamera-yapti/
Türk mühendislik kurumu desek yanlış olmaz galiba. Ancak mühendislerinin bazılarının şüpheli ölümleri ve bazılarının yurt dışına gitmesi onu zayıflatmış olmalı.