ezan zaten arapça olmalı neden türkçe olsun ki? ayrıca adnan menderes farklı düşüncelere sahip hem dindar hem laik bir adamdı
tayyip erdoğanın bir söyleminde hem laik hem dindar olunmaz ya laik ya dindar olacaksın dediğinde akla gelen isimdir adnan menderes.
siyasi iktidarını penisinin uzantısı olarak gören kişidir. zaten bu ülkenin kurucu öğelerine siz çıkın ben anayasayla baş başa kalacağım dediğinde sonunu hazırlamıştır. yine de asılması yanlıştır. kör öldü badem gözlü oldu atasözüne en uygun şahsiyet olarak tarihe geçmiştir.
Toprak reformuna karşı çıkan feodal derebeyleri ile bir olup , topraksiz köylüleri daha nasıl ezebiliriz diye düşünen bir feodal.
Marshall yardımları ile ülkeye amerikan emperyalizmini çıkmamak üzere buyur eden devlet reisi.
Adam ne kadar kibar konuşan bir adammış aradan atmış sene geçmiş siyaset yapan türkçe konuşmaktan acizleri görünce dünyada tersine evrimleşen tek toplumun bizimki olduğu nasıl görünüyor...
Celal Bayar, kayseri Cezaevi günlüğü'nde de bahsettiği Menderes'e atılan bir tokat hadisesi vardır.
--spoiler--
Bayar'ın avukatı Gültekin Başak'ın Yassıada'da kurulan cezaevine geldiği sırada Menderes'in de kendi avukatını beklediğini, merhum Başbakan'ın hücre kapısının parmaklıklı penceresinden Başak'ın geçtiğini gördüğünü ve "Gültekin Bey, benim avukatım da geldi mi?" diye sorduğunu kaydetti.
Ardından Başak'ın o ana ilişkin anısını gözyaşları içinde şöyle paylaştı: "Cevap almaya vakit kalmadı, şiddetli bir tokat darbesi Adnan Bey'in yüzünde patladı.
Yakasından tutup oda içinde sürüklerken 'başkasıyla nasıl konuşursun' diye vurmaya devam ediyordu. Odasında vurma, sövme faslının devam ettiği anlaşılıyordu. Bunu yapan sarı saçlı, altın dişli iri yarı bir teğmendi. ismini de söyledi fakat ben o namert adamın adını hatıramda tutamadım."
--spoiler--
"medeni bir ülkede olanlardan eksik ne varsa hepsini, hepsini yapacağız. Yol yok, köprü yok;yapacağız. Köye su, yol getireceğiz. Toprak verimsiz, artırma çarelerini arayacağız. Topraksız köylüye toprak vereceğiz. Ev yok, çimento sanayisi, gıda yok, başta şeker gıda sanayisi kuracağız. Giyecek az, mensucat fabrikalarını arttıracağız. Sanayinin temeli olan demir işletmelerini, fabrikalarını genişleteceğiz, arttıracağız. elektrik yok, santraller yükselteceğiz. okul yok, yapacağız. işçinin geleceğe güvenle bakmasını sağlayacağız."
Öte yandan, Haliç kıyısında, Unkapanı Köprüsü ile Metro Köprüsü arasındaki yeşil alana, 1956 yılında Eminönü-Unkapanı yolu genişletilirken yıkılan Mimar Sinan'ın süleyman ağa cami yeniden inşaa edilecek.
döneminde istanbul'da onlarca tarihıi camii yıkılan şahıs.
iktidarı zamanında çok malca eylemler gerçekleştirmiştir. Tahkikat komisyonu, kırşehiri kaybetti diye ilçe yapması, muhalefeti kapatma isteği gibi. kendi sonunu kendi hazırlamıştır. bir nevi haketmiştir ama gel görün ki bu adamın yargılanma süreci başlı başına bir hukuk faciasıdır. Her boku yerse yesin sonuçta ülkede 10 sene başbakanlık yapmış birine savcısı da hakimi de duruşmalar sırasında resmen küfürler savurmuşlar,yerin dibine sokmuşlardır yassıadada. Bu yassıada duruşmalarını izleyen en fanatik solcu bile menderese sempati duymaya başlar o derece. kasadan don çıkarmalar, cımbız davası, ayhan aydan falan resmen hukuk cinayeti işlenmiştir. Bu adamın demokrasi şehidi diye masum gösterilmesinin en önemli sebebi de yassı adadaki rezalet yargılama ve menderese yapılan ağır haksızlıklardır.
türkiye'de demokratik seçimlerle iktidara geldikten sonra demokrasiyi yok etmeye yeltenen ilk başbakandır. sansür sebebiyle bembeyaz çıkan gazeteleri, hükümeti eleştirmek, memleketteki herhangi bir olumsuzluğun haberini yapmak yasak olduğu için yazılmak zorunda kalınan "kurufasulyenin faydaları" yazılarını, milleti birbirine düşümek için kurulan "vatan cephesini", meydanlarda katledilen öğrencileri, içeri atılan muhalifleri, dp milletvekillerine temyizsiz yargı yetkisi veren "tahkikat komisyonu" rezaletini, milli kahramanımız inönü'nün ite köpeğe taşlatılmasını, azınlıkları kovmak için tertip edilen 6-7 eylül olaylarını unutmadık.
keza adnan menderes nam faşistin, gazeteciler, hükümetin işine gelmeyen olayları haber yaptıkları gerekçesiyle içeri atıldıklarında ve iddialarının doğruluğunu ispat hakkı bile tanımadığında (savunma hakkının ırzına geçilmesi) "ispat hakkı" diye dert yandıklarında verdiği cevabı da unutmadık: "ispat hakkı mı ismail hakkı mı?".
sonunda ismail'i ve de hakkı'yı, başkalarından esirgediği hukuk kendisinden de esirgendiğinde iyice tanıdı, öğrendi ama artık çok geçti...
tıpkı abdülhamid gibi, atatürk gibi hakkındaki gerçeklerden ziyade bir takım sanrıların konuşulduğu siyasetçi. kimisi evliya yapar çapkınlığıyla bilinen adamı, kimisi şeriatçı yapar onu atatürk'ün parlattığını, laik cumhuriyete olan bağlılığını bilmeden. hep "siz isteseniz hilafeti bile getirirsiniz" lafı hatırlatılır. halbuki menderes o sözü kazan kaldırıp hükümeti düşüren vekillerine hitaben, adeta bir yalakalık yaparak söylemiştir.
bir de klasik "demokratik seçimlerle gelen ilk lider" sloganları var. çoğunlukçu sistem ilk çok partili demokratik seçimlerde chp hükümetinin isteğiyle uygulanmıştı. buna göre misalen 10 tane vekil çıkaracak bir şehirde chp yüzde 50.1 dp yüzde 49.9 oy almışsa 10 vekilin hepsini de chp çıkarıyordu. temsilde adalet ilkesine bir hayli uzak olan bu sistem, yönetimde istikrarı sağlamak açısından önem teşkil etmekteydi ve dp'nin 46 seçimlerine kadar yeterince teşkilatlanamayacağı hesap edilerek özellikle böyle bir seçim sistemi üzerinde anlaşılmıştı.
yalnız şu var ki, bu noktada inönüye oldukça haksız ve cahilce eleştiriler yapılır. sanki demokrasiye geçişin önünü inönü tıkamış gibi anlatılır. halbuki o dönemi az çok araştıran bir kişi rahatlıkla görecektir ki hükümet üzerinde etkisi oldukça kısıtlı olan dp vekillerine istedikleri çok partili seçim şansını o dönemde verebilecek tek kişi inönüdür. inönü kendi partisinin ileri gelenlerinin tepkisini almak pahasına böyle bir karar almış, çok partili demokratik seçimlere gidilmiştir.
ama yine de bahsettiğim çoğunlukçu seçim sistemi dplilerin tepkisini çekmekteydi iktidara gelene kadar. fakat iktidara geldikten sonra dp bu sistemi değiştirmek için hiç bir girişimde de bulunmadı doğal olarak.
her neyse, nasıl olsa ben yazsam da kimse tınlamayacak. araştıracak olanın da burada işi ne? ama adnan menderesle ilgili söylemek istediğim çok daha farklı ve önemli bir şey var.
ferruh bozbeyliyi bilirsiniz. bilmiyorsanız eğer, bana kalırsa ilk iş olarak onu araştırın. neymiş, neciymiş, kimmiş bu adam diye. çünkü bozbeyli yakın tarihimizde en kilit isimlerden bir tanesi. gerçek bir demokrat kendisi. Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin kendisine.
ferruh bey yassıada sürecini bir röportajında anlatırken celal bayardan övgüyle bahsederken adnan menderesin mahkeme karşısındaki boynu bükük ve ürkek, aman dileyen duruşunu hiç içine sindiremediğinden bahsediyor. kaldı ki ferruh bey adalet partisinin ilk grup toplantısında dinlendiklerini düşündükleri için rahat konuşamayan vekillere seslenerek: "Sağır ismet de duysun, Cemal Gürsel de duysun, komiteciler de... Ne demek bu yahu? Korkuyla bu iş olur mu?" demiş bir insan. (bkz: yalnız demokrat)
gerçekten de celal bayar korkusuzca mahkemenin karşısına dikilip, tarih sizi yargılayacaktır derken menderes iktidarının son dönemlerindeki üslubunun çok dışında bir tavırla oldukça kibar, sakinliğin de ötesinde tavizkar bir şekilde hitap etmişti kendisini yargılayanlara.
adnan menderes elindeki gücü kötüye kullanmıştı, toplumsal ahlaka uygun olmayan eylemler içerisinde bulunmuştu (bkz: evli kadınlarla olan ilişkisi gibi), başka pek çok siyasetçi gibi. elbette idam edilmeyi hak etmiyordu. ama şu iki adam arasında bir mukayese yapmak gerekirse:
kimi ahmak yandaşın sucukçu muhasebecisine benzettiği şahıstır. ne ki pek akıllıca bir benzetme yaptığını sanıyor geri zekalı (bkz: yobaz ve zeka). "allah söyletiyor" mu desem acaba?
sucukçu muhasebecisinin başına bir iş gelecek olsa, kendisini ilk terkedecek şerefsizlerin "kemaliklere iyi gömmüştür" gibisinden cümleler kuran şahıslar olacağı gün gibi ortadadır. bunların kafadarları da onca gaz verdikleri menderes'i terketmişlerdi zamanında...
Kore savaşına asker gönderip, küresel meselelere türkiyeyi dahil etmiştir, kemalistler anlamaz, kemalistler tc sınırlarının dışına çıkamaz tcyi bırak elezığın ötesine geçemez ama menderes geldi ülkeyi adam etti, türkiyeye nükleer santral yapacakken darbeye kurban gitti.
Adnan Menderes Yassıada da 17 Eylül 1961'de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra öğlen 13:21'de idam edildi.
Adnan Menderes neyle suçlanmıştı?
1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,
2- 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde olarak müdahale etmemek,
3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtlamak,
5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
6- Halkı Demokrat izmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
7- Kırşehir'in haksız olarak ilçe yapılması,
8- Yargı bağımsızlığının ihlali,
9- Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatılması,
10- CHP'nin mallarına "haksız" yere el konulduğu iddiaları,
gibi nedenlerle.
Peki bunlar idam cezası için yeterli mi?
Bence hiçbir suçun cezası idam olamaz, idama tamamen karşıyım. Fakat Menderes de idama karşı mıydı? Elbette değil, 1951-1960 yılları arasında Menderes 43 kişinin idam kararına imza attı ve hepsi idam edildi. idamların en dramatik olanı ise, 14 Nisan 1955'te casusluk suçundan idam edilen Hayati Karaşahin'di. infazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı. Suçu neydi? Rusya için casusluk yapmak.
Menderes'in başka suçları yok muydu? Aslında Menderes'in suçları mahkemelerde gündeme gelmeyenlerdi. ABD'nin tepkisinden çekinen Gürsel hükümeti aşağıdakileri hiç gündeme getirmedi.
1- 1951 yılında Menderes hükümeti Kore Savaşı'nda Amerika için asker gönderdi. Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore'de yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı.
2- 1952'de NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp Dairesi kurdu.
3- 1954 yılında Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi.
4- Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra ismet inönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapatıldılar
5- Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa'yı destekledi.
6- 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar yazmak suçundan mahkûm oldu.
7- "Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti. Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı.
8- ismet inönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi
9- Turan Emeksiz hükümete karşı istanbul Üniversitesi'nde düzenlenen bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü. Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı.
10- Hukuk'un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker, Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar Yücekök, Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve ilhan Dizdaroğlu 'görülen lüzum üzerine' re'sen günde emekliye sevkedildiler.
Aslında Menderes hükümeti, ordu darbe yapacak gerekçesiyle daha 6 Haziran 1950'de, Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re'sen emekliye sevk etti.
1950-1960 DP hükümetinin kısa bir değerlendirmesini yapmaya çalıştım.
Başbakan Erdoğan, Menderesin ölüm yıldönümü ile ilgili olarak yaptığı konuşmayı Necip Fazıldan şiir okuyarak tamamladı. Ben de Nazım Hikmettin bir şiiri ile yazımı tamamlıyorum. O şiirde belki Menderesin niçin idam edildiğini de bulabilirsiniz.
KORE'DE ÖLEN BiR YEDEK SUBAYIMIZIN MENDERES'E SÖYLEDiKLERi
DiYET :
Gözlerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki gözünüzle bakarsınız,
iki kurnaz,
iki hayın,
ve zeytini yağlı iki gözünüzle
bakarsınız kürsüden Meclis'e kibirli kibirli
ve topraklarına çiftliklerinizin
ve çek defterinize.
Ellerinizin ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki elinizle okşarsınız,
iki tombul,
iki ak,
vıcık vıcık terli iki elinizle
okşarsınız pomadalı saçlarınızı,
dövizlerinizi,
ve memelerini metreslerinizin.
iki bacağınızın ikisi de yerinde, Adnan Bey,
iki bacağınız taşır geniş kalçalarınızı,
iki bacağınızla çıkarsınız huzuruna Eisenhower'in,
ve bütün kaygınız
iki bacağınızın arkadan birleştiği yeri
halkın tekmesinden korumaktır.
Benim gözlerimin ikisi de yok.
Benim ellerimin ikisi de yok.
Benim bacaklarımın ikisi de yok.
Ben yokum.
Beni, Üniversiteli yedek subayı,
Kore'de harcadınız, Adnan Bey.
Elleriniz itti beni ölüme,
vıcık vıcık terli, tombul elleriniz.
Gözleriniz şöyle bir baktı arkamdan
ve ben al kan içinde ölürken
çığlığımı duymamanız için
kaçırdı sizi bacaklarınız arabanıza bindirip.
Ama ben peşinizdeyim, Adnan Bey,
ölüler otomobilden hızlı gider,
kör gözlerim,
kopuk ellerim,
kesik bacaklarımla peşinizdeyim.
Diyetimi istiyorum, Adnan Bey,
göze göz,
ele el,
bacağa bacak,
diyetimi istiyorum,
alacağım da...
endonezya sulawesi'de ölüler her 3 yılda bir mezarlarından çıkartılıp yeni elbiseler giydirilip sokak sokak gezdiriliyormuş yaa....bizde de 5 bilemedin daha erkeninde bu zat mezarından çıkartılıp miting alanında, televizyon ekranlarında gezdiriliyor.
boşuna demiyorlar; dünya halklarının kültürleri çok benzerlik gösteriyor diye...