unutulmayan sevgililerin %87,4'ünün yaşadığı şehirdir.
şahsımın ankara'da unutamadığı biri yok, ancak ankara ile bağlantısı olan, orada yaşayan ya da bir dönem yaşamış herkesten dinliyorum eski sevgililerini. hep unutulmamış oluyorlar hep orda geçen zamanlarından güzel bahsediyorlar. *
yalnızlarla yalnız olmayanların arasındaki çizginin sırat köprüsündeki o ince tel kadar ince olan şehir.
ah be ankara neden abazalığımızı bu kadar yüzümüze vurursun?
--
edit: pardon kuzen yazmış. ben aslında badem bıyıklıyım benim evlenene kadar cinsel isteğim yok zaten.
Azla yetinen şehirdir Ankara, çünkü denizi yoktur ama Ankara'da yaşayan herkesin sevdasıdır deniz.bu yüzdendir bütün Ankaralıların emekli olayım şöyle deniz kenarına yerleşeceğim planları.Şehrin özellikleri halkına da sinmiş olacak ki Ankara'da yaşayanlar da azla yetinir, oturup izleyecek bir denizleri olmadığından olacak sürekli insanlar birbirlerine bakarlar, Eğer ilk defa geliyorsanız ve yolunuz Ankaranın işlek yerlerinden birine düştüyse hissedersiniz sizi delip içinize geçen bakışları.Ece Temelkuran'ın ifadesiyle aslında çok net anlatılmış olup aynen araklamak gerekirse "..... Ama işte insanlar Ankara'da hâlâ evlerinde buluşurlar. Hâlâ çay demleyip konuşurlar. Düzgün insanlar olarak Ankaralılar filmlerden, kitaplardan, işlerinden, aşklarından, hayattan, müzikten söz edebilirler. Birbirlerine bağırsaklarını göstermek ihtiyacı hissetmezler. Ankaralılar hâlâ birbirlerini evlerine çağıracak kadar insanlığa itimat ederler.
Ankara'da insanlar normal ses tonuyla konuşur, orijinal olmadıklarında da birbirlerini görebilir, kendilerini gösterebilirler. ....." Üstüne söylenecek bir şey kaldı mı bilmiyorum ama kısaca zordur Ankara'da yaşamak, aklınız hep denizi olan bir yerde gönlünüz sıcasık insanlarda, filmlerden hayattan siyasetten konuşanlardadır.
bu şehirde hiç kırılmadım ve bir istanbullu olarak hiçbir zaman deniz muhabbeti yapmadım. zor zamanda bana kucak açan bir yer olarak gördüm her zaman burayı.
ankara'ya üç sene önce istanbul'dan, beylerbeyi'nden gelmiştim.
beni istanbul'dan adeta kaçarcasına bu şehre, ankara'ya, getiren sebepler nelerdi, hatırlamıyorum.
galiba burayı terk etmenin vakti de yaklaşıyor.
o kadar soğuktan sonra bu kadar sıcak yapması artık hassiktir dedirtmiştir. bari gece biraz serin olsun, ankarasın lan sen, riyad felan mı sandın kendini.
Bütün gün sicaktan kavurduktan sonra an itibariyle esmeye baslayip bünyeye mutluluk hormonu salinmasina neden olmustur. Her şeye rağmen Sevilesi şehirdir.
bozkırın tam ortasında, en yakın denize kaçışın kilometrelerce mesafede olduğunu bilerek, dahası anne - baba baskısı altında büyümektir. üniversite tercihlerin için odtü, hacettepe, ankara, gazi'yi değerlendirmek, kızılay'dan en son akşam 10'da kalkan otobüslere yetişmeye çalışmaktır.
aynı zamanda özgürlüktür ankara.
insanların mekanlara değil, arkadaşlarına değer verdiğini bilmektir. bozkırın ortasında -mekan kısıtı olmadan- özgürce her yerde eğlenebilmeyi öğrenmektir.
bundandır belki de adının "gri"ye çıkmış olması; içinde hem siyahı hem beyazı barındırdırmasındandır...
en büyük köydür. başkentliği ve büyük şehirliği kaldıramamış insanlarla dolu köy olan şehirdir. soğuktur. mecaz anlamda soğuktur. tek katlanma sebebi anıttepe'de yatan aslandır. o kadar.
18 Haziran Pazartesi akşamı saat 21.30 civarı dikimevinden sıhhıyeye(ben o kadarını görebildim) über bi konvoy böyle normal araba büyüklüğünde oyuncak arabalar ejderhalar üzerlerinde el sallayan insancıklar, bi tane de asıl otobüs vardı üzerinden futbol topu dağıtılıyodu vatandaşa, bi yandan anonslar 'sayın başkanımız melih gökçek'in Ankara halkına hizmetleri gretglıhpıfhdşsgj' filan.. elinde top olmayan yoktu sokakta, hatta aynı ailelere ikişer top filan düşmüş çok ilginçti.
trafik felçti, muhtemelen dikimevinden sıhhıyeye 1-1.5 saatte gitti akıllılık edip yolunu değiştirmeyen.. gökçek'ten son seçim vaadi: Ankara'yı trafikte istanbul'un da önüne geçireyim mi ne dersinizzzz;)
bir de son olarak minibüste arkamda duran teyzeye kulak verelim: 'o toplara mı oy vericem ben, sen önce her şeye zam yapmayı bırak' nokta.