Her gün bilinçli şekilde sistemi kapatıp, saatlerce hareketsiz yatıp, küçük bir ölü taklidi yaptıktan sonra sabah hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etme eylemi.
Bir uzaylıya anlatsan, medeniyet puanın anında düşer.
düşük. neredeyse unutulabilir düzeydedir.
insanlık tarihi boyunca tanrıları değiştirdi, imparatorlukları yıktı, kıtalara taşındı, vebadan sağ çıktı, iki dünya savaşı yaşadı ve bugün pazartesi sabahları aynı şekilde işe gitti. uzaylı haber de büyük ihtimalle bir hafta gündemde kalır, ardından dizilere konu olur, youtuberlar para kazanır, sonra herkesin kendi derdine döner.
zaten şu anda bir Mars'tan canlı yayın yapılıyor olsa bile biri "ee, ne zaman Türkiye'ye geliyor?" diye sorarlar.
Her şey biter, ayna tutulur ve o soru gelir:
“Beğendin mi kardeşim?”
O saatten sonra beğenmemek mümkün değildir. Saç gitmiştir.
Refleksle çıkan cümle hazırdır:
“Eline sağlık abi, çok iyi oldu.”
çaresizliğin en yoğun hali.
sosyal medya anonimliği, insanın gerçek hayatta söyleyemeyeceği şeyleri bir kullanıcı adı ve profil fotoğrafının arkasına saklanarak rahatça söyleyebilme cesaretidir. anonimlik bazen dürüstlüğü artırır, bazen de vicdanı azaltır.
çünkü isim gidince, hesap sorulabilirlik de gider.
türk dizi formatı artık aynı rengin farklı tonlarına dönmüş durumda. biri mafya anlatır, biri aile dramı yapar, biri aşk der ama dönüp bakınca hepsinde aynı bakışlar, aynı uzatılmış sahneler, aynı karakter tipleri ve aynı olay döngüsü var. farklı isimlerle aynı diziyi izliyormuş hissi veren format.
uludağ sözlük eskiden girince bir hareket vardı, şimdi başlıklarda günlerce yeni entry görünmüyor. halbuki doğru yönetim ve biraz öne çıkarma ile hâlâ türkiye’nin en keyifli sözlük ortamlarından biri olabilir. potansiyeli var ama kendi haline bırakılmış gibi duruyor.
anneler günü için çekilen reklamda köpeğine “annemmm” diye hitap eden kadını konu alan reklam, “türk aile yapısına zarar veriyor” tartışmalarıyla gündeme oturmuş; gelen tepkiler sonrası reklamın yayından kaldırıldığı olay.
bazı oyunlar vardır, sadece oynanmaz; yaşanır. yıllar geçer, grafikler eski kalır, yeni nesil konsollar çıkar ama o oyunlar hâlâ açıldığında aynı hissi verir. işte bu başlık da tam olarak onların yeri.
mesela GTA V… kaç kere bitirildi, kaç farklı platformda oynandı bilinmez ama hâlâ los santos’a girince yapılacak bir şey bulunur. çünkü mesele görev değil, özgürlük hissi.
Minecraft ise tamamen başka bir boyut. grafiği basit diye küçümsenen ama aslında sınırsız yaratıcılık sunan nadir oyunlardan. 10 yaşındaki çocuk da oynar, 30 yaşındaki adam da saatlerce kaybolur.
Counter-Strike (özellikle 1.6 ve devamında) rekabetin tanımıdır. yıllar geçse de “rush b” atıldığında kalp atışı hâlâ hızlanır.
The Sims. hayatın simülasyonu gibi ama bazen gerçek hayattan daha eğlenceli. ev kurma, karakter oluşturma, kaos çıkarma… her şey serbest.
ve tabii ki Tetris. belki de en saf haliyle “oyun” dediğimiz şey. ne hikâye var ne karakter, sadece refleks ve odak. ama bırakması en zor olanlardan.
ortak noktaları ne? grafik değil, hype değil. oynanış, his ve tekrar oynanabilirlik.
trendler değişir, ama iyi tasarlanmış oyun eskimez.