zira kitap'ın arapça olması, verdiğim örneğin anlatmaya çalıştığı şeyi değiştirmiyor. mesele zaten kelimelerin birbirinden hiç nasiplenmemesi değil; diller tarih boyunca birbirinden kelime, ek ve kalıp alır, birbirini etkiler. buna rağmen ortaya çıkan her sözcüğü, bünyesindeki tek bir unsurun menşeine bakarak o dilin kelimesi ilan etmek ayrı bir mantık hatasıdır.
nitekim türkçe de arapçadan, farsçadan ve daha nice dilden kelime, ek almıştır; bu, o kelimeleri türkçe olmaktan çıkarmadığı gibi türkçeyi de arapça ya da farsça yapmaz.
dolayısıyla “-iye arapçadır, öyleyse türkiye arapçadır” demek, bir dilin başka dillerden nasiplenmiş olmasını o dilin kimliğiyle karıştırmaktan ibaret. biri türkçedir, diğeri arapçadır; birbirlerinden etkilenmiş olmaları bu iki dili birbirinin kopyası yapmaz.
ki mevzuyu anlatmak için verdiğim örneğin içinden yalnızca “kitap arapça” kısmını çekip çıkarmak da, oltaya neden bu kadar hevesle gelindiğini ayrıca açıklıyor.