Hangi bakıcı, çocuğu sabaha kadar ‘öf’ demeden kucağında taşır?
Hangi şarkıcı anne gibi güzel ninni söyler?
Hangi aşçı anne gibi yemeğe muhabbet katar?
Hangi dost kapıyı yüzümüze anne gibi şefkatle açar?
Yapmayın!
Fıtratla oynamayın.
Aileyi yıkmayın.
Anneliği aşağılamayın..
6-7 yaşlarındaydım. kardeşim 4 yaşındaydı. şile'de daha önceleri de yaptığımız gibi denize gittik. yüzmeyi de biliyorum kendimce dalgalarla başa çıkmasını da. aldım başımı gittim bir akşamüstüydü. babamın seslendiğini hatırlıyorum "deniz kabarır" diye. çocuktum ya allah belamı versin çocuktum nereden bilecektim nasıl bir şey olacağını. allahın belası bir çocuktum. salak bir çocuk.
babam kardeşimle ilgileniyordu o sırada. onları görüyordum, o sırada karadeniz hırçınlaşmıştı, kıyıya doğru yüzmeye çalıştım ama o dalga beni içine aldığında çırpınmanın çok da anlamı kalmamıştı. yorulmuştum bir kaç saniye içinde. bir elin beni alıp da daha sığ kısıma attığını hatırlıyorum kim olduğunu görmediğim bilmediğim bir el. ayaklarım dibe çarpınca sıçradım bir an kıyıya doğru hamle yaptım. son gördüğüm yüz tanımadığım bir yüzdü.
beni tutan o tanımadığım eller anneminmiş. yuttuğum suyu boşalttıklarında başımda babamın ağladığını hatırlıyorum. ben olsam dövmekten gebertirdim beni ama babam ağlıyor bana sarılıp daha çok ağlıyordu. kardeşim de ağlıyordu. anne diye ağlıyordu denizi gösteriyordu. ölüm anında göreceğim son kare sanıyorum bu olacak. üzerinden neredeyse 20 yıldan fazla geçti hala biraz kendime kalınca gözümün önüne o manzara geliyor. nejatın küçük parmaklarıyla denizi işaret edip anne diye ağlayışı. ertesi gün kıyıya vurdu annem. denize olan bağlılığım da küskünlüğüm de bundan belki. hem çok sevip hem de nefret edişim bundan.
aylarca kimseyle konuşmadım. aylarca neden ölmediğimi düşündüm. yedi yaşındaydım benim suçumdu. babama kızdım kendimi bitirince. o babaydı güçlüydü annem gibi narin değildi. çiğdem isminden ömrüm boyunca kaçtım. kalbini kıracak bir şey yaparım kahır üstüne kahır olur diye kaçtım. kendime güvenemedim kaçtım. nejat büyüdü artık yakında evlenecek nasipse. ama ben kaçmaya devam edeceğim yaşamdan.
acı çektiğinizde, kim ne kadar acını paylaşıyorum, seni anlıyorum falan filan dese de o acıyı iliğine kemiğine dek hisseden, hatta hissedip elinden hiç ama hiçbir şey gelmediği için daha çok acı çeken, daha çok yanan insan annedir. annemdir...
Genelde Gereken değer verilmeyen sizin için canını bile veren dünyanın en değerlisi dir anne.annlerinizin kıymetini bilin yoksa birden ansızın gider ve yapayalnız çaresiz kalırsınız.ve içiniz içinizi yer keşke anneme daha çok sarilsaydim onu daha çok mutlu etseydim onu hiç uzmeseydim diye
Anne demek herşey demek miş hayatın anlamı oymuş onsuz hayat çok zor çekilmiyor.
Allah mekanını cennet etsin melek annem.
rafine şeker tüketmeyi bırakan evladının yanında günün muhtelif saatlerinde zevkten dört köşe olarak alaman çikolatası yiyebilecek kalpsizlikte kadın. yazık çok yazık.
Anneyi, " anne" yapan doğurganlığı değil, verdiği kutsal emektir.
Her doğuran, "anne" sayılmamalıdır.
Bu sıfatı kullanarak, böbürlenmesine, haketmediği taltifi yaşatarak şımarmasına izin verilmemelidir.
" anne" sayılması için, kırk fırın ekmek yemesi gerektiği hönkürülmelidir.
Yok öyle yağma!
Üç kuruşa beş köfte yiyemezsin bacım!
hiç bir zaman geçmeyen, dinmeyen bir sızı olarak aynı yerinde kalacak olan insan. Nerede zayıf, savunmasız, sessiz, yaşlı bir kadın görsem hep onu hatırlayacağım. Gidip sarılıp, ben senin yanındayım, demek isteyeceğim... Olmayacak, yine ellerim bomboş geçeceğim o mağdur bakışların önünden. Hep aynı sıcaklıkta kalacak kabuğu, merhemi olmayan yaranın Ve Zaman öylesine alıp götürmüş olacak ki insanı, aradığın ilacın çoktan bitmiş olduğunu fark ettiğinde her geçen gün tükeneceksin; Annenin Gözlerine baktıkça yavaş yavaş...
Şu saatte, hava mis gibiyken, tam dışarı çıkıp yürümelik bir enerjim varken gene de bunu anlatıp gideceğim.
Bundan yüz yıllar önce, üniversiteye giriş sınavına gireceğim. Sınavın başlamasına yakın içeriye almaya başladılar bizi. Annem kulağıma eğilip; "bu tek şansın, kazanamazsan özel okula da göndermem, evde oturursun." dedi. Bir de hangi Üniversiteleri kazanırsam mutlu olacağını da ekledi.
Şimdi yazarken gülüyorum da sınava giren insana edilecek laf mı o ya? Annem çok iyi bir insandır ama bana gelince acayip hırslıdır. Hani dördüncü girişim olsa neyse de, lan daha 17 yaşındayım, bu kadar büyük çapta sınava ilk defa giriyorum. insan moral niyetine, kazanamasan da bir daha denersin, ne olacak sanki der.
Acımasızsın anne. iyi bir üniversiteyi dördüncü deneyişinde bile kazanamayan teyzemin oğluna da; "üstüne gitmeyin çocuğun, önemli olan azmetmesi, denesin" deyip duruyordu ahshsh.
Bugün canım çok sıkkındı annemin bir sürü doktor randevuları var, allahtan ciddi bir sorun yok ama yapılması gereken kontroller yarın da önemli bir kontrol var. Babam da farksız değil, sıgarayı bırakması gerekiyor, kafasını yiyorum istemeden sürekli bu konu ile. Azalttı ama Güvenemiyorum ona, sanki yalan atıyor. Her neyse böyle konular gündemde annem kontrolleri yüzünden memlekete annesine gidemiyor vs. Bu yaz planlar hep alt üst, geçicek inşallah. Evliliğe hazırlanıyorum daha doğrusu hazırlanamıyorum çünki isteyim yok, başka şehire taşınacağım evlendikten sonra. Annem benim meleğim..gözümün nuru, bu durumda bile vazgeçmemem gerektiğini söylüyor, positif olmam gerektiğini.. çok istiyorum anne ama üzülüyorum işte. Sen hep iyi ol, hep sağlıklı olun ben herzaman yanınızdayım annem.
şahsıma ait 1.55lik olanını evladım gibi elinden tutup gezdiriyorum hatta bazen küçük kııız, küçük kııız nidalarıyla etlerini mıncırıp ısırarak sevme isteğime zar zor ket vuruyorum. Çünkü kıyamam.